melik

Anne oğlun Selçuk'a aşık oldu annee
8/10
·212 syf.··
2023 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2023 23:35
Selçuk Baran; edebiyatımızda perdenin gerisinde kalmış, sadeliği en muhteşem şekilde anlatabilen, melankolik ama bir o kadar da neşeli, güzeller güzeli hanımefendimiz Selçuk Baran... Baran'dan okuduğum ilk roman idi, kendisinin ise yayımladığı ikinci romanı. Açıkçası okumaya başlarken bu kadar muazzam bir şeyle karşılaşacağımı ummuyordum, beklentilerimi biraz düşük tuttum ama Baran beni eseriyle üç beş kere tokatladı. Kitapta yine kentin yitik insanlarını, onların sorun edilmezse pek sorun olmayacak sorunları, varolmayışsal sorunlarını ve öykülerinde de olduğu gibi ilginç bir aşkı işliyor. Seyfi, Nurten ve Müfit... Üç farklı insan, onlarca farklı ideal, yüzlerce farklı sorun. Seyfi taşradan kente memurluk için gelmiş annesiyle beraber tek yaşayan eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış bir tıp öğrencisi. İdeallerini annesi için harcamaya hazır yani en azından hayatının kadını olarak adlandırdığı Nurten ile karşılaşıncaya kadar hazırdı. Nurten'in Seyfi ile tanışmasıyla beraber Seyfi'nin anne rol modelini artık Nurten üstleniyor, aralarında temelinde sevgi olan ilginç ama bir o kadar da eğlenceli bir aşk doğuyor-aşkın temelinde sevgi yoktur, change my mind- Nurten, Seyfi ile iş yerinde tanışıyor. Kendisi diğer kadın memurlardan oldukça farklı, hem huy hem konum olarak. Seyfi'ye her ne kadar ilk günler mesafe ile yaklaşsa bile gün geçtikçe Seyfi'ye mecburi olarak alışıyor, Seyfi adeta bir çocuk gibi büyütüyor. Hatta evlendiklerinde Seyfi'ye işi bıraktırıp eğitimine devam ettiriyor, Seyfi'nin kendini geliştirmesi için elinden geleni yapıyor-Evren amca sen içimden geçeni biliyorsun, kısmet işleri de anladın işte- Müfit, argoda zipzip diye bir kullanım var ya işte Müfit o zipziplerden biri. Hem zeki, hem ukala, hem umursamaz yani dışarıya öyle yansıtıyor ama içinde
Bozkır ÇiçekleriSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20211,270 okunma
Reklam
sıkı tutunun, yer altına yolculuğa çıkıyoruz
8/10
·208 syf.··
2023 6. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2023 18:48
Eğer kitap hakkında genel bir fikir edinmek için buralarda dolaşıyorsanız sizi önden bir uyarı ile karşılayacağım. Eğer cinsellik, uyuşturucu, kan vb. şeylere bir hassasiyetiniz varsa bu kitabı okumayın. Yok illa inatçılık yapıp okuyacağım derseniz de gelip incelemelerde kitabı bu yanı ile olumsuz eleştirilerinize mazur bırakmayın. Çünkü çok komik duruyorsunuz :) Kitaba dönecek olursam, kitabı okumaya daha doğrusu Hakan Günday'a uzun süredir başlamak istiyordum. Dün kafamı dağıtmak için gittiğim sahafta şans eseri karşılaştık ve ben de hemen alıp başlamak istedim. Kinyas ve Kayra ile başlanılması önerilse de ben onu sona saklayacağım büyük ihtimalle. Çünkü öyle mükemmel bir eseri bitirip diğerlerinin beni içine çekememesinden korkuyorum. Bu nedenle eğer Hakan Günday'a başlamak istiyorsanız şüphesiz doğru yerdesiniz. Burayı hallettiysek kitabın içine biraz daha dalalım, yer altı bizi çağırıyor ;) Peki nedir bu Zargana? Zargana aslında bir balık çeşidi. Kemikli uskumrugiller familyasından olan zargana balığı ince ve uzundur. Çenesi de sivri ve gaga gibidir. Peki neden kitabın ismi Zargana derseniz, Hakan Günday bize bu cevabı 94. sayfada bizzat kendisi veriyor: "Çocuk bile kendisine neler olduğunu bilmiyordu. Yaşıtları erkekliğe doğru giderken, o bir hayvana doğru yürüyordu. İçindeki Zargana kabuğunu kırmış, çocuğun iç organlarının arasında keşfe çıkıyordu." Sonraki paragraflarda da ifade edildiği üzere çocuğun hayal gücü ile beraber midesinde bir zargana balığının gezdiğine inanır(bkz: kitabın kapağında resmedilen karakterin midesi). Ayrıca bu cümlelerin geçtiği bölüm hiç şüphesiz kitabın en iyi bölümüdür. Gerek betimlemeler, gerek duyguların tarifi, gerekse kahramanımızın damarlarında gezen uyuşturucu ile beraber bizimde gezmemiz. Hepsi göz ardı edilemeyecek bir ustalıkla
ZarganaHakan Günday · Doğan Kitap · 20259bin okunma
arıyorum öyleyse varım
10/10
·192 syf.··
2023 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2023 17:33
Bir insan daha ilk romanında böyle bir güzelliğe nasıl imza atabilir? Aylak Adam Yusuf Atılgan'ın açık ara en sevdiğim romanıdır. Bu sevgimin şüphesiz en büyük nedeni karakterimizin arayışıydı. Salon edebiyatından, entel Feridunlardan ve vıcık vıcık ilişkilerden sıkılan, toplumun "aydın" olarak adlandırılan kesiminde bir zorunluluk haline gelen bu düşüncelerden kaçmasını sağlayan arayışı... Romanımız C. isimli karakterimizin kendini asla ait hissetmediği bir çevrede buluşuyla aramaya çıktığı saf sevgiyi konu ediniyor. Fakat C.'nin aradığı sevgi bambaşka bir sevgi. Onun birine tutunabilmesi için karşısındakinin kendisinden başka dayanağı olmamalıydı. Çok kaçık ama bu kaçıklığıylada doğru orantıda mantıklı bir fikir. Şimdi bu çocuk ne saçmalıyor diyeceksiniz. Sizden bu noktada gençlik aşkınızla neden ayrıldığınızı düşünmenizi istiyorum. Bana hak vereceksiniz çünkü bu tutkulu aşkın bitme sebebi size bir şeyler katan yeni keşifler yazmanızdı. Hele terkedilen tarafsanız ne dediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Romanımız mekan olarak İstanbulu seçmiş kendine iyi ki orayı seçmiş böyle tesadüfleri başka bir şehirde bulabileceğimizi sanmıyorum. Kitap 4 ana bölümden oluşuyor. Bunlar; Kış, İlkyaz, Yaz, Güz şeklinde. Atılgan'ın bu mevsimleri okuyucuya aktarışıda oldukça güzel. Eserin sevdiğim bir diğer yönü ise C.'nin kendine has ve sisteme yenik düşmemiş oluşu. Buna en büyük örnekler simit, dilenci ve avukatıyla arasında geçen para mevzuları olabilir. Sözü toparlayacal ve bu vasat incelemeyi bitirecek olursam son olarak diyeceklerim şunlardır: "Hepimiz birer C. değil miyiz? Teistlerimiz cenneti, aşıklarımız O'nu, O bizi, her pazar ideallerimizi, sinema çıkışlarında insanların sorunlarına çözümleri... Arayıp duruyoruz bir gün bulabilmek dileğiyle. Her durağa ulaştığımızda
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma