-spoiler-
Günday'ı okumaya normal olmayan bi şekilde son kitabını okuyarak başladım. Yazarın kullandığı dil ve kara mizah bana "DAHA önce aklın nerdeydi de bu adamı okumadın?" diye düşündürttü. İçinde bulunduğunuz yaşamın sıradanlığına, insanların vurdumduymazlığına, değer verilmemesi gereken şeylere fazlasıyla değer verirken asıl değerinin bilinmesi gerekenlerin nasıl yok sayıldığına çok güzel noktalardan vuruşlar yapan bir dili var. Bununla ilgili Oscar Wilde'ın çok sevdiğim bir sözü var onu da şuraya iliştirmek isterim: "Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor , hiçbir şeyin değerini bilmiyor." Günümüz Avrupa'sının fikir yapısının geçmişten beri hep aynı olduğunu, tek derdinin kendileri hariç diğer bütün devletlere ve milletlere sömürge gözüyle baktığını anlatıyor bize Günday. Kitap buram buram Oryantalizm* kokuyor. Ülkemizin son yıllarda içinde bulunduğu mülteci sorununu, doğu ve ortadoğu insanının Avrupa'ya geçebilmek için yolculuğun başından sonuna kadar nelere ve nasıl katlandığını söylüyor. Tecavüz, taciz, adeta bir ticaret malzemesi olarak görülme, soygun, gasp, ölüm, hastalık ve sevdiklerini geride bırakmak bunlardan sadece birkaçı. İnsanların onları nasıl bir yaşamın beklediğini hiç bilmediği bir geleceğe canları pahasına yola çıkmaları içinde bulundukları çaresizliğin ne kadar büyük olduğunun göstergesi. Kitabı genel olarak çok beğendim ama Gaza ile Ahad'ın Afganistan'lı sığınmacılarla beraber kaza süslü intihar sahnesi gereksiz uzun tutulmuş bana göre. Tamam çok güzel betimlemeler ve şahane bi hayat dersi verme burada da devam ediyor ama bu bölümü okurken olay akışı olmadığı için ister istemez bi süre sonra sıkılıyorsunuz, en azından ben sıkıldım. Ayrıca kitabın Gaza'nın insanlar üstünde yaptığı sosyal ve psikolojik deneyler kısmı en sevdiğim