“Anlamın tek başına kalmaması, karşı tarafta da tamamlanması… işte bu çok özel bir an.” Bazen bir şeyi hissettiğini düşünürsün, kelimeye dökmeden bırakırsın… sonra bir başkası onu senden önce söyler gibi olur. Yani paylaşımdan çok bir karşılaşma olur. Böyle anlar sık gelmez ama geldiğinde insanın “ben bunu neden yapıyorum?” sorusuna küçük bir cevap gibi durur. Belki de en değerlisi şu: Kalabalık bir etkileşim değil, doğru bir etkileşim hissi. Böyle insanlar iyi ki var.
Edebiyat
İçinde kıpırtı olması tekrardan ne güzel bir histi saniyelik de olsa kalbin mutlu bir şeysen dolayı çarpmıştı mesela umut dolu gözlerin vardı o an ama kalbi güzel insanların büyük bir lanet vardır ki daimi mutluluk yoktur onlar için..
1000Kitap
Reklam
Bazen sırtını yaslayacak kimsen yokmuş gibi hissedersin.. Tam o ân, bir ayet gelsin aklına; "Allah, kuluna yetmez mi?" | Zümer 36
1000Kitap
Doğru düzgün okuma yapamıyorum :) çünkü hayatım tamamen değişti eşyalarım dünya evim her şeyim birçok şeyim burada değil oradan ayrıldığım için mutsuz muyum hayır değilim şu an ki yerde olduğumdan mutluyum ama zor muydu çok zordu ama hemde çok çok zordu halen zor mu evet bazen çok zor oluyor. Halen alışmadın mı alıştım ama zorlanmıyor değilim. Yaşamda hiçbir şeyin aynı kalmadığını öğrendim diyebildiğim dönem oldu halende o dönemin içindeyim bu nedenle biraz yorgun hissediyorum.
İyiliğin Esareti: Görevleşen Fedakarlıklar ​Hayatın en acı verici çelişkilerinden biri, saf bir sevgi ve temiz bir niyetle başlattığımız iyiliklerin, zamanla üzerimize yıkılan yıkılmaz birer sorumluluğa dönüşmesidir. "Bir insanı kırk gün sırtında taşırsın da bir gün indirince senden kötüsü olmaz" derler ya, işte o hesap... İnsanlara el uzatmak, yüklerini hafifletmek ve hiçbir karşılık beklemeden yanlarında olmak ilk başta asil bir erdem gibi görünür. Ancak bu saf niyet, sınırları çizilmediğinde muhatabının gözünde bir mecburiyete dönüşür. Siz sadece içinizden geldiği için taşın altına elinizi koymuşken, bir bakarsınız ki o taşın tüm ağırlığı artık resmen sizin omuzlarınıza ihale edilmiştir. ​Bu döngünün en tehlikeli aşaması, gönüllü olarak yaptığınız fedakarlıkların karşı tarafın zihninde bir "görev" tanımına dönüşmesidir. İyi niyetinizle suladığınız bağlar, zamanla karşı tarafın sömürmekten çekinmediği bir hak iddiaları alanına dönüşür. Siz onun hayatını kolaylaştırdıkça, o bu konfora alışır ve kendi sorumluluklarını size devreder. Artık yaptığınız iyilikler birer lütuf veya destek değil, zaten yapmanız gereken, eksikliğinde ise suçlanacağınız rutin birer vazifedir. Kendi hayatınızdan, zamanınızdan ve enerjinizden çalarak inşa ettiğiniz bu köprüde, en küçük bir yorgunluk emaresi gösterdiğiniz an nankörlükle itham edilirsiniz. ​Günün sonunda, kırk gün boyunca sırtınızda taşıdığınız o insanı, nefes almak veya kendi yolunuza yürümek için sadece bir anlığına yere indirdiğinizde faturası size kesilir. Geçmişte sunduğunuz tüm o güzellikler, gösterdiğiniz sabır ve tükettiğiniz ömür tek bir saniyede silinir; akıllarda kalan tek şey, o son "hayır" deyişiniz olur. İnsanların doymak bilmeyen beklentileri karşısında sınır çizmeyi öğrenemediğimiz sürece, iyi niyetimiz bizi kendi
"Hayatınız bir roman olsaydı, şu an hangi bölümün başlığında olurdunuz?"
Reklam
Reklam