!Spoiler!
10/10
·792 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 19:56
Bu da bitti. Zaten çok sevdiğim bir seri. Üçüncü kitabında olayların bambaşka yerlere gelmesi aşırı sürükleyiciydi. 7. türü arıyorduk, ve bulduk da. ama biraz hayal kırıklığı oldular. Andarna'nın çekip gittiği sahne çok kötüydü, baya ağlattı beni. Ama asıl mevzu son savaştı. Violet'in hafızası silinmişti ve savaştan sonraki 12 saati hatırlamıyordu. Orada da bitti. Kim bilir ne oldu, muhtemelen Xaden tamamen bir venin oldu. o yüzden de diğer veninlerle birlikte gitti diye düşünüyorum. Gerçekten çok güzeldi. Özellikle sona bıraktığım bir kitaptı. Beni oldukça tatmin etti. Umarım 4. kitap bir an önce çıkar.
Oniks FırtınaRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20251,589 okunma
XXX
Puan vermedi·400 syf.··
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 01:47
Allah'im ben ne okuyorum bu gözler neler okuyor?? dedirten bir eserdi. Donemin insanları gercekten öyle miydi? İnsanın inançlarını yerle bir eden heva ve heveslerle dolu yaşamlar. Bir de gereksiz uzun. Yazarin en sonunda canı sıkılmış ve bitirmis kitabı. Şu an popüler. Arkadaşımla eş zamanlı okuduk. Kâh güldük kâh eleştirdik. Boşa giden zaman. Kitabın tek iyi yanı hızlı okunması.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma
Reklam
10/10
·504 syf.·
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Kapak Kızı'yla başlayan merak, Yeşil Peri Gecesi'yle zirveye ulaştı ve Osman'la da heyecan hiç durmadan, kızgınlıklar hiç bitmeden üçlemeyi tamamlamış oldum. Her kitapta farklı bir Ayfer Tunç kalemiyle karşılaştım ve her bir kitap kurgusu ve üslubu ayrı ayrı etkileyiciydi. Gerçek hayatı okuyormuşum gibi hissettim. Ve şu an şunu fark ediyorum: Osman'ı tek başına anlatmak mümkün değil. Bu üçlemeyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Ben de bu yüzden öyle yaptım. Okuyanların uzun süre bu üçlemenin etkisinden çıkamayacağını ve Şebnem’i ve Osman'ın kolay kolay unutamayacağını düşünüyorum.
OsmanAyfer Tunç · Can Yayınları · 20208,3bin okunma
7/10
·512 syf.··
2025 10. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 23:36
‎Edebiyat bazen bize ayna tutar, bazen ise karanlık bir dehlize hapseder. Lionel Shriver’ın Kevin Hakkında Konuşmalıyız eseri, ikinci tanıma tam uyuyor. Roman, sadece bir "suç" hikâyesi değil; anneliğin kutsal kabul edilen o steril imgesinin ardındaki çatlaklardan sızan, oldukça rahatsız edici bir hakikat arayışı. ‎​Eva, oğlu Kevin’ın işlediği o dehşet verici okul saldırısından sonra, aslında kendi içindeki suçluluk duygusunu ve "anormal" gördüğü anne olma halini bir mektup dizisiyle dışa vuruyor. Shriver, okuru bir mahkeme salonuna oturtuyor; ancak yargılanan sadece Kevin değil, Eva’nın kendi varoluşu, eşiyle olan iletişimsizliği ve modern toplumun ebeveynlik üzerindeki baskısıdır. ‎ ‎​Kitapta en çok altını çizdiğim cümlelerden biri olan "Son zamanlarda politika da benim için küçük, kişisel hikâyelerden oluşan bir yığına dönüştü. Artık hiçbir şeye inanmıyorum. Yalnızca insanlar ve başlarına gelenler var," itirafı, Eva’nın dünyasının nasıl paramparça olduğunu en iyi anlatan satırlardan. O, dünyayı değil, kendi küçük ve trajik evrenini çözmeye çalışıyor. ​Kitap boyunca sorduğumuz o yakıcı soru şu: Bir çocuk doğuştan mı "kötü"dür, yoksa biz mi ona o kötülüğü gıdasıyla, sevgisizliğiyle ya da fazla sevgisiyle aşılarız? Eva’nın o soğuk, mesafeli ama bir o kadar da içten dökülüşleri, okuru kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor. "Yalnızca vicdanı olan bir insana acı çektirebilirsiniz. Yalnızca boşa çıkacak umutları ya da sevdiği insanlardan uzağa düşmekten endişelenenler cezalandırılabilir," satırları, sanırım bu kitabın tüm o karanlık atmosferini tek bir noktada özetliyor. ‎ ​Bazen bir ebeveynin en büyük itirafı da şu oluyor: "Bugünlerde benim için anlaşılmak, sevilmekten çok daha önemli." İşte Eva, bu anlaşılma arzusuyla bizleri o dehlize çekiyor. ‎ ‎​Kitabın 2011 yapımı,
Edebiyat
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025238 okunma
Mitolojiyi Ters Yüz Etmek
Puan vermedi·408 syf.··
2026 20. kitabı
·
1575 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 19:01
Madeline Miller’ın anlatım tarzı o kadar akıcı ve şiirsel ki, antik döneme ait efsaneleri sanki dün yaşanmış gibi taze bir dille okuyorsunuz. Kitap boyunca yolu Aiaie adasından geçen Daidalos, Odysseus, Hermes, Medea ve Minotauros gibi tanıdık figürleri de Kirke’nin gözünden görüyoruz. ​Ancak yazar bu karakterleri kahramanlaştırmak yerine, onların da zaaflarını, acımasızlıklarını ve insani yönlerini ortaya koyuyor. Özellikle Odysseus karakterinin o bildiğimiz kusursuz "kahraman" imajından sıyrılıp, savaşın yıprattığı, şüpheci ve yorgun bir adama dönüşmesi anlatıya müthiş bir gerçekçilik katıyor. ​"Kız doğduğumda, bir süre hiç sesim çıkmamış. Annem benim zekasız olduğumu düşünmüş. Ama ne zaman ki konuşmuşum, sesim bir ölümlünün sesine benziyormuş. İşte o an benden tamamen vazgeçmişler." ​ Neden Okunmalı? ​Ben, Kirke, sadece bir mitoloji anlatısı değil; dayatılan kimlikleri reddeden, maruz kaldığı tüm zorbalıklara ve hayal kırıklıklarına rağmen kendi sesini bulmaya çalışan bir kadının özgürleşme hikayesi. ​Eğer güç elindeyken canavarlaşıp canavarlaşmayacağını seçen, acıdan bilgelik devşiren ve ölümsüzlüğün getirdiği o sonsuz boşluğa karşı hayatın anlamını arayan bir karakterle tanışmak isterseniz, bu kitap kütüphanenizin en özel yerini hakediyor. Miller, antik çağın gölgede kalmış cadısına sadece sesini geri vermekle kalmamış, ona muhteşem bir taht kurmuş.
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 28. kitabı
Merhaba arkadaşlar bugün sizlere Book•lover ❥ nin önerisiyle okuduğum , sevgili yazarımız @av.zekeriyacetin İn kaleme aldığı #kimsessizlercografyasi ndan bahsedeceğim . Hikaye, 6 Şubat depreminin hemen ardından başlıyor. Anlatıcımız, İskenderun’da yaşayan kuzeni Ferit’ten haber alabilmek için soluğu Hatay’da alır. Asrın felaketi tüm ülkeyi etkilediği için güç bela Iskenderun'a varabilmiştir.Ama Ferit'in adresinin yazılı olduğu kağıdın bir hükmü yoktur.Çünkü şehir tanınmayacak vaziyettedir.Her yer yıkılmış ayakta duran tek bir sağlam bina kalmamış. Ferit'in yaşamış olduğu apartmanı da zor bulur O da yıkılmıştır. Ferit giris katında oturuyordu ve bina da tam o tarafa yan yatmış. Her yer enkaz, her yer büyük bir çaresizlik. Anlatıcımız tam ümidini kaybetmek üzereyken, enkaz başında çaresizce bekleyen Ali ile karşılaşır. Ali; eşi ve kızı beton yığınlarının altında kalmış, kendisi ise o cehennemden bir çatlaktan sızarak kurtulmuş Iraklı bir göçmendir. Üstelik kuzeni Ferit ile aynı binada oturmaktadırlar. Ali’nin trajedisi aslında depremden çok önce, çocuk yaşta başlamıştır. İran-Irak Savaşı’nda ailesinin gözlerinin önünde kurşuna dizilmesine tanık olmuş, ardından üç arkadaşıyla birlikte İran’daki mülteci kamplarında oradan oraya savrulmuşlardır.Başlarına o kadar kötü şeyler gelmis ki Ali tüm yaşadıklarına rağmen ayakta kalabilmişti. Sığındığı son liman olan eşini ve kızını da bu depremde kaybetmek üzere olan Ali, hayatın kıyısındadır. Anlatıcımız, onun canına kıymasını engellemek, zihnini bir an olsun dağıtabilmek için yolunun İskenderun'a nasıl düştüğünü sorar. Ve Ali, acısını biraz olsun hafifletmek umuduyla anlatmaya başlar... Bu kitap bana aidiyet duygusunu, insanı tam vazgeçtiği an sarmalayan sevgiyi ve hayatın acı gerçeklerini derinden sorgulattı. Yaşanan tüm
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026105 okunma
Reklam
Reklam