Hoyrat bir güneş yanığı soluk tenimde, Hürriyet için çarpan kalbim, Portakal ağaçları ile bezeli bir çıkmaz sokak, Ve avuçlarımda tonlarca hüsran. Vefasız bir sevgili gibi, Rüzgarlar da küsmüş bu antik kente, Gölgesi bile insan yakıyor. Şehrin göbeği, bir yabancılar senfonisi, Lisanı başka, çehresi başka insanlar seyrediyor mehtabı, Şelalesi gibi coşkun akan yüreklerde var elbet, Sanırsın deli bir fişek, Adını bile bilmedikleri bir kıyıda söndürürler feneri, Yosunla karışık anason kokar elleri, Güneş doğduğunda tütün kokmaya başlar. Kuşlar ötüşür, günaydınlar yankılanır gündoğarken, Yeni bir hayat başlar gibi görünür fakat, Hep yarım kalmış hikayelerle ünlüdür bu şehir, Kimi vicdanında noksan kalır, Kimi sevdasında , Mevsimsel bir durummuş gibi görenlerde var elbet. Yok efendim yaz aşkı, kış aşkı falan filan. Karadeniz'in Çetin yaşam şartlarına ayak uyduranlar gibi, Alışanlar da var bu güneşli kentin havasına suyuna. Sanki bir ben kalmışım garip, Sanki bir ben yabancı. Bilirim , ruhu Şen şakrak şehirler vardır, Mesela İzmir gibi yahut İstanbul, Gökkuşağı gibi renkli ve hareketli, Sevinçleri kursağında kalmış gülmeyen yüzler, Ve hep dünyevi telaşlar karmaşası,
Geceye bir şarkı sözü bırak...
Anason kokarken sofralar Yaşlandırıyor seni aynalar Her geçen yıl birer birer Masadan eksiliyor dostlar...
Müzik
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Biz güne kahve içerek başlayan kızlardık ☕🙃 Sonra Anne olduk güne rezene-anason içerek başlar olduk 🍼 🤱 👼
İstanbul
Haliç’in sularında iki yaka birbirine nazırdır bir yanda surların içine çekilmiş yorgun gölge öte yanda Ceneviz taşlarında uyuyan tuzlu hatıra aralarında köprü ne tam geçiştir ne tam ayrılık balıkçıların sabrı kadar uzun martıların ezelî çığlığı kadar eski ve zamanın unuttuğunu hatırlatan mısradır derler ki değişmiştir şehir oysa değişen insanın içidir rüzgâr yine eski yerinden eser su yine ezelden beri aynı duayı taşır dalgaya İstanbul tek yüzlü olmayan bir nûr şehir her sokağı başka vakit her taşı başka bir sır saklar teninde açan erguvanlar damarlarından sızan hatıradır üzümün en mayhoş mevsiminde insan meyhane arar bir kemerin gölgesinde bulur kendini anason buğusunda silinmiş masalarda yarım kalmış aşklar yarım söylenmiş türküler eski bir gazeldir gece
Ümmühan Yıldız
Anason kokan sofraların umudu bitmiş ikilisiyiz...
BENİ ÖPTÜĞÜN YERLERDE
Bu kocaman yatak nasıl da boğazıma sarılır, Beyaz çarşaflar karartır geceleri Az önce bana emanet ettiğin nefeslere gözünü dikmiş gibi, Can suyumu yaradandan önce bana sen vermişsin sanki Yaşım yirmilerde, bir ömür beklemişim sesini Bir fincan türk kahvesi yaptım, kırk yıllık misafirimsin belli ki… Yokluğunla kavga eden ben, Senin olmadığın bu evlerde Sana küsüp habersiz, telaşla barışan seninle Adem ve Havvadan sonra, adına yapılan tüm yeminlerle Semaya dua için şükür ile açılan bütün o ellerle Rab üzerine, üzerinden bütün peygamberlerle Bütün kutsalların üzerine çok şükür bin şükürlerle Varlığına sığınırım olup olmadığın her yerlerde Ama yoksun diye mey de ağırlaşır, anason kokarım Bir aşık olursam, elime bir saz alırım Gözlerim bulanıklaşır, adını fısıldarım Senin kalbin sıkışsa asıl ki ben kanarım Aşkıma sahip çıkarım, yanarım kurşunlanırım. Canın sağ olsun, Beni öptüğün yerlerde yaşar, yaşlanırım. -EynaDila
Şiir