AYDINLIKTA KOŞAN AT
Aydınlıkta koşan at gibidir bakışların
Sen ki, düş kırıklığım, anılar deltasında Sesini duymuyorsun sihirli yokuşların Sana da bir yer açtım şiir haritasında
Bırak da çekirgeler bölsün uykularını
Kaynatılmış anason suyundadır düşlerin
Aşkın şelalesinde yıka duygularını
Kafdağı'nın yüzüne benzesin gülüşlerin
kalbimdeki kazığı sökebilirse eğer beklemek
yeniden dirileceğim senin dudaklarında
bir ibadet olacak hasret
ve senin dudaklarında patlayan
kanlı kaynakta yıkanacağım
beni saran bu karanlık rahimden kurtulunca
ve karışıp suya
mezopotamyada
altın bir çeşmeye döküleceğim şırıl şırıl
kim bilir ne hoştur
kim bilir ne kadar sarhoştur toprak oralarda
anason kokar, sonsuzluk kokar, emek ve inanç
ve direnç kokar. oysa, kokusuzdur sonbahar!.
Kimene Meyhanesi’nde başlamıştı gece, anason kokusuyla, çingenelerin yanlış çaldığı “Azizem” şarkısıyla, Engin’in ağzında pipo, sağ başta. İhtiyar, boş şişeler, kafalar dumanlı, ortada midye dolması, iyi ki çektirmişiz bu fotoğrafı. Özgür günlerim de var diyebiliyorum.
Meyhane hıncahınç.
Ağır keman taksiminin ardından umulmadık kıvrak bir ezgi.
Yükselen sesler, kalkan kadehler. Garsonlar alesta, şişeler boşalıyor, yerine yenisi açılıyor.
Havada salınarak gezen sigara dumanları, kesif anason kokusu.
Hüzünden neşe akış.
Gizli bir telaşla, süratle.
Birbirine değmeyen hayatların şehri burası.