Ve şimdi Kızıl Ölüm'ün varlığı kabullenilmişti. Gece hırsız nasil gelirse, öyle gelmişti. Sefa düskünleri sefalarının kanla bezenmiş salonlarında teker teker düştü, her biri onun düşüşünün o çaresiz postürünü alarak öldü. Ve üçayakların alevleri söndü. Ve Karanlık ve Kokuşma ve Kızıl Ölüm her şeyin üzerinde ket vurulamaz krallıklarını sürdü.
Bir an için eşikte titreyerek, sallanarak durdu-sonra, kısık, inleyen bir çığlıkla, kardeşinin gövdesinin üzerine devrildi, şiddetle can çekişiyordu artık, nihayet canını teslim ediyordu ki; erkek kardeşi cansız yere yıkıldı, o da beklediği dehşetin kurbanı olmuştu sonunda.
Karanlık, bu zihin için davranışlar evreniyle fiziksel evrenin tüm unsurlarının üzerine sanki yekpare, kesintisiz tek bir ışıma gibi saçılan, doğuştan gelen müspet bir meleke gibiydi.
İçinde oturduğu bina hakkında bazi boş inançların mahpusu olmuştu; bu binadan yıllarca hiç çıkmamıştı- burada tekrar anlatamayacağım kadar karanlık kelimelerle anlattığı hayali gücün etkisi yüzünden- aile malikânesinin sadece şekli ve içeriğindeki bazı özellikler, demişti, onlara cok uzun süre maruz kaldığı için, ruhunu da eline geçiren bir etki yapmıştı- gri duvarların ve kulelerin fiziksel özellikleri, hepsinin yukardan izlediği donuk göl, sonunda, onun varlığının davranışsal tarafı üzerinde bir etki göstermişti.
Demek istiyorum ki, derine dalmayı fazla kaçırmak diye bir şey de var hayatta. Hakikat her zaman bir kuyunun dibinde olmuyor. İşin ashnda, hayattaki daha önemli bilgilerin her zaman yüzeyde olduğuna inanıyorum ben.