Puan vermedi·158 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
Bir kitaba yapılabilecek övgülerden biri o kitabı tekrar okuma isteğidir. Şeyh ve ayna, Bir ses gelseydi eğer, doğmak ve ölmek, Deli Dumrul ve dünyeviliğin ötesi, Türk ve müslüman olmak , Solaris, Üçüncü Sır başlıklı bölümler bulunmakta . Kitapta en çok öne çıkan ve beni etkileyen tasarımsal bir vaka " Bir Ses Gelseydi Eğer " idi. Diğer kısımların dili çok akıcı değil ve özellikle Türk-müslüman kimliği ve vahiy konusunda tekrar tekrar okunmalı. Çünkü bazı yerler çok subjektifti. Baştaki vakalardaki terapist kimliğinin öne çıkmasından sonra dini konulardaki öznelliği yer yer rahatsız etti . Kitap baştan sona doğru bireyin bu dünyadaki 'kim'liğinden hareketle 'ne'liğine doğru bir anlatı yaparak ve yazarın da ifade ettiği gibi, insanın hayatında aşkın bir anlam bulmadan psikiyatrinin de çaresiz kaldığı anlamsızlık ve boşluk hislerinin tam anlamıyla giderilemeyeceğini söylüyor. Okunmaya değer, sadece Bir ses gelseydi eğer kısmı için bile değer.
Şeyh ve ArzuSaffet Murat Tura · Metis Yayıncılık · 2002145 okunma
İyi Kitap
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 04:38
Kitap dinlemeye dair önyargılarım vardı. Sonra bir vesileyle sesli kitap uygulamalarından birinden bir aylık üyelik aldım. Bu kitap dinlediğim ilk kitaptı. Beni yerden yere vurdu. Hem çok tanıdık, hem çok yabancı bir aile hikayesi… Her bir karaktere iç sesleriyle yer veriyor. Hepsi çok gerçek. Hayatımdaki insanlara benzerlikleriyle beni şaşkına çevirdiler. Sonra bir noktada karakterlerden birini kendime öyle yakın hissettim ki, bu ancak usta bir kalemde çıkmışsa hissedebildiğim bir duygu. Ayrıntılarla örülmüş, hem insanı merakta bırakan hem derinden etkileyen şekilde gelişen bir olay örgüsü var. Velhasıl bu kitap, sesli kitaba dair önyargımı da kırmıştır. Ne mutlu bana:) -Çiğdem karakteri sana çok başka bi gıcık oldum kızım, seni var ya gözüm görmesin.-
1000Kitap
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir damlanın peşinde bir ömür…
Puan vermedi·86 syf.··
2026 583. kitabı
İskender Pala’nın Su Kasidesi adlı eserini okurken bunun yalnızca tarihî bir roman olmadığını düşündüm. Bana göre kitap, sevginin insanı nasıl dönüştürebileceğini ve bir inancın insan hayatına nasıl yön verebileceğini anlatıyor. Eser, Fuzûlî’nin aynı adlı kasidesinden ilham alırken okuyucuyu hem tarihî bir yolculuğa çıkarıyor hem de manevi bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kitap boyunca olaylardan çok insanların duygularına, inançlarına ve arayışlarına odaklandım. Çünkü anlatılan hikâyenin merkezinde yalnızca geçmiş değil, insanın kalbinde taşıdığı sevgi var. Beni en çok etkileyen nokta, sevginin burada sıradan bir duygu olarak değil, insanı olgunlaştıran ve anlam arayışına yönelten bir güç olarak ele alınması oldu. Günümüzde sevgi çoğu zaman sahip olmakla ilişkilendirilirken, bu eserde sevginin daha çok adanmak ve anlam bulmakla ilgili olduğunu hissediyoruz. İskender Pala’nın dili yer yer ağırlaşsa da metnin ruhuna uygun bir derinlik taşıyor. Özellikle divan edebiyatına yapılan göndermeler, kitabı sadece bir roman olmaktan çıkarıp kültürel bir yolculuğa dönüştürüyor. Bu nedenle eser, yalnızca bir hikâye okumak değil; aynı zamanda geçmişin düşünce dünyasına misafir olmak gibi. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu soru kaldı: İnsan sevdiği şeye ne kadar yaklaşırsa, kendine de o kadar yaklaşmış olur mu? Çünkü kitap boyunca sevginin yalnızca bir duygu değil, insanın kendini tanıma yolculuğunun da bir parçası olduğunu düşündüm. Kısacası Su Kasidesi, tarih, edebiyat ve maneviyatı bir araya getirirken okuyucuyu sevginin anlamı üzerine düşündüren etkileyici bir eser. Anlattığı hikâyeden çok bıraktığı duyguyla hafızada yer eden kitaplardan biri.
Su Kasidesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20201,333 okunma
İnsanlığın ilk hikayesine yolculuk…
9/10
·252 syf.··
2026 21. kitabı
Mitoloji ve tarihî romanlar her zaman ilgimi çekmiştir. Bu nedenle İskender Pala’nın Akşam Yıldızı romanı daha ilk sayfalardan itibaren beni etkisi altına aldı. Göbeklitepe’nin gizemli atmosferinden yola çıkan yazar, okuru insanlık tarihinin henüz yazılmadığı zamanlara götürüyor. İnançların, korkuların, aşkın ve hayatta kalma mücadelesinin şekillendirdiği bu dünyada, insanlığın medeniyete giden ilk adımlarına tanıklık ediyoruz. Romanın en güçlü yönlerinden biri, tarihî ve mitolojik unsurları başarılı bir şekilde harmanlaması. İskender Pala, sadece bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda insanın anlam arayışını, doğayla ilişkisini ve bilinmeyene karşı duyduğu merakı da sorgulatıyor. Göbeklitepe’nin gizemini kurguya ustalıkla yedirirken, okuyucunun hayal gücünü sürekli canlı tutmayı başarıyor. Kitap boyunca kendimi zaman zaman bir tarih yolculuğunda, zaman zaman da mitolojik bir anlatının içinde hissettim. Karakterlerin yaşadıkları, dönemin şartları ve yazarın betimlemeleri sayesinde anlatılan dünya gözümde canlandı. İskender Pala’nın akıcı ve zarif dili de romanın sürükleyiciliğini artıran en önemli unsurlardan biriydi. Tarih ve mitolojiyi seven biri olarak bu romandan çok etkilendim. Hem düşündüren hem de merak duygusunu canlı tutan bir eserdi. Kitabı bitirdiğimde geriye sadece güzel bir hikâye değil, insanlığın geçmişine dair pek çok soru ve düşünce kaldı. Bu yönüyle Akşam Yıldızı, benim için unutulmaz okuma deneyimlerinden biri oldu.
Akşam Yıldızıİskender Pala · Kapı Yayınları · 20208,1bin okunma
Puan vermedi·440 syf.·
2026 6. kitabı
Betimlemeler oldukça yoğun ve anlatı tek bir düzlemde ilerlemiyor; farklı zaman dilimleri arasında kopuk kopuk geçişler yapıyor. Bu yüzden kitaba hiçbir beklenti taşımadan başlamak gerekiyor — ne sonunu tahmin etmeye çalışarak ne de okurken keyif alıp almadığını ya da sıkılıp sıkılmadığını sorgulayarak okumalı. Akışına bırakılması gereken bir kitap.
Gelişin BilmecesiV. S. Naipaul · Can Yayınları · 201339 okunma
8/10
·112 syf.··
2026 64. kitabı
Georges Perec, Uyuyan Adam’da zihnimizin en kuytu, en korumasız köşesine sızıp bizi kendimizle baş başa bırakıyor. Yirmi beş yaşında bir gencin, bir sabah aniden yataktan çıkmayı, sınavlarına girmeyi, arkadaşlarıyla buluşmayı, kısacası "yaşamayı" reddetmesiyle başlayan o durağan süreç, sayfalar ilerledikçe içinizde bir yerleri bir sızlama ile dolduruyor. Bu vazgeçiş sıradan bir tembellik ya da geçici bir moral bozukluğu değil; insanın dış dünyaya, o bitmek bilmeyen "başarma ve var olma" zorunluluğuna karşı verdiği radikal, sessiz ve bir o kadar da yıkıcı bir protesto. Kitabın o mesafeli ama bir o kadar da içimize işleyen "sen" dili, sanki aynadaki kendi aksimiz bize fısıldıyormuş gibi bir his yaratıyor. Karakterin odasındaki eşyaları, sokaktaki insanları veya zamanın akışını hiçbir anlam yüklemeden, sadece birer nesne gibi izlemesi, modern hayatın üzerimize yıktığı rollerden kaçarken aslında kendi benliğimize ne kadar yabancılaşabileceğimizi gösteriyor. Perec, her şeyden elini eteğini çekip mutlak bir kayıtsızlığın arkasına saklanmaya çalışan bir insanın içsel çözülmesini o kadar çıplak anlatmış ki, zihnimizdeki o "dünyayı durdurup inecek bir yer bulma" illüzyonunu bir çırpıda darmadağın ediyor. En sarsıcı olanı ise, bunca eylemsizliğin ve yalnızlığın sonunda gelen o acımasız farkındalık: Dünyadan tamamen kaçmanın da bir çıkış yolu olmadığını, yalnızlığın hiçbir şeyi iyileştirmediğini anladığınız o an, insanın göğsüne ağır bir taş oturuyor. İnsan doğasının o en karanlık, en yalıtılmış dehlizlerinde dolaşan ve bittiğinde sizi kendi odanızın sessizliğiyle baş başa bırakan, sarsıcı bir iç döküm bu.
1000Kitap
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma