İFK HADİSESİ (Hz. Aişe Anlatıyor)
Allah (ﷻ) şöyle buyurdu: 🌷 İçinizden (harcama ile) fazilet ve servet sahibi olanların akrabaya, yoksul (miskinlere) ve Allah yolunda hicret eden (muhacirlere, mallarından) bir şey vermeyeceklerine dair yemin etmesi (gerekmez). Affederek (terk etsinler) ve kusurlarını görmezlikten gelsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah (kusurları) çok bağışlayan ve (Tevbe eden kimseye) merhametli olandır. Sebeb-i Nüzul: Hz. Ebubekir’in “Aişe konusunda söze dalan akrabaya, (teyzesinin oğlu, miskin ve muhacir) Mistah ve ashabına asla infakta bulunmayacağım” şeklinde yemin etmesi üzerine Nur suresi 22. Ayet nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Ebubekir “Evet, ya Rabbi! isterim” dedi. Bu ayetin ardından akrabasına ikram ve ihsanda bulundu. Ardından Aişe ve Safvan konusunda söze dalan Abdullah ibn Übeyy ve ashabı hakkında Nur Suresi 23. Ayet nazil oldu. (İbn Abbas - Nur 22. Ayet) 🌷 O namuslu (hür), bir şeyden (zinadan) habersiz (iffetli), mümin kadınlara (Tevhid ehli Aişe’ye) zina iftirası atanlar, bu dünyada da (celde cezası ile) ahirette de (cehennem azabı ile) lânetlenmişlerdir. Onlar için büyük (dünyada olandan daha şiddetli) bir azap vardır. Sebeb-i Nüzul: Ben habersiz iken bana iftira atılmış ve daha sonra bu bana ulaşmıştı. Şöyle ki: Rasulullah (sav) benim yanımda oturmakta iken birden ona vahiy geldi. Ona vahiy geldiği zaman onu uyuklama hali gibi bir hal kaplardı. Benim yanımda otururken vahiy geldikten sonra yüzünü silerek doğrulup oturdu ve “Ey Aişe müjdeler olsun” buyurdu. Ben de “Allaha hamd olsun, sana değil” dedim. Bunun üzerine Peygamber (sav), Nur Suresi 23-26. Ayetlerini okudu. (Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, XLI, 245 (24720, Şuayb el-Arnaut); İbn Hibban, es-Sahih, XVI, 21 (7102); Taberani, el-Mucemül Kebir, XXIII, 121 (156); İbn Cerir et-Taberi, Camiul
Edebiyat
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Reklam
Bir (gidince oldu iki) diş çekimi ne kadar kolay (!) olabilirdi
Sabah dişçi hazırlığı. Yüzümü yıkadım, 2-3 saat erken kalkıp yattığım ama uyuyamadığım için gözlerim ağrımıştı. O yüzden gül suyundan sonra oraya nemlendirici ekledim ama hem uykuluyum hem de uykusuzluğun hafif sarhoşluğunu birden yaşıyordum: düşünmeden ve gıcıkça cevaplar veriyordum. Saçıma elimi kullanacağım boyda. 🫠😍 Ablama denk gelmiştim, bir olay anlatıp akılla ilgili bir şeyler dedi. Sonra "Ben en akıllıyım değil mi?" deyince şak diye ağzımdan "Çünkü benimki şu an uyuyor." çıkınca şok olup elimle ağzımı kapattım. Ve açtıktan sonra "Bugün içimde sayko ve şerefsiz birisi uyanmış gibi. Pek kendimde değilim, kontrol edemiyorum lütfen ciddiye almayın." dediğimde ne diyeceğini bilemese de gülmüştü. Normalde de laf çarparım ama gerektiği yerde ve utanç da hissetmem. Tekrar uyumak istiyorum ama uyuyamıyorum. 4' teydi arayıp 11' e aldılar akşama doğru. O yüzden can sıkıntım dünden geliyor. Ne güzel kendimi ayarlayıp planlama yapmıştım. -_- Annemler kahvaltı ederken ben kahveye geçmiştim. (Normalde yemek üstüne direkt içmem ama sevmediğim doktor ve dişten ötürü gidiyorum ayılmam lazım: ablamlara böyleyken kim bilir ona ne derdim?) Annem hazırlanmamı söyledi. "Hazırım ki, hem sevmiyorum hem de dişimi çekeceğini bilerek gidiyorum bu halime şükredilmeli: pantolon giydim. Kendimi kurbanlık sırasına girmiş kuzu gibi hissederken ne süslenmesi, hiçbir şey yapasım gelmiyor. Bitse de gitsek modundayım. Kahveyi de acı yapmışım. Günümün nasıl geçeceğini önden bildiriyor gibi." deyip gülmüştüm. Normalde acı kahveyi seviyorum ama normal yapmak istemiştim. Suyu ölçmeden koydum, kahveyi de hızlıca koyarken az ve çok haliyle ilgilenmedim: her haline uyum sağlarım yeter ki su gibi olmasın. Sonra benimle biraz uğraştılar ama bu bile kendime getirmedi. Bu şeyden nefret ediyorum tekrar
Hayata Dair
Saat 22:22 ve ben seninle girdiğimiz iddayı kaybettim diye hiç üzülemedim.. Adını koymamıştık aslında ama ikinizin de isteyeceği şey en başından belliydi aslında.. “Bir kere sarılalım” yeter dediğinde yanılmadım ve şike yapmak yok desem de üzülmedim.. Sen klasik bir galatasaraylı ben pis bi fenerli nasıl güzel olurdu seninle birlikte derbi izlemek.. Dün yazarken yarım kalmıştı onun gibi öfkememi yenik düştüm yoksa vicdanımamı yenildim bende bilmiyorum. Hani derler ya naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum diye. Öyle işte benimkide. Naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum. Neye ağladığımı bende bilmiyorum suan. Yeniliyor oluşuma desem bu ilk kez olmuyor, Çaresizliğime desem elimden geleni yapıyorum, Zorunda bırakıldıklarım desem ona da alıştım sanırım, İçim çıkarcasına yakıp yıkıp gitmek istiyorum buralardan. Sustukça kendimi daha da tanıyamaz hale geliyorum. Bu sadece ona kestiğim bir hesap değil en başından beri biliyorum. Onunla birlikte kendime de en ağır hesabı kesiyorum ve sonra durup düşününce elim avucum bomboş kalıyorum. Yetmez gibi oturup birde halimize ağlıyorum işte. Haksız olduğumu kabul ettiğim zamanlar pek nadirdir aslında. Öyle zamanlarda ettiğimi düşünmek istemem pek. Kaçarım. Bu benim kendimle yüzleşmek istemeyişimden sanırım. Korkarım çünkü. Neyden dersen de kaybetmekten derim. Şimdi dönüp madem kaybetmekten korkuyorsun neden haksız olacağın şeyler yapıyorsun diyeceksin biliyorum. İşte orda her şey kapkara. Bunu kendime bile acıklayamıyorken sana açıklamam pek mümkün değil gibi. Sanırım bu benim en büyük eksikliğim.. Canım yandığında susup bir köşede kaldığım çok zamanlar oldu. Kimse canın yanıyor mu sende bir kalp taşıyorsun demedi sesim hep kısıktı. Güçlü olmak zorunda kaldığım zamanlarda burnumu hiç indirmezdim. Beni acıtanın canı
Basit bir şey olmayınca ne kadar zorluk çıkıyor?
Bu arada kendisi gelmeden 1 saat önce balkonda kilitli kalmıştım. Geldiğini görünce : "Woo, kurtarıcı adayı: Hoş geldiniz Kral." Garipserken- acaba bu sefer altından ne çıkacak edasıyla- "Hoş buldum." "Dönüp size kapıyı açamayacağım umarım anahtarınız vardır? Saç falan uzatamam saçım kısa, burası da zemin kat ama olsun. Kolum saçımdan daha uzun?? Bir bacak boyuna bakar ya? Premses (!) balkonda mahsur kalmış olabilir. :)P" deyince gülmeye başlarken beni zorbaladı. Bana kapıyı açtıktan sonra "Burada bir tane daha vardı, onu kullanabilirdin." dedi ama anahtarı çıkarışı ve bakışları bile muzip bir zorbalıkla doluydu. O anlarda utandım nedense. Bir şey demedim. İkincinin varlığından yeni haberim oldu. Bu sırrı ona söylemedim. (: Sonra başka bir şeyler daha demişti gülerek. Kahvesini yaptıktan sonra meyve tabağımızı götürdüm. Yıkamadığım bulaşıkların lafı edilmesin ve diğerleri de gülsün diye "Baba gelene kadar balkonda mahsurdum. Evet kapı önünde olmamama rağmen neredeyse suratıma kapanmış gibi oldu. Bulaşıklar yıkanmadı artık bahanem de vaarrr: kesin soracaklardan önce davranıyorum. Ve işte Kurtarıcım ve meyve keyfimiz. Beni kurtardığı için kendine kızıyor da olabilir. 》《 Eskiden sadece dalga geçerdi şimdi zorbalıyor biliyor musunuz? Hakkını da tam veriyor arkadaşlar. O yüzden bir gün bir yerde kilitli kalınca beni arayın ben sizi daha az zorbalarım. >< Hadi meyveye yetişinnn, baay." videosunu aile grubuna atmıştım. Başka bir olaydan ötürü daha komikti: havalimanına herkes gidiyordu. Ben suyu dökmek ve yemek + mutfak toplaması yapmak istediğim için kalmak istedim: annem yorulmuştu baya. Tam kıyak geçmek istedim. Ben suyu hazırlamak için biraz önden çıkarken anahtarımı kapıya geçirip çıktım. En son ablam koştura koştura geldi. Ben suyu döktüm, gittiler. O gün gidecek
Hayata Dair
Uykusuzluk ve migren ikilisinden mi böyle bilmiyorum
Saat 10.50 randevusu için 9.33' e alarm kurmuştum. Sonra 9.50' de randevum var diye 7.40 gibi kalktım. -Neredeyse hiç uyuyamadım.-8.15' te çıkmak için? Ben demin hazırlanıyordum, annem beni aradı. Kalktığımı görmüştü. +: "Ne oldu?" -: "Hastaneye kaçta gideceksin?" +: "9.15' te." -: "Randevun 10.50 değil miydi?" +: "Yoo, 9.50?" -: "Emin misin, dün 10.50 diyordun. Bir bak." deyip kapatmasıyla ne yaşadığımı sorgulamaya başladım. Bir yandan bakıp anneme mesaj atıyorum. Bir de 7.10 gibi bir titreşim sesi geliyordu. Sandım telefonu sessizde bıraktım ve alarm öyle çalıyor. Bir gözümle ucundan kol saatime bakıyorum: 7.15 sonra içimden "Yoksa bu saatte beni biri mi arıyor, nereden geliyor bu lanet ve uzun süreli ses? Bu saatte beni kimse arayamaz ki. Sus artık, açmıyorum işte anlasana. Hiçbir insanın acil durumda koşacağı ilk insan değilim. Niye öğleden önceee? Seni geberteceğim!" deyip en son baktım. Benimki değil. Ama titreşimde kalmış. 🙃 Ses açınca alarmı gördüm 9.33 vs. artık saçmalıklarla gördüğüm rüyalardan ve o olaydan sonra baya zaman geçmiş sandım. Odada ablam "Bu saatte ne yapıyorsun, iki saat önceden hazırlanmak ve sen, zıbar yat. 15-20 dk sana yeterdi. Fazlasından ödün vermezdin bir de sabah.." gibi bir şeyler de demişti ben de sessizce "Saat yaklaşıyor ben uyuyamadım diye kalktım. Bir de bir b.k kafalının uyanması 5-7 dk sürdü. İkinci yastığı kafama bastırırken onu bulamadım. Zor uyanıyorsan titreşim koyacağına müzik koysana! Çaldığı gibi elime alıp kapatan insanlar için varlıkları sivri sinek gibi."... deyince aramıştı işte. Sinirlerim bozuldu. Sabah mallığıma dakikalarca kahkaha atıp sonra sinirden ağlayabilirdim. Saçma sapan rüyalarla başladı, o saatte işin ne ya, daha sonra gelseydin zaten uyuyalı 3-4 saat olmuştu. Ve hâlâ yatıyor diye hiçbir şey yapamıyorum,
Hayata Dair
Reklam
Reklam