9/10
·528 syf.··
2026 47. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 02:17
Selamlarrr Bugün sizlere kalemiyle ilk kez tanıştığım bir yazar ve kitabıyla geldim. Kitabı elime alınca akıp gitti zaten inanılmaz hızlı akan bir kalemi olduğunu düşünüyorum yazarın. Şimdi kitabın konusuna gelecek olursam ve benim iç serzenişlerime hazırsanız buyrunuz yoruma; Melek üniversite son sınıfa geçmiş bir Mimarlık Fakültesi öğrencisidir. Ankara'da okuyan Melek kuzeninin ısrarları sonucunda üniversitenin son yılını İstanbul'da okumak ister. Her ne kadar kuzenin ısrarları olarak düşünsek de aslında olayın temelinde epey köklü bir aşk hikayesi yatmaktadır. Zira lisede aşık olduğu ve kendisinden bir haber olan playboyumuz Murat, Melek'in kuzeni ile aynı kampüs içerisinde okumaktadır. Playboy diyorum çünkü önüne gelen her kızla yatan, kızları sadece cinsellik olarak gören, asla ciddi ilişkisi olmayan bir karakter. (Ciddi ilişkiye gelememe sebebine ben hak veriyorum çünkü ağır darbe yediğini düşünüyorum Murat karakterinin. Gerçekten ben milletin Murat'a sövdüğü kadar sövmedim kitapta ta ki son sayfada giydirene kadar) Velhasıl kızımız İstanbul'a gelir, Üniversitesi'ne başlar, ve daha okuldan içeriye adımını atar atmaz iki yakışıklının dikkatini çeker; Murat ve İlker.. Her ne kadar bizim hedefimiz Murat olsa da İlker'in gösterdiği tepkiler, karaktere olan yaklaşımı, ondan etkilendiğini her şekilde belli etmesi okuyucunun yönünü ona çeviriyor. (Nasıl çevirmeyelim zalımın oğlu, lülük saçlım ) Yalnız biz hiç Murat' ın da yönünü Melek'e çevireceğini düşünmüyoruz. Ta ki Melek'in yıllardır ona olan aşkını öğrenene kadar. Beyefendi Melek'in kendisini sevdiğine dair kanıtlamasını ister.(hoşt köpek dedim ben burda çünkü kanıttan kastı başkaydı resmen arkadaşlar) bizim kız da saf tabii yıllardır Murat'a karşı hislerini yazdığı defteri kendi elleriyle ona teslim eder, "al
Aşka Düşüş 1 - GalataMehtap Fırat · Ephesus Yayınları · 202638 okunma
Parasını çöpe atmak istemeyenler bu yorumu dikkatlice okusun
5/10
·504 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 23:09
Sosyal medyada çok sık paylaşılan kitaplara karşı önyargımda ne haklı olduğumu kanıtlayan bir kitaptı. Bookstagram’ların %99’unun kitap paylaşımlarını azımsanmayacak bir ücret karşılığında yaptığını biliyoruz. Ve bu kitabın ‘reklam’ına da epey para harcandığı belli. Aksi takdirde böyle vasat bir kitabın haftalarca keşfetimi işgal etmesi mümkün olmazdı çünkü gerçekten övülecek hiçbir yanı yok! Anlaşıldığı üzere Bookstagramlar, içi boş övgüleriyle kitabı balon gibi şişirerek aldıkları paranın karşılığını epey iyi vermişler. İlk başta kitabın 3. şahıs bakış açısıyla yazılmasını sevmemiştim ama keşke bu kadarla sınırlı olsaydı… Okudukça sevmemek için çok daha fazla neden buldum. Bunları size kısaca sıralayıp neden paranızı çöpe atmamanız gerektiği hakkında fikir vereyim biraz. Kitap kızımızın annesinin ölümüyle başlıyor ama durun öyle hüzünlenmeye, duygulanmaya falan hiç gerek yok. Çünkü kız annesini güya çok sevse bile ne yasını tutuyor ne de onu kaybetmenin duygusal boşluğunda süzülüyor. Düşündüğü tek şey ‘benim görevlerim var, annem sorumluluklarımı yerine getirmemi isterdi, onun büyü gücünü ben devraldım ve buna layık olmalıyım’ tarzında zırvalıklar. Yahu evdeki bitkisi solunca bile üzülür insan, annesini kaybeden birinde nasıl bir gram duygu olmaz? Neyse, hadi bu kısmı kız pek duygusal değil diyerek geçiştirelim ve bir sonraki saçmalığa geçelim… Cenaze işlemleri tamamlanır tamamlanmaz bir sabah kapılarına iki adam geliveriyor. Meğer annelerinin bankaya yüklü miktarda borcu varmış ve gelen adamlar da bankacıymış. Ophelia’yı (ana karakter) ve kız kardeşini (Genevieve) alıp bankaya götürüyorlar önlerine bir sürü çek koyup evlerinin ipotekli olduğunu söylüyorlar. Ophelia çeklerdeki imzanın sahte olduğunu fark ediyor ama bankacılara gıkını çıkarmıyor bu konuda. Sonra
PhantasmaKaylie Smith · İndigo Kitap · 2026143 okunma
Reklam
Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
Boğazda Düğümlenen Bir Tatlı: Altı Harfli Bir Tatlı
10/10
·248 syf.··
2026 3. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 10:16
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatıp kenara koyamazsınız; içindeki karakterler sizinle yaşamaya devam eder. Şermin Yaşar’ın bu kitabı da benim için tam olarak böyle oldu. Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: "Hep bırakılanları konuşuyoruz, bırakanları ise hiç dinlemiyoruz..." Yalnızlık ve Kimsesizliğin Kesişme Noktası Hikaye, bir köyde yolları kesişen Selime Teyze ve Meltem’in birbirine yaslanışını anlatıyor. Selime Teyze, eşini genç yaşta kaybetmiş, çocuklarını binbir emekle büyütmüş ama günün sonunda o çok özlediği "kalabalık sofralara" hasret kalmış bir kadın. Bir kızı evlenmemiş, diğeri boşanmış ve kendi sancılarıyla meşgul, oğlu ise eşinin baskısıyla annesine sırtını dönmüş... Selime Teyze sadece kapısının çalınmasını, torunlarının okul çıkışı gelmesini, sessizliğin sesle bölünmesini bekliyor. Öyle bir bekleyiş ki bu, sonunda her şeyi bırakıp bir köye taşınıyor; sırf "Acaba beni arayacaklar mı?" diye kendi içinde bir sınav veriyor. Meltem ise hayatı boyunca "bir yere ait olma" çabasıyla kavrulmuş. Annesi tarafından terk edilmiş, babasının kurduğu yeni ailede kendisine bir yer bulamamış, üvey annesi tarafından istenmemiş bir çocukluk... Babasının evine her gidişi bir umut ("belki bu kez kal der"), her dönüşü ise upuzun bir hayal kırıklığı. Onu büyüten babaannesi ve dedesiyle geçen akşamlar, erkenden uyuyakalan yaşlıların sessizliğinde kurulan hayaller ve her kapı çalışında "Annem mi geldi?" diye dolan o masum ümitler... Tatlıların Acı Hatıraları Kitapta beni en çok sarsan detay, yediğimiz tatlıların bazen en büyük acılarımıza şahitlik etmesiydi. Meltem, bazı tatlıları hayatı boyunca bir daha yiyemiyor; çünkü o tadın altında ezilen bir veda ya da bir hüzün var. Meltem’in evliliğinde de sadece "sevilmek ve dinlenmek" istemesi ama eşi tarafından bir
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 09:08
R. D. Laing'e göre birey birincil ontolojik güvenlik ihtiyacı giderilmediğinde kendini güvende hissetmediğinden içsel olarak savunma pozisyonuna çekilir. Kapalı bir pozisyona çekilen kişi dışarısı ile ilişkilerini bir şekilde sürdürmesi gerektiğinden, ilişkilerini gerçek benliği yerine geliştirdiği sahte benlilk dizgesi ile yürütmeye başlar. Sahte benliğin içsel benliğe galebe çaldığı ve bu durumun uzun sürdüğü durumlarda birey, kitaptaki şizofren bir bireyin kendisi için tarif ettiği gibi bir müddet sonra kendini 'bir 'şişenin içindeymiş gibi' hissedebiliyor. Kendini korumak için geliştirilen duvarlar bir müddet sonra birey için bir hapishaneye dönüşebiliyor. İçsel benliğin devre dışı kaldığı bu durumda birey bir müddet sonra gerçeklik hissini kaybediypr, bu hal de kendisinin ve de karşısındakinin gerçek olmadığı bir hisse doğru evriliyor. Şizoid hal hepimizde olan, belirli bir evreye kadar normal kabul edilen bir durum. Sorun bu durumun ilerlemesi ile ortaya çıkıyor. Kırılma noktası neresi bunu bilmek zor olsa da, birikmişlikler şizoid hale veya şizofrenliğe sebebiyet verebiliyor. Herkes ile anlaşan, toplumun "uyumlu" olarak nitelendirdiği, hiç yaramazlık yapmayan bir çocuk zaman geliyor ki psikotik bir yetişkine dönüşebiliyor. Bu durumun altında benlik sınırlarının keybedilmesi yatıyor; ben ve öteki arasındaki, hatta ben ile bir nesne arasındaki sağlıklı sınırların kaybolduğu bir durumda artık kişi psikotik birine dönüşmüş oluyor. Kafka'nın karakterlerinin sistem içerisinde kaybolması gibi, hastaların klinik terminolojinin içerisinde kaybolduğunu, gerçekten anlaşılamadıklarını gören R.D. Laing, hastayı klinik düzeyde değrlendirmek yerine, onu varoluşu üzerinden anlamaya dair savları doğrultusunda bu kışkırtıcı metni kaleme almış. Kitaptaki farklı psikotik hasta
Psikoloji
Bölünmüş BenlikR. D. Laing · Alfa Yayınları · 2022138 okunma
bir yemek nasıl yapılmaz? bir kitap nasıl yazılmaz?
1/10
·176 syf.··
2026 10. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 19:50
Mustafa Kemal'in en sevdiği yemeklerden birini kendisi hakkında okumalar yapan muhtemelen çoğu kişi bilir.. bu yemek, etsiz kuru fasulye; kendisinin ifadesiyle, yağlı fasulyedir.. peki bu yemek nasıl yapılır? şöyle; kuru fasulye, sıvı yağ, kuru soğan, salça, su, tuz gerekli miktarda temin edilir.. tencerenin içerisine önce eldeki sıvı yağ dökülür.. üzerine önceden doğranmış soğan eklenir.. soğanlar yağ içerisinde pembeleşinceye kadar kavrulur.. yağda kavrulan soğanın üzerine salça eklenir.. kısa süreliğine salça ve soğan bir arada karıştırılarak kavrulur.. devamında kavrulmuş salça ve soğanın üzerine kuru fasulye eklenir.. tencerenin içerisinde yer alan fasulyenin üzerine de miktarınca su ilave edilir.. bir süre sonra suda yumuşayan tencere içerisindeki kuru fasulyenin üzerine de gerekli oranda tuz ilave edilir.. ortalama yarım saat ocak üzerinde pişirilir.. evet, etsiz kuru fasulye ya da yağlı fasulye servise hazır.. ek: pişirilecek olan kuru fasulye pişirilmeden bir gün önce suya yatırılır, suda bekletilir.. yukarıdaki kuru fasulye yemeği tarifinin sıralaması yemeği yapan kişi tarafından değiştirilirse, ek olarak; fasulyeler bir gün önceden suda bekletilmezse, kuru fasulye ya yenilecek halden çıkar ya da tatsız tuzsuz, ne idüğü belli olmayan yavan bir yemeğe döner.. elbette bu tarifte malzemeler arası miktarın birbiri ile uyumu da önemlidir.. malzemeler arasındaki uyum oranı bozulunca da kuru fasulye yemeği, kuru fasulye yemeği olmaktan çıkar.. örneğin; bir gece suda bekletilmemiş kuru fasulyeleri, suyu malzemeye kıyasla bol yaparsanız, üzerine de tencereye önce fasulyeleri, sonra suyu, sonra soğanı, sonra yağı, en sonda da salçayı koyarak yaparsanız süreç sonunda tencere içerisinde göreceğiniz görünüşü bakımından büyük bir hayal kırıklığına uğratır sizi, damak
Mustafa Kemal Atatürk
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,466 okunma
Reklam
Reklam