Bildiğimiz birçok şey, diğer insanlardan işittiklerimizden ibarettir. Buna bizim hiçbir zaman reddetmeyeceğimiz gerçekler de dahildir. Birçoğumuz için Amazon'daki yerli kabileler, fotosentez, morötesi radyasyon ve bakteriler dahi bu gerçeklere dahildir. Bu örneği anneniz üzerinden genişleteyim. Bana, yani tamamen yabancı bir kişiye, sizi doğuran kişinin, şu anda anne dediğiniz kişi olduğunu nasıl ispat edersiniz? Soru oldukça garip görünse de, çok mühim olan fakat önemsenmeyen bir bilgi kaynağına açıklık getirmemize yardımcı ola-cak. Bu soruya; "çünkü annem öyle söyledi", "doğum belgem var", "babam öyle söyledi, doğum esnasında oradaydı" veya "annemin hastane kayıtlarını inceledim" diyerek cevap vere-bilirsiniz. Bu cevaplar geçerlidir de; fakat her şeye rağmen, başka insanların ifadelerinden ibarettirler. Şüpheci zihinler bu cevaplardan tatmin olmayabilir. Bir 'DNA kartı' kullanarak veya bir video kaydı göstererek iddianıza deneysel bir temel de sağlayabilirsiniz. Annenizin, anneniz olduğuna dair kana-atiniz, bir DNA testi neticesinde vardığınız bir karar değildir. Doğrusu birçoğumuz bir DNA testi yaptırmamışızdır. Aynı zamanda video kaydı üzerinden de böyle bir kanaate varma-dınız, çünkü videoda doğan bebeğin siz olduğunuzu söyleyen insanlara inanmak zorunda kalırdınız. Peki neden bu kadar eminiz? İşte, kuşkusuz ki oldukça tuhaf olan bu örnek, Bölüm 12'de ortaya koyulan mühim bir bilgi kaynağını tekrardan vurgulamış oluyor: tanıklık. Peki size yukarıdakileri neden anlattım? Çünkü bu örnek-teki kavramları ve ilkeleri kullanarak, Kur'an'ın Arap dilinde eşsiz / taklit edilemez bir anlatıma sahip olduğunu ve bu eşsizliğin ancak Tanrı üzerinden izah edilebileceğini ortaya koyacağız. Taklit edilemezlikten kastımız, Kur'an'ın edebî ve dile ait hususiyetlerini şimdiye kadar
Sayfa 307·Kitabı okudu
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Reklam
Ekim 1984'te annem, kardeşim ve ben Fransa'nın güneyine taşın­ dık. En iyi zamanlarını XV. yüzyılda, Kral Rene'nin egemenli­ ğinde yaşayan, Roma döneminden kalma kalıntılara sahip Aix-en­ Provence şehrinde yaklaşık beş yıl geçirdik. Aix o uzak geçmişin izleriyle dolu. Şehir o ülkenin en burjuva ve kibirli şehirlerinden biri olarak tanınıyor. Lakin, merkezden birkaç kilometre mesa­ fede, suç oranının yüksek olduğu bir iki mahalle de var ve biz de kendimize orada bir ev bulduk. Vedalaşmaya ya da uçak yolculuğuna dair hiçbir şey hatırlama­ sam da Aix'e vardığımız akşamüstü hafızamda çok net. Marsilya havalimanına indikten sonra, bizi yeni şehrimize götürecek bir oto­ büse bindik. O gece eski şehir merkezindeki bir otel odasında uyu­ duk. On bir yaşımı yeni doldurmuştum ve Avrupa'ya ilk gidişimdi. Etrafımdaki her şey alışılmadık ölçüde eski, yıpranmış ve farklı gö­rünüyordu. Odamızın çok yüksek pencereleri, demirden kalorifer, ikiye bölünmüş banyo, sifonun zinciri (su haznesinin yanında bir kulp ya da basılacak düğme değil, halkaları olan gerçek bir zincir), mobil­ yalar, yastıklar (bir tanesi sosis şeklinde çok uzun ve diğerleri kare şeklinde), her şey, tek kelimeyle şaşırtıcıydı. Anneme okulumuzun da öyle olup olmayacağını sordum ama o neden bahsettiğimi anlamadı.
Sayfa 82 - Nebula kitap 2021
Edebiyat & Roman
Yaklaşık bir yıl geçmişti aradan. Son günlerde sömürgeciler, işlerin aleyhlerine döndüğünü görünce, birer ikişer ülkeyi terk etmeye başlamışlardı. Onlardan kaçmaya fırsat bulamayanların sayısı da az değildi. Birçok olayın arkasında bu isimler vardı. Devlete siyasal ve ekonomik yönden destek sağlamış, istedikleri yönetim şeklinin yürürlükte kalması için uğraşmışlardı. Ama şimdi işin ciddiyetini kavramışlardı. Rehber, halkın dışarı çıkmasını ve tüm resmi, sivil işletmelerin greve girmelerini emretti. Sokaklar boşalmıştı. Kanlı günlerin, daha çok kanlı geçeceğinin işaretiydi bu. Rehber bu kararıyla, halkın arada vurulmasını önlemeyi de amaçlıyordu. Çünkü rejimin karanlık güçleri, korku ve panikle rastgele açtıkları ateş sonucu, birçok masum sivil hayatını kaybetmişti. Sürekli yaralılar taşınmıştı. Yaralılardan kimi kolunu, kimi bacağını, kimi gözünü kaybetmişti. Çatışmalar ve baskınlar, geceleyin daha fazla şiddetleniyordu. Karşılıklı suikastlar yoğunlaşmış, İşyerleri bombalanmaya başlamıştı. Roket atışları, saatli bomba ve mayınlarla birçok kişi hayatını kaybediyordu. Maddi hasar, had safhadaydı. Sokağa çıkılmadığı için yiyecek ve İçecek bir şeyler elde etmek imkânsız gibiydi. Said, Rehber'in isteği üzere tekrar ilk geldiği şehre döndü. Rehber; savaşın mertçe, karşı karşıya yapılmasını istiyordu. O, Allah'a inanan nice az toplulukların, Allah'ın izniyle galip geldiğini biliyordu. Rehber, mücadelenin gerekliliğine ve mücadelenin, hedef ve gayesi olan kimseler için olduğuna inanıyordu. Rehber'in son mesajı dillerde geziyor, kalbi İslam için çarpan herkese ümit veriyordu. Mesajında şöyle diyordu. "Mü'minlerin, Hz. Adem'den beri süregelen tevhid için verdikleri mücadeleye bakılacak olursa, Müslüman olarak dünyada hayat sürmenin ne kadar zor olduğu anlaşılır. Bu zorluklara
Alıntı
Bir Yazar Bir Kitap
BEN SÖZLERİ * Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Âdem gibiyim. 15 * Parmaklarımın ucunda yükselerek bir pencere aralığından, batan güneşi gördüğüm günden beri, gökyüzünün rengini, yeryüzünün derdini seçebilirim; ışıklı, bulutlu, denizliyim. 15 * Her ben dediğimde “Affola,” diyesim geliyor oysa. Ben desem bile bu bambaşka bir ben oluyor. Azaplardan azabennâr seçiyorum. Nâr üzeri dört elif, imlâları bozuyorum. 15 * Ben ki, hep özne oldum ömrümün cümlesinde, lâkin hiç eylem olamadım. 16 * “Hiç yara almam,” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim ben. En şaşılacak yerde kurağa düşmesem adım çöl olmazdı. Kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. 16 * Bahtı da tahtı da müjdeleyen Hüma değildim. Turnaydım, gölgem vardı. Habbeyi kubbe eden, ha demeden hayran olan bir kalbin sahibiyim ben. 16 * Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm. 17 * Gece geçtiğim yollara sabah olup da gündüz gözüyle baktığımda gördüm uçurumları. Cahilin cesareti. Şimdi sağa çektim bekliyorum. 17 * Hâlâ içimde dar günlerimin kırkıncı odası hâlâ yüreğimde çatlamayan sabır taşı. Hayret! Tufan kopmuş çoktan ama boğulan olmadı. Kocaman bir bulut geldi, üstümde durdu. Sesim geliyor, kendim görünmüyorum. 18 * Yalandır anlaşılmaz olduğum; kalbim açık, dersim açık, yazım açık. Ama kim bir hikâye kahramanına dönüştürüldüğünde kendisini zahmetsiz tanıyabilir? 18 * Bu gece çok ağlayacağım, bunu tarihler yazmayacak ama kâtipler yazacak. Tarihler yazmasın. Ben kendimin tanığıyım. Ama bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi? 18 * Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye, sehiv secdesinde bile yanıla yanıla, mahya
TİMAŞ
TOLSTOY İvan İlyiç'in Ölümü'nün sonlarına doğru, ölüm döşeğindeki İvan İlyiç'e ahlak felsefesinin şu temel sorusunu sordurur: Doğru bir hayat mı yaşadım? Tamam,iyi bir eğitim gördüm, iyi bir meslek edindim; güzel bir evim, iyi bir evliliğim var,ama doğru bir hayat mıydı benimkisi? Yoksa kocaman bir yanlış olarak mı ayrılı­yorum hayattan?
Sayfa 46·Kitabı okudu
Hayata Dair
Reklam
Reklam