Benim başım eğilmedi benim başım koptu
3/10
·347 syf.··
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 02:09
Yani ne desem bilemiyorum tek bildiğim ana karaktere olan öfkem. Ana karakterimizin bir arkadaşı var Kitty adında. Arkadaşına da lanet gelsin cidden senin gibi arkadaş olmaz olsun. Tamam kötü bir insansın tamam kanın hızlı kaynıyor ama arkadaşına da bunu yapma be kanka. sana zahmet olacak ama arkadaşına da bunu yapma. Aşırı sinirliyim. Hem Kitty’e hem de baş karakterimiz Anne’ye. Bu kadar iyi olamazsın, bu kadar iyilik işte böyle sonuçlanıyor. Gerçekten Anne’nin yüzüne hakaret etsen, teşekkür ederim diyecek saflıkta. Kızım en yakın arkadaşın senin hayatının akışını değiştirdi hala Kitty’e iyi arkadaş olamadım diye üzülüyorsun bu mallığın kaçıncı leveli Allah aşkına. Her neyse kitaba romantik bir kitap diyorlar ama Kitty’e sinirlenmekten ve Anne’nin bu kadar tepkisi kalıp hala Kitty’nin iyiliğini düşünmesine sinirlenmekten, kitabın duygusal tarafına odaklanamadım. Hatta bir yerden sonra çok sıkılmıştım çünkü aşırı pembe dizi gibi gelmişti. Sanırım pasif karakterleri sevmiyorum hele bir de bu karakterin kitabın başkarakteriyse. Bu kadar da olmaz ki canım. Her neyse aradan geçen uzun zaman sonra ilk defa bir kitabı kendi rızamla okuduğum için mutlu oldum. Onun dışında bir katkısı olmadı kitabın dlaöxkaşsödl. Bu kitabı övüp yaa çok duygusal kitabı okurken ağladım diyenleri de anlayamıyorum. Bana açıkcası her şeyi bir kenara bırakırsam aşırı duygusal ya da romantik de gelmedi. Kitabın dili akıcıydı ama o kadar sanırım Sarah Jio dan okudugum ilk ve son kitap olacak. Kitabı alma sebebim de lisedeyken izlediğim bi youteber bu kitabı önermişti ama sonra da demişti ki bu basımı yok artık başka bir yayında farklı bir adla basılıyor diye söylemişti. sonra bundan birkaç hafta önce sahafta bu kitabı görünce inanamadım. cunku basımı bitmiş ve yıllar önce tavsiye edilen kitabı görmek
Edebiyat
Yağmur SonrasıSarah Jio · Arkadya Yayınları · 201320,6bin okunma
Puan vermedi
Öncelikle kitap bir aşk romanı değildir. Kendini bulma ve kendinle yüzleşme romanıdır, ayrıca Türkiye'nin en büyük sorunu olan modernleşme krizinin ve cinsiyet rollerinin paradigmatik değişiminin romanıdır. Spoiler içerir. Raif Bey Ankara'da kimsenin takmadığı zavallının teki. Karısı, kızları, patronu takmıyor ve herkes tarafından kullanılıyor. Hikâyeyi anlatan kişi bile onu oksijen israfı olarak görüyor. Bu kadar düşmüş, zavallı biri artık karşı tarafta agresyon uyandırıyor. Kendi evinde karısıyla, kızlarıyla ve içgüveysi damatlarıyla korkunç bir anaerki yaşıyor. Ama bu bir sonuç, Raif Bey'in biyografisine bakıldığı zaman mitik bir biçimde bu kader örülüyor. Raif Bey'in babası fabrikatör, İstanbul'da yaşıyorlar ve annesi ölmüş, yani Raif Bey'in babası daha paşa Osmanlı'yı temsil ediyor ve öykü de İstanbul'da başlıyor. Babası onu Almanya'ya gönderiyor, sabun tozu fabrikasının başına geçebilmesi için. Berlin'e, yani klasik modernizmde cinsiyet rollerinin en kaygan olduğu dünya başkentine gidiyor. Berlin aynı zamanda erkekliğin yitirildiği ve inanılmaz liberal bir cinsiyet anlayışının başkenti. Tabii bu özgürlüğünün faturasını Nazi Almanyası ile ödüyor Almanlar. Faşizm ve Alman nazizmi bu yitirilmiş erkekliği geri getirme çabasından başka bir şey değildi. Berlin'e gidiyor ve sergide dolanırken o meşhur tabloyu görüyor. Babasının oğlu, babasının sanatını devam ettirmek için, üstün Alman kalitesiyle zanaatini öğrensin ve geri dönüp babasından fabrikayı devralsın diye gittiği yerde zanaat öğrenmek yerine annesizlikten o Madonna tablosuna sarıyor. Kürk ilksel bir şey ve avcılık-toplayıcılık dönemini hatırlatır. Freud'a göre annenin cinsel organının Ödipal erkekteki ilk intibasıdır. Sabahattin Ali kitabın da ismi olan Kürk Mantolu Madonna ismini Rönesans dönemi
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,7bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
''film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti''
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 293. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:38
Bitirdim.. sıcağı sıcağına düşüncelerimi yazıyorum: Önce kısacık özetleyeyim; Kitap Geceyarısı Kütüphanesi evreninde geçen bir yan hikaye diyebiliriz. Geceyarısı Kütüphanesi yaşamla ölüm arasında geçiyordu, bu kitapta ise ölümden sonra tabiri caizse kahramanımızın hayatı ''film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor'' Bir kez daha yaşama şansınız olsa neyi farklı yapardınız? Yarım kalmışlıklar, pişmanlıklar, yol ayrımları, kazanılanlar, kaybedilenler.. Kaybettiklerin kazandıklarına değdi mi? Matt Haig'in kitaplarında dersler vermesini seviyorum. Hikayeleri edebi açıdan çok zengin olmasa da mesajı güzel olduğu için kendini okutuyor. Sonuna kadar merakla, hevesle okudum. Bazı anlarda kızdım, bu kadar da değil artık dedim, bazen sevindim. Karakterleri; özellikle de Maggie'yi çok sevdim, anneye başlarda çok kızdım sonraları onu da anladım, Dougie'yle, Charlie'yle, herkesle ayrı bağ kurabildim. Sevdiğim şeylerden biri de karakterlerin çok net bağ kurabilinen insanlar olarak resmedilip aktarılması oldu. Dediğim gibi, Matt Haig bu konuda başarılı bir yazar. Kendisi de hayatın akışında zaman zaman savrulup kaybolan biri olarak, yaşamanın değerini anlamış ve feleğin çemberinden geçmiş bir adam. Kitaplarıyla biz okurlara da bu mesajı aktarmaya çalıştığını düşünüyorum ve bence bu çok asil.. Yine de devrik cümlelerinden ve karakterlerin verdiği ''Ha?'' tepkilerinden gına geldiğini söyleyebilirim. Umarım gelecekte dilbilgisine daha fazla dikkat eder. Keyifli bir okuma yolculuğuydu. Genel puanım 8/10
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026405 okunma
Puan vermedi·180 syf.··
2026 125. kitabı
Bugün sizlere etkileyici bir kitapla geldim. @yazaresraatlilaar ’ın kaleme aldığı “Gölgede Büyümek”, kelimelerin gücüyle sessizliği bozan, nesiller boyu aktarılan kadın hikâyelerini merkeze alan, son derece dokunaklı ve edebi yönü güçlü bir eser. Eser, Ağrı Dağı’nın eteğindeki küçük bir köyden Büyükada’ya uzanan geniş bir coğrafi ve duygusal düzlemde şekilleniyor. Yazar, bu uzun yolculuğu sadece fiziksel bir yer değiştirme olarak değil, kadınların sessiz çığlıklarının, maruz kaldıkları büyük fedakarlıkların ve küçük vazgeçişlerin bir dökümü olarak ele alıyor. Kitabın en çarpıcı felsefesi, aslında “ziyan olmuş” gibi görünen hayatların ardındaki o muazzam saklı gücü açığa çıkarmak üzerine kurulmuş. Bir kadının ailesine, hayata tutunabilmek adına kendi içinden neleri feda ettiğini, anneanne figüründen başlayarak anneye ve oradan da bugünün kuşağına devredilen bir miras olarak okuyoruz. Kitapta en çok öne çıkan izlek, kadınların tarih boyunca “konuşamayarak” ya da “görünmeden” yaşamak zorunda bırakılması. Çocukluklarından, gençliklerinden ve en nihayetinde hayallerinden eksilen kadının, dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içten içe nasıl sessizce tükendiği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Ancak yazar, bu tükenişi bir çaresizlik anlatısı olarak bırakmıyor; aksine, onların sustuğu yerden kalemi devralarak, yarım kalmış cümleleri tamamlamayı kendine bir borç biliyor. Kendi yoluna bakarken arkasında bıraktığı o “suskun ama kuvvetli gücü” fark eden bir anlatıcının gözünden, geçmişin gölgelerini aydınlığa kavuşturuyor. Kitabın “Bitmemiş Son” başlığını taşıyan final bölümü ise eserin edebi doruk noktasını oluşturuyor. Burada karşımıza çıkan kuşaklararası köprü, karakterlerin isimleriyle sembolleşiyor: Anneanne bir başlangıç, Neriman bir geçiş ve bugünün kadınları ise o hikâyenin
Gölgede BüyümekEsra Atlılar · İkinci Adam Yayınları · 20261 okunma
8/10
·133 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:23
Kıymetlim Llosa "Ne yazsa okurum" dediğim, yazdıkları üzerine görüşümü söylerken de çok tarafsız olamayacağım bir yazar. Evet, kitap çok erotizm dolu. Belli yerler bazı okurlara rahatsız edici gelebilir. Şimdiye kadar okuduklarımdan çok farklı bir tarzı var. Tablolardan hareket edilerek oluşturulan kurgu bölümleri de ilginç. Okuyanlar da çok beğenmiş gibi durmuyor ama ben beğendim, o ne yazsa beğenirim:Çünkü o benim çok geç bulduğum ama çok erken kaybettiğim Llosa'm...
Üvey Anneye ÖvgüMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 2020446 okunma
9/10
·448 syf.·
2026 16. kitabı
Anne ile ergen kızı arasında geçen çatışmaları okuyacağımı sanırken, beni bambaşka konuya götüren kitap oldu. Kitap da günümüz de yaşlı hastalığı olarak bilinen Alzheimer'e 56 yaşında yakalanan annenin hastalığı kabul etmekte zorlanmasını ve anneye karşı suçluluk duyan kızının kendini affetmek için çabalaması anlatılıyor. Kitapta annenin yaşına 56 deseler de bana göre anne de 45/ 50 yaşında hastalık baş göstermiş sorumluluğu fazla olduğu için kadınının davranışları bu şekilde algılanıp göz ardı edilmiştir. Nitekim yeni nesil doktorlar Alzheimer testlerinin 50 yaşında başlaması gerektiğini söyler oldular. Eminim burada yaşı 50 ve üzeri bir çok kişi (daha çok kadınlar tabi) buzdolabının kapağını açıp ben şimdi bu kapağı niye açtım ne alacaktım diye düşünmüştür tıpkı benim gibi. Yaşım gereği bu kitap beni önce korkuttu daha sonra gözümü açtı diyebilirim. Çünkü hiç birimiz böyle bir hastalığın var olduğunu bildiğimiz halde ne kendimize ne de çok yakın canlarımıza konduramıyoruz. Kondurmadığımız için de hastalığı yok sayıyoruz.
Sensiz Bir HayatKatie Marsh · Olimpos Yayınları · 201777 okunma