ír

ír
@annihilation
;suffering ceases to be suffering at the moment it finds a meaning
Puan vermedi·68 syf.·
2023 11. kitabı
‘’Sana, beni asla tanımamış olan sana.’’ Bilinmeyen bir kadının, mektubunun başında yazdığı gibi bu hitap, bütün kitabın hatta bütün bir hayatın özeti niteliğinde. Bu hitabı ilk okuduğunuzda, dudağınızın kenarından ince bir gülümseme geçiyorsa hayatınızın bir döneminde de olsa  bu cümle sizin de benim gibi ya kulağınıza çalınmıştır ya da bir şekilde gelip dokunmuştur yüreğinize. ‘’Çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz.’’ Daha küçücük bir çocukken başlayan ve yetişkin bir birey olana kadar devam eden tek bir kişiyi sevme hâlinin getirdiği sevgisini sessiz sedasız ve tek taraflı yaşamış olmanın yükünü bilenler bilir. Kitap bize bu duygular etrafında ‘’mutlak aşk’’ ile ‘’saplantı’’ arasında gidip gelen bir karakteri içten içe sorgulatıyor. ‘’Elinin değdiği kapı tokmağını öptüm, dairene girmezden önce fırlatıp attığın bir puro izmaritini çaldım ve onu, dudakların değmiş olduğu için, artık kutsal bir nesne saydım.’’ Bazen âşık olunana fark ettirmeden ondan alınan bir nesne bazen onun geçtiği yollardan geçme bazen de sabahlara kadar tutulan nöbet… Platonik bir aşkın gölgesinde kendi anılarını yaratan birinin kendini avutma biçimlerinden başka nedir ki? Bunun adına ister saplantı diyin ister aşk, her birimizin cevabı kendine özgü olacaktır. Bu yüzden Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okuyan herkes gibi siz de ilk okuduğunuzda yer yer kızacak, öfkelenecek hatta belki  üzüleceksiniz. Ben ise bilmeyen tek bir kişi kalmayıncaya kadar bahsedeceğim ve hangi tarafta olacağınıza siz karar vereceksiniz…
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,5bin okunma
Reklam
10/10
·160 syf.·
2023 71. kitabı
Film seyretme konusunda bayağı tembel olduğumdan ötürü okumak daha kolay daha eğlenceli geliyor. O yüzden okudum. :) Dört katı kural (disiplin, onur, gelenek, mükemmellik) üzerine kurulu bir okulda aykırı bir ses olan Öğretmen Keating'in öyküsü olduğunu düşünüyorum bu kitabın. Sessiz bir başkaldırı. Yıkıcı değil, iyileştirici amaçlı. Mükemmellik çok önemlidir. Ancak hangi ölçüde ve nasıl? Herkes aynı ölçüde mükemmel olabilir mi? Yani herkes doktor, mühendis, öğretmen olabilir mi? Elbette olamaz. Çünkü her insanın hazır bulunuşluk seviyesi, isteği, eğilimi aynı değildir. Mükemmellik aynı tip insan yetiştirme değil, yetişen insanların işlerinde mükemmel olmasıdır. Kitabın temel eleştirilerinden biri bu. Birey öğretmen olmak istiyorsa onu mükemmel bir doktor yapmak zordur. Onu mükemmel bir öğretmen yapmak gerek ki hem bireyin hem toplumun istediği de budur. Doktorlar ordusu istemez bir toplum. Mükemmel doktor ister. Bay Keating sistemi bir kenara koyup (kendisi de aynı sistemde yetişmiş olmasına rağmen) yeni bir teknik deniyor. İsteğe göre mükemmellik. İhtiyaca göre mükemmellik. Ardından disiplin, onur ve gelenek. İstenilmeyen bir işte disiplin de gelenek de onur da anlamsızdır. Tiyatro âşığı bir öğrencinin öyküsü bunu anlatıyor bize. Tüm öğrencileri katı kurallar eşliğinde aynı noktaya doğru sürüklemek disiplin, onur ya da gelenek adı altında değerlendirilemez. Zira bu zorbalık olur. Öğretmen çocuk için şanstır. İyi bir öğretmene denk gelmek belki de hayatın çiçekli bahçelerden inşasıdır. Öğretmen olarak yöntem konusunda bu kitaptan derslerimi aldım. Elbette mükemmel bir öğrenci yetiştirmeli. Ama önce mutlu, huzurlu, ne istediğini bilen ve kararlı öğrenci yetiştirmeli. Sevdiği işe yönelip mükemmel olan, sevdiği işi onuruyla ve toplumun geleneklerini göz ardı etmeden
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Nokta Yayınları · 200633,1bin okunma
Puan vermedi
Kitabı bitirdikten sonra aklıma şu soru takıldı. İnsan ne için yaşar ve çalışır? Hiç bunu düşündünüz mü? İnsan öncelik temel ihtiyaçlarını giderebilmek ve daha sonra da daha iyi yaşayabilmek için çalışır. Bunlar için çoğu insan her gün saatlerce işlerinde tüm sıkıntılara katlanır. Ama bir de düşünün her gün sabahtan akşama kadar çalışıyorsunuz. Ama ne yediğiniz yemek belli, ne de kalacağınız yer düzgün? Böyle bir durumda insan nasıl katlanabilir o işe, o hayata? İşte Dostoyevski daha üniversite yıllarında yazdığı bu ilk kitabında karın tokluğuna bile çalıştırılmayan insanlara dikkat çekmek istemiş. Bunu da genç bir kızla yaşlı bir adamın mektuplaşmalarıyla başarılı bir şekilde göstermiş. Kitapta okuduğum neredeyse tüm mektuplarda konu hep belli: Fakirlik. Okurken hep böyle hayat mı olur yahu diyorsunuz. Sen çalış çalış ama akşam içeceğin çayın hesabını yapmak zorunda kal. Olmaz, olamaz yahu! Bu insan çıkıp arkadaşlarıyla bir tiyatroya gitmeyi ya da Puşkin’in tüm külliyatını alıp okumayı hak etmiyor mu? Hak ediyor efendim, hem de Petersburg’un öbür yakasında oturan zenginlerden daha fazla hak ediyor. Ama işte bu insanlar bu hak ettiklerini alamadan unutulup gidiyorlar. Dostoyevski de bu fakir hayatın bizzat içinden geldiği için Petersburg’un fakir mahallerindeki bir köşedeki küçük evinde tüm her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatmış. Kitaptaki en beğendiğim yerde Dosto’nun hocası Gogol’un yazmış olduğu Palto kitabına göndermede bulunmasıydı. Kitaptaki yaşlı memur, Palto kitabını okuduktan sonra Gogol’a sitem ediyordu milletin bu kitaplar yüzünden kendisi gibi memurları sokakta parmakla gösterebildikleri için. Burayı ilk okurken tam anlayamamıştım ama hemen Palto kitabını da okudum efendim ve tekrar geri döndüğümde daha iyi idrak edebilmiştim. Kitaptaki tek eleştirebileceğim
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
Puan vermedi·544 syf.·
2023 22. kitabı
İnsan Manzaraları adı boşuna değildir. İnsanlığın dünyası insanlarla kavranabilir ancak. Onlardır bu dünyayı yaratan ve oluşuna katılan. Nazım Hikmet, bilinçli ve büyük bir şairin yolunu izleyerek somut tikelden soyut genele doğ­ru açılan bir hareketin şiirini kurar. Manzaralar bu yüzden yalnızca anlatılan bir hikaye olmaktan kurtulur. Bir im’dir bu şiirin bütünü: İnsanoğlu sensin dünyayı değiştirecek.
Memleketimden İnsan ManzaralarıNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20117,4bin okunma
Puan vermedi·500 syf.·
2023 74. kitabı
Kitapta başta acımayla başlayan duygunun nelere yol açtığını, hastalık derecesinde olan sevgiyi, dostluğu, tutkuyu, nefreti, düşmanlığı, iyiliği, kötülüğü, sadakati, korkuyu, pişmanlığı kısaca aklınıza gelebilecek, hissedebileceğiniz bütün duyguları bu kitapta harmanlanmış şekilde bulabilirsiniz. Heatchliff’in nefretini sanki size gösteriyor gibi ondan korkarken, Cathyle birlikte pişmanlığı yaşıyor ve Edgarla birlikte seviyorsunuz. Her karakterle ayrı bir bağ kurduğum bir kitaptı. Karakterler irite edici gelirken bir o kadar da hayranlık bırakıyor üzerinizde. İkinciye okuyacağım çok az kitap vardır. Biri Aşk ve Gurur, ikincisi Uğultulu Tepelerdir. İnsanın çaresizliğinden, hastalık derecesinde olan sevgiden aslında nasıl bir çok hayatı yok ettiğini de anlatıyor kitap
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,9bin okunma