Doktorların ısrarlı çabalar sonucunda tamamen sağlıklı olduğunu tıbben kanıtladıkları kalbinde geniş bir yara var. Buradan bütün duyguları, sırları, yaşama sevinci dışarı akıyor, dökülüyor, harcanıyor tozlu toprakta, karnı yarılmış ve sürünerek kaçmaya çalışan bir keçinin kanı gibi. Kendi kendisine söyleyecek yeni bir şeyler bulmaya çalışıyor zihni, ama bu girişim hiçbir fayda sağlamıyor. Tükenmiş bir inanç, coşkulu bir atılım tüm aynaları paramparça ediyor. Tuzla buz oluyor dünya; geriye çaresizliğin çekimi peşinde oraya buraya sürüklenmekten, yaralara yenilerini eklemekten başka yapacak bir şey kalmıyor.
Dört Köşeli Üçgen, çevresi tarafından “Gözlemci” olarak adlandırılan birinin hikayesini konu ediyor. Gözlemcimiz hemen hemen herkesi ve her şeyi görüp izlemeyi, bütün ayrıntıları öğrenmeyi kendine ilke edinmiş birisi. Lakin bu gözlemler ona ağır bir yük olmaya başlar. Depo bekçiliğinden akıl hastanesine uzanan harika bir öykü. Ben izlemedim ama beyaz perdeye de aktarılmış. Keyifli okumalar...
Insanoğlu, belli bir yaşamadan, belli bir serüvenden sonra gerçekten yorulur, başını bir ağaç kütüğüne yaslamak, o güne kadar derlediği yaşantıların bir hesabını çıkarmak ister.
Yaşamanın ilkelerine uzanmış kitaplarda, insanoğlunun ömrünün ilk yarısını ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısını da ilk yarısını anmakla geçirdiği yazıtı olmalıdır.