Kate-Anthony karakter incelemesi
Puan vermedi
Kate karakter olarak sevsemde, kardeşini her şeye layık görüp kendini hiçbir şeye layık görmemesi bunun için çabalamaması hiç hoşuma gitmedi. Çaba illa kendinden vazgeçmek anlamına gelmez bazen kendin olup da yoluna bakabilirsin. Kate'in üvey annesi ve kardeşi gerçekten çok iyi insanlar. Kendisinden daha az güzel ablasının daha iyi evlilik yapmasını kıskanmaması hatta güzelliği ve karakteri sayesinde tam istediği birini bulması hoşuma gitti. Dış güzelliğimiz de aslında bizi biz yapan unsurlardandır. Aynı yaşlarda kızı olmasına rağmen kate her daim destek çıkan üvey annesi de harika biri. İyi evlilik para anlamına gelmese de kitap için para ve unvan anlamına geliyor onu kastediyorum. Anthony karakter olarak en sevdiğim karakterlerden. Başlarda o dediğim dedik karakterin seri boyunca olgunlaşma sürecini görmek hoşuma gitti. Ayrıca en baştan babası öldüğü için daha doğmamamış kardeşine babalık abilik karışımı dahilde olmak üzere 9 kişilik (1 anne + 8 kardeş) bir aile ve vikontluk gibi bir çok sorumluluğu omzunda taşıyan. Çok sevdiği ve değer verdiği babasının küçük bir arının devirmiş olmasının korkusu güzel işlenmişti. Sürekli kate baştan çıkarıp kardeşini evliliğe ikna edicem tavrı da hiç hoş değil. Edwina'ya hiç umut vermemiş olabilir fakat Kate'e karşı bunu silah olarak kullanması kötü fakat burada ikisi de suçlu annesi olan Edwinanın sürekli ondan izin istemesi de tuhaf. Fikir almak önemsemek başka bir şey izin almak bambaşka. Ayrıca kendisi de aynı şartlarda ablası da kendisi de iyi bir evlilik yapmalı ikisi de çok gençken bu abladan izin almak tuhaftı. Karakter gelişim süreçlerini de çok beğendim olgunlaşma süreçleri çok güzeldi. Genel romantik kitaplara göre dili de konusu da basitti. Kitap bir çırpı da okuyabiliyordu. Bazı yerlerde gereksiz uzatmalar bulunsa
En Çok Beni SevJulia Quinn · Epsilon Yayınları · 20191,925 okunma
7/10
·287 syf.··
2026 39. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 21:26
İngiltere’de aristokrat bir mekân olan Chimneys Malikânesi’nde geçer. Genç ve maceraperest bir karakter olan Anthony Cade, tesadüf gibi görünen bir görevle bu karmaşık dünyanın içine çekilir. Elinde bulunan bazı belgeler ve bir mektup, onu farkında olmadan uluslararası bir komplonun merkezine yerleştirir. Bu belgeler yalnızca bireysel bir sırrı değil, aynı zamanda bir ülkenin kaderini etkileyebilecek siyasi dengeleri de tehdit etmektedir. Cade’in Chimneys’e gelişiyle birlikte olaylar hızla derinleşir. Kayıp mücevherler, sahte kimlikler, gizli örgütler ve beklenmedik cinayetler zinciri hikâyeye dahil olur. Her karakterin sakladığı bir sır vardır ve bu sırlar, olay örgüsünü sürekli yön değiştirerek ilerletir. Kitabı okurken ilk hissedilen şey, olayların yalnızca bir cinayet ya da suç etrafında dönmediği; aksine siyaset, güç ilişkileri ve gizli planlarla örülü daha geniş bir dünyanın içine çekildiğiniz oluyor. Bu yönüyle, Christie’nin yalnızca katili bul mantığında ilerleyen eserlerinden ayrılıyor ve daha çok macera ile casusluk hissi gündemimizde. Özellikle Chimneys Malikânesi’nin atmosferi, hikâyeye gizemli ve zaman zaman bunaltıcı bir hava katıyor. Büyük malikâneler, gizli geçit hissi veren koridorlar ve herkesin birbirinden bir şey saklıyor oluşu romanın gerilimini besliyor. Romanın bir diğer dikkat çekici yönü, insan doğasına dair verdiği küçük mesajlar. Güç arzusu, hırs, gizlilik ve insanların kendi çıkarları için farklı yüzler takabilmesi sık sık karşımıza çıkıyor. Christie burada suçun yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, bazen toplumsal ve politik çıkarların da suçun bir parçası olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle kitap, yalnızca bir gizem romanı değil; aynı zamanda insan ilişkileri ve iktidar üzerine küçük gözlemler de içeriyor. Genel olarak Köşkteki
Edebiyat
Köşkteki EsrarAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20222,205 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·200 syf.··
2026 19. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:08
Otomatik Portakal kitabının yazarı olarak tanıdığımız Burgess’in bir diğer önemli kitabı olan Bir Elin Sesi Var modern tüketim toplumunu eleştiren karanlık ve dramatik bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Gayet sıradan bir çift olan Janet ve Howard İngiltere kırsalında sıradan bir hayat sürmektedirler. Olayları gayet basit ve aşağı olan Janet’in ağzından dinleriz. Fotoğrafik bir hafızaya sahip olan Howard’ın bir gün bir yarışmaya katılmasıyla olaylar gelişir.
Bir Elin Sesi VarAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,413 okunma
Zorlayıcı kitap
Puan vermedi·172 syf.··
2026 36. kitabı
Otomatik Portakal Kitabı okumaya başladığımda bu nasıl bir kitap diye düşündüm, devam edip etmemekte kararsız kaldım. Yoğun argo kullanımı da ilk başlarda okumayı zorlaştırdı. Tabii devam ettim. Suç, şiddet, tecavüz, korku, dehşet; her şey var ve bunları yaparken zevk almaları insanı ayrıca rahatsız ediyor. Anlatıcı olan ana karakterin müzik aşkı ise oldukça enteresan. Bu kadar karanlık ve acımasız bir karakterin klasik müziğe tutkuyla bağlı olması, karakteri daha karmaşık hâle getiriyor. Sonrasında beklenen güç savaşı ve kumpaslar geliyor. İlginç bulduğum başka bir şey de sokak ve cadde isimleriydi. Bunlar gerçek isimler değil; Umutsuzluk Caddesi, Tükeniş Sokağı, Zaferler Mahallesi, Aydınlar Sokağı gibi isimler kullanılmış. Bu isimler bana mekânları tarif etmekten çok toplumun ve insanların durumuna gönderme yapıyormuş gibi geldi. Ancak kitap benim için yalnızca şiddet ve suçtan ibaret değildi. Asıl mesele, insanın özgürlüğü ve seçim hakkıydı. Hapishane çözüm mü? Bana göre kitap bunun cevabının peşine düşüyor. Peki ya zihin özgürlüğü? Bedeni özgür, zihni esir bir insan ne kadar yaşayabilir? İnsan olmak neyin karşılığında zihin özgürlüğünden vazgeçmektir? Romanın en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Bir insanı zorla iyi yapmak gerçekten onu iyi bir insan yapar mı? Kötülük yapma seçeneği elinden alınmış bir insan ahlaki olarak değerli sayılabilir mi? Devletin ya da herhangi bir otoritenin güvenlik adına insan zihnine müdahale etmesinin sınırı nedir? Kitap boyunca aklımda kalan asıl sorular bunlardı. Sonuç şaşırtıcı mıydı? Bana göre hayır. Ancak kitap iyi ve kötünün yer değiştirip değiştiremeyeceğini, özgür iradenin insanı insan yapan temel özelliklerden biri olup olmadığını sorgulatmayı başarıyor. Otomatik Portakal, şiddetiyle akılda kalan bir kitap olmaktan çok,
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
7/10
·264 syf.··
2026 78. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:02
Genel olarak yazarın kalemini seviyorum. Bu kitabını da başlarda keyifle okuyordum ama sonlara doğru özellikle de son 50 sayfa beni çok bunalttı artık. Başlangıçta olan tempo düşmeye başladı ve savaş patlak veriyor. Ama o kısmı bana göre Verimli şekilde anlatmamış. Aşırı nüfus artışı Birleşik Krallığı da etkisi altına almıştır. Hükumet nüfus sorununun önüne geçmek için eşc.nselliği ve kısırlaştırma operasyonlarını öne sürüyor. Kesinlikle doğum yapmak yasak. Kıtlık zaten kapıda ve şartlar zor. Tristram ve eşinin de o sıralar oğulları vefat ediyor. Böyle ölüme giden insanlar için de kimse bir şey yapmıyor çünkü zaten nüfusun artışı istenmiyor. Ama hesapta olmayan bir şey vardır, kadın yine hamile.
Eksik TohumAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202531 okunma
Puan vermedi
Anthony Burgess'in Otomatik Portakal adlı romanı, ilk bakışta şiddet ve suç üzerine kurulmuş bir hikâye gibi görünse de aslında özgür irade, ahlak ve devlet kontrolü gibi daha derin konuları ele alan bir distopyadır. Romanın başkahramanı Alex, arkadaşlarıyla birlikte çeşitli suçlar işleyen genç bir karakterdir. Yakalandıktan sonra devlet tarafından uygulanan deneysel bir yöntemle suç işlemeye karşı şartlandırılır ve yeniden topluma kazandırılmaya çalışılır. Kitapta beni en çok düşündüren konu, bir insanın gerçekten iyi olmasının ne anlama geldiğiydi. Alex'in uygulanan tedavi sonrasında kötülük yapamaz hâle gelmesi ilk başta olumlu gibi görünse de bunu kendi isteğiyle yapmaması dikkat çekiciydi. Bu yüzden roman boyunca iyiliğin bir seçim olup olmadığı sorusu aklımda kaldı. Kitabı bitirdiğimde bile bu konu üzerine düşünmeye devam ettim. Eserde kullanılan "Nadsat" adlı argo dil başlangıçta okumayı zorlaştırdı. Bazı bölümlerde olayları tam anlayabilmek için cümleleri tekrar okumam gerekti. Fakat ilerledikçe bu dile alıştım ve bunun kitabın atmosferine önemli bir katkı sağladı. Bu yönüyle roman diğer okuduğum kitaplardan farklı bir his verdi. Alex karakteri de kitap boyunca dikkatimi çeken yönlerden biri oldu. İşlediği suçlar nedeniyle çoğu zaman ona karşı olumsuz duygular hissettim. Ancak yaşadıkları ve maruz kaldığı yöntemler, özgürlük ve seçim hakkı üzerine düşünmeme neden oldu. Bu yüzden karaktere sadece iyi ya da kötü demenin zor olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak Otomatik Portakal, sadece suç işleyen bir gencin hikâyesini anlatan bir roman değildir. Kitap boyunca insanın seçimleri, devletin birey üzerindeki etkisi ve iyi-kötü kavramları sorgulanmaktadır. Bazı bölümlerini anlamak zor olsa da okuduktan sonra üzerinde düşündüren bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Roman-Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma