Ah bi-çare kadınlar ne çekerler imiş! Biz erkekler onları kukla mesabesinde kullanıyoruz. Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluruz. Bu ne rezalet! Ne küstahlık! Bir erkek tanımadığı bir başka erkeğe rast gelse yüzüne bakmaz. Söz söylemez. Lakin tanımadığı ve hiç başka defa görmediği bir kadına rast geldiği gibi gülerek yüzüne bakmaya ve söz söylemeye başlar. Ve kovsalar bile yanından ayrılmaz. Demek olur ki biz karıları insan sırasına koymayız. Kendimizi eğlendirmek için onların ruhunu sıkarız. Serbest gezip seyretmelerine ve eğlenmelerine mani oluruz. Ve bir taraftan da kendimizi onlara güldürürüz.
Öyle olduğu vakitte baba anne evlatlarına nasıl iyi olur ise öyle yapmalıdırlar. Koca karısıyla, karı kocasıyla ömür geçirecekler, ev idare edecekler. Evlatları olacak. Büyütecekler, terbiye verecekler. Biri biriyle sevişmedikçe, nasıl olur? Bu bir gün değil, iki gün değil, bir ömürdür. Bir evde ki koca ile karı arasında muhabbet yok, o eve Allah imdat eyleye! Sonra evlatları ne terbiye alacaklar.
Sonuç olarak söylenebilir kı Osmanlı fetihlerini, yalnız yetenekli kumandanlar, askeri kahramanlıklar ve bir takım tesadüflerin eseri saymak ve sadece askeri mahiyette kalmış bir işgal ve istila hareketi olarak değerlendirmek sıhhatli bir düşünce olmayacaktır. Osmanlılar, görüldüğü üzere fethettikleri memleketlere oldukça sistemli bir tarzda yerleşmişlerdi. Bu hususta oldukça muhafazakar davranan hükümet, dini müesseselerın tesisinde, içtimai tabakaların belirlenmesinde, idari yapının teşkilinde yanı fethedilen bölgenin tam bir Osmanlı yurdu haline getirilmesinde oldukça dikkatli ve toleranslı bir usul takip etmiştir. Osmanlının bu siyaseti, onların uzun yıllar çok geniş bir coğrafyada yegâne hakim unsur olarak kabul edilmelerini sağladığı gibi, günümüzde bile o eski yerlerdeki müsbet tesirini devam ettiren en belirleyici amil olmuştur.