Puan vermedi·496 syf.··
2026 4057. kitabı
Umberto Eco okumak benim için her zaman biraz meydan okumaya benziyor. Çünkü Eco size yalnızca bir hikâye anlatmıyor; sizi tarihin, siyasetin, dinin, felsefenin ve insan zihninin karmaşık koridorlarında uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Prag Mezarlığı da tam olarak böyle bir kitaptı. Okurken birçok kez durup araştırma yapma ihtiyacı hissettim, bazı bölümleri tekrar okudum ve zaman zaman olaylardan çok fikirlerin peşinden gittim. Bu roman klasik anlamda bir polisiye ya da gerilim kitabı değil. Ortada çözülmeyi bekleyen bir cinayet veya okuyucuyu sürekli ters köşeye yatıran bir gizem yok. Asıl mesele, tarihin nasıl yazıldığı, insanların nasıl yönlendirildiği ve nefretin nasıl üretildiği. Eco, bu kez mezarların arasında dolaşırken aslında insanlığın karanlık tarafını kazıyor. Kitabın merkezinde Simone Simonini var. Fakat Simonini dediğimiz kişi bile tek bir kişiden ibaret değil gibi. Daha ilk sayfalardan itibaren insan kendine şu soruyu soruyor: “Bu adam gerçekten kim?” Çünkü anlatıcıya güvenmek neredeyse imkânsız. Hafızası parçalanmış, kimliği bölünmüş, gerçekle kurgu arasındaki çizgiyi sürekli bulanıklaştıran bir karakterle karşı karşıyayız. Ben romanı biraz da psikanalitik bir gözle okumaya çalıştım. Özellikle Freud'un id, ego ve süperego kavramları sık sık aklıma geldi. Simonini bana sağlıklı işleyen bir benlikten çok, kendi içinde parçalanmış bir zihni hatırlattı. Sahtekârlık yapan, belgeler üreten, insanları manipüle eden, nefretle beslenen bu karakterin aslında kendisiyle bile barışık olmadığını düşündüm. Peder Dalla Piccola karakteri özellikle dikkatimi çekti. Sanki Simonini'nin bastırdığı taraflarının vücut bulmuş hali gibiydi. Bir yerde vicdanı, başka bir yerde ahlaki yükleri, bazen de cezalandırıcı bir iç sesi temsil ediyor gibiydi. Sürekli ortaya çıkıp kaybolması,
Prag MezarlığıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20171,234 okunma
Puan vermedi·208 syf.·
2022 410. kitabı
1930'ların Büyük Buhran dönemine gittiğimizde; New Deal, Faşizm ve Nazizm’in aslında aynı küresel ekonomik krize ve liberal kapitalizmin çöküşüne verilen farklı cevaplar olduğunu görürüz. Bu üç sistem, devletin rolünü devasa ölçüde artırma konusunda birleşse de, ulaştıkları sonuçlar ve insani bedeller açısından taban tabana zıttı. Üç sistem de "bırakınız yapsınlar" (laissez-faire) ekonomisinin bittiğini kabul etti. Devlet; piyasaları düzenlemek, istihdam yaratmak ve üretimi yönlendirmek için ekonominin merkezine oturdu. İşsizliği azaltmak için devasa kamu harcamaları yapıldı. New Deal kapsamında barajlar (Tennessee Vadisi Projesi) ve köprüler inşa edilirken; Nazi Almanyası’nda otobanlar (Autobahn) yapıldı ve askeri sanayiye hız verildi. İtalya'da ise bataklıklar kurutularak tarım arazisine dönüştürüldü. Kriz anlarında kitleleri peşinden sürükleyen güçlü lider figürleri öne çıktı. ABD’de Roosevelt "Radyo Başı Sohbetleri" ile halka güven verirken, Mussolini ve Hitler bu kitle iletişim araçlarını totaliter birer propaganda silahına dönüştürdü. Bu hareketlerin ekonomik araçları benzer görünse de, nihai amaçları, siyasi yapıları ve ahlaki pusulaları tamamen farklıydı. New Deal, demokratik kurumları, çok partili sistemi, basın özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü koruyarak krizi çözmeyi amaçladı. Faşizm ve Nazizm ise demokrasiyi tamamen ortadan kaldırdı, tek parti diktatörlüğü kurdu ve muhalifleri şiddetle bastırdı. Faşizm, devleti her şeyin üstünde tutan aşırı bir milliyetçiliğe dayanıyordu ("Her şey devlet içinde, hiçbir şey devlet dışında değil"). Nazizm ise faşizmin bu anlayışını alıp biyolojik ırkçılık ve antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) üzerine inşa etti. New Deal'ın ise böyle totaliter veya ırksal bir ideolojik ajandası yoktu; amacı sosyal refahı ve kapitalist
Tarih
Uzak AkrabalarWolfgang Schivelbusch · İletişim Yayınevi · 201412 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İçinde siyonizim ve bol bol tekrar olan o kitap
4/10
Kitabın konusu hayalet yazarlık yapan kızımızın kendi yazdığı kitaplardan birinin imza gününe katılması ve orada tanıştığı bir adamla yaşadığı tek gecelik ilişki üzerine başlıyor. Elbette bu adamla daha sonra tekrar tesadüfen karşılaşıyor ve olaylar gelişiyor. Temelde anksiyete, OKB gibi sorunlara ve bunların insanların hayatını ne kadar etkilediğine eğilen bir kitap. İçinde otuz yaş krizi, hani inanırsak basarirdik gibi çağımızın umutsuz toplumuna da göndermeler var ama bunlar o kadar basma kalıp ki okurken hadi abla dükkanın önünü kapatma diyesiniz geliyor. Bütün romantik kitaplar iç çekişmeler ve acabalar içerir ama hiçbir yazarın açık açık senden hoşlanıyorum diyen bir erkek karakter varken kadını hala şüphe içinde yazdığını görmedim. Bitmiyor. Seni seviyorum, sana bayılıyorum e hadi sevişelim tamam ama ya beni sevmiyorsa. Sürekli aynı noktaya dönüyor. Son 100 sayfanın en az 70'i gereksizdi. Kitabın iki ana karateri de yahudi. Bu elbette bir sorun değil. Sorun yazarın bu iki Yahudi karakteri ve tüm yahudi toplumunu adeta Venedik taciri deki şaylo gibi mağdur gösterme çabası. Efendim eğer hanuka hakkında yazarlarsa nefret mesajları alıyorlarmis, yok oynadıkları Noel filmine yedi kolullu şamdan koyarak inançlarına saygı gösteriyorlarmis. Aman yahudi olmak ne kadar zormus ve antisemitizm ne kadat kötüymüş. Sayın yazar biliyor musun Filistinli olmak daha zor. Çünkü senin gibiler onlara işkence ediyor. Para verip kitabı kesinlikle almayın asla verilen parayı hak etmez.
2026 Okuma Raporları
İş mi? Aşk mı?Rachel Lynn Solomon · Yabancı Yayınları · 202617 okunma
2/10
·139 syf.··
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 16:35
Hayatımda okuduğum en saçma kitaplardan biri. Hitler veya herhangi bir -izm bugün Amerika ve İsrail'in yaptıklarını açıklamaya, aklamaya yetmez. Siyonizm ki bir tür milliyetçilik aslında ve yahudi dini görüşünü görmezden gelen ve çok normal şeylermiş gibi konu edinen bu ve bu tip insanlar çok ilginçler. Hiçbir sav ve tez sunmaya bile gerek yok. Yahudilerin okuduğu kutsal saydıkları kitapları okumanız bile bu gibi insanların ne saçmaladığını anlamanıza yeter.
AntisemitizmPierre-André Taguieff · Dost Kitabevi Yayınları · 201714 okunma
Puan vermedi
Ian McEwan, iki yıldır tanıdığım bir yazar ve okuduğum her kitabını sevdim. En bilinen eseri Kefaret'in film uyarlamasını izledim ama okuması sonraya kaldı. İngiliz toplumunun 1962 yılında cinselliğe bakış açısının ön planda verildiği eserde siyasi meselelerle ilgili görüşler, komünizm ve antisemitizm, klasik müzik, rock and roll de yer alıyor. Florence ve Edward'ın evliliklerinin ilk gecesini ön plana alan yazar geriye dönüşlerle 10 saat kadar bir süreyi anlatıyor. Çiftin balayı için geldiği otel odasında ve otelin önündeki sahilde geçiyor hikayesi. Yeni evli çiftin ilk gecesinde arzu ve tiksinti duygularıyla mücadelesini apaçık ele alan eser, döneme ait cinsel tabular, bekaret, yenilikçi ilişki modelleri de sunularak verilmiş. Cesur, farklı, komik, yürek parçalayıcı eser, yüz sayfa bir hacimde ama sıkışık sayfa yapısı, küçük puntosu ve diyalog azlığı ile yoğun bir kitap.
SahildeIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2020505 okunma
9/10
·112 syf.··
2017 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2017 00:00
·
Theodor Herzl siyonizmin kurucusu olarak bilinir. Siyonizm aslında Yahudi milliyetçiliği olarak değerlendirilebilir kısaca. Bu kitabı da 1896 yılında yazmış ve daha sonra örgütlenmiştir. Aslında kitabın ve öğretinin temel fikri Kudüs çevresinde kendilerinin "vadedilmiş ropraklar" olarak nitelediği yerde bir Yahudi devleti kurmaktır. Ve oraya dünyanın birçok ülkesinde dağınık halde olan yahudileri göç ettirmektir. Yazıldığı tarihlerde bu bölge hala Osmanlıların elinde idi. Aslında bu topraklara yahudi göçü kitabın yazıldığı tarihten önce başlamıştır. Yani aslında yeni bir fikir değildir bu kitap yazıldığı zaman, ki yazar da bunu belirtmiş. İlginç olan ise kitapta da yer alan Arjantin alternatifi. Yani yahudilerin bir devlet sahibi olması ve bunun Arjantin'de de planlandığı yazıyor. Ama Filistin bölgesi seçilmiş. Bu arada Nazilerden dolayı bazı insanlarda belki yahudi karşıtlığı ve antisemitizm bir tek almanlarda var gibi bir algı olabilir. Fakat bu holokost öncesi avrupanın bir çok ülkesinde bu vardı. Bu kitap aslında br kitapçık, manifesto gibi bir kitap. Göçün ve yerleşimin nasıl yapılacağını ve planlamasını anlatıyor. Okuyun.
Yahudi DevletiTheodor Herzl · Ataç Yayınevi · 2007878 okunma