"Gençliğim ve İlk Fikir Kıvılcımları"
Ben henüz çocuk yaşlarda iken, Selanik’in sokaklarında gezinen her çocuğun kalbinde olduğu gibi benim yüreğimde de sorular vardı. Ancak o sorular, cevapsız kalınca yavaş yavaş düşünceye; düşünce de ideallere dönüştü.
Mahalle mektebiyle başlayan, Şemsi Efendi Mektebi'nde şekillenen tahsil hayatımda gördüm ki; öğrenmek sadece hocaların aktardıklarıyla sınırlı kalmamalıydı. İnsan, çevresinde olup bitenleri sorgulamalıydı. Neden yoksulduk? Neden memleketin her köşesinden şikâyet sesi yükseliyordu? Bu sorular, zihnimi meşgul ediyordu.
Selanik Askerî Rüştiyesi’ne başladığımda artık içimde yanmaya başlayan ateşi hissediyordum. Subay olmak sadece bir meslek değil, aynı zamanda milletin mukadderatına yön verecek bir görevdi. Fakat bu görev, körü körüne itaatle değil, akılla, ilimle ve milletin selameti için cesaretle yapılmalıydı.
Manastır Askerî İdadisi’nde geçirdiğim yıllar, hayatımın en mühim dönemlerinden biri olmuştur. O yıllarda artık yalnızca derslerle değil, kitaplarla, fikirlerle, tarihle hemhal olmaya başladım. Namık Kemal’i, Tevfik Fikret’i, Voltaire’i, Rousseau’yu okudum. Her biri bana başka başka pencereler açtı. Vatanın hürriyeti, milletin iradesi ve ferdin haysiyeti üzerine düşündüm. Düşünmekle kalmadım, bunları arkadaşlarımla da müzakere ettim. Çünkü bilirim ki tek başına düşünen bir fert, fikirde ilerleyemez; fikir, paylaşarak büyür.
Bugün, bu satırları okuyan sevgili Türk genci; bilmelisin ki ben ne bir mucizeye inandım, ne de talihime güvendim. Yalnızca çalıştım, düşündüm ve milletimin her ferdinin gözünde saklı olan cevheri görmeye gayret ettim. Benim gençliğimdeki sancıların, senin kalbinde de yer ettiğini biliyorum. İşte o sancılar, seni de bir gün harekete geçirecek kıvılcımdır.
Unutma, bir milletin istikbali, o