Kendi hatalarımı yaptım, kendi doğrularıma vardım onlardan... Her bir hatamı omuzlarıma apolet yapıp taktım bana öğrettiklerinden dolayı.
Kabul edin!
Altın tepside sunsanız bu denli öğretici, bu denli benim olmazdı hiçbiri...
Ne yalan söyleyeyim, güzel düştüm, iyi acıdı. İyi ki...
olda
Çıplak ayaklarıyla uçuşa uçuşa gezen Heidi'ye inatla babet çorabı satmaya çalışanların olduğu bir dünyada, biz neyi istemiyorsak bilin ki yakamıza apolet gibi yapışan odur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Yaşlılıkla ilgisi yok yüzbaşım... Bende yaş yirmi iki. Yamyaslıyım yorgunluktan... Atamıyorum üstümden yorgunluğu, ne kadar dinlensem... Bizim yorgunluğumuz gövdemizde değil, ruhumuzda olsa gerek... İki satır okuyamıyorum. Arkadaşlar bilir, Harp Okulu'nda aralıksız okurdum ben... Elime ne geçerse... Abur cubur... Birbirini tutsun tutmasın! Okumazsam geberirim sanırdım. İlk zamanlar cephede bile okumaya çabaladım. Işıksızlık, bir de kitapsızlık bunaltırdı ilk zamanlar beni, soğuktan sıcaktan, bitten, açlıktan çok... 'Bir bitse şu rezillik... Bir atlasam Kurmay Okulu'na... Gece gündüz okuyacağım,' derdim. Şimdi günler, geceler bomboş... Kitaplar yığınla... Birini uzanıp alamıyorum. Alsam açamıyorum. Açsam yarım sayfada bunalıyorum. Dışarıya kulak verip dalıyorum. Sessizlik damarlarımı donduruyor. Pusu yerine girdiğimi birden sezmişim gibi irkiliyorum. Sokakta, kahvede, tramvayda ününiformalıya nasıl baktıklarına dikkat ettiniz mi? Omuzlarımızın üstünde artık apolet değil, yenilginin suçunu taşıyoruz. Daha doğrusu hâlâ yaşamakta oluşun suçunu..."
İsmet'in üç tane kurt köpeği vardı, biri ölmüştü dişini taşıyordu boynundaki kolyede. Ölü hayvanın dişini çekip kopartıyordu herif. Çetesindeki kıdemli üç üyede de o kolyeden vardı. O kolye İsmet'in çetesinde rütbeli olmanın nişanıydı. Kendi hiyerarşik sisteminde apolet uydurmuştu herif. Biz ise civciv besliyorduk. Hayır, o kadar da güzeldi ki bu küçük yaratıklar... Niyet için kutu aradığımız yetmiyor, bir de bunlar için kutu arar olmuştuk. Mete'nin babası da anlamsızca gaza gelip, kutuya ampul takarak hayvanların büyümesini hızlandırmıştı. Civciv sebebiyle yeraltı organizasyonundan, besiciliğe geçmek üzereydik. Üstelik civcivler herkesin yumuşak karnıydı, sevimli gösteriyordu bizi. Sevimli falan değildim ben! Tehlikeli ve tekinsiz biri olmam lazımdı benim.
Sokakta, kahvede, tramvayda üniformalıya nasıl baktıklarına dikkat ettiniz mi? Omuzlarımızın üstünde artık apolet değil, yenilginin suçunu taşıyoruz. Daha doğrusu hâlâ yaşamakta oluşun suçunu...