Bekçi, bekçiler, polis, polisler... Kavgacılarla içkili lokanta müşterileri, garsonlar... Takıldı peşlerine çocuk. Yanlarında seğirtiyor. Kavga onun yüzünden çıktı. Şimdi karakolda sorarlarsa ki senin yüzünden mi, göğsünü gere gere, "Evet," diyecek. Atacaklar mı kodese? Atsınlar be. Soba mayıs ortalarına kadar yanarmış, kayıntı bol, barbut... Yaşadı, yaşadı şerefsizim, anam avradım olsun, yaşadı. Hava bugün sıcaksa bile yarın bozabilir. Apartmanların kaloriferleri de söndü. Barınılmaz hale geldi ızgaralar. Oooh. Kodes be, kodes be, kodes!
Kavgacılar tam dalıyordu karakoldan içeri, bir polis tuttu kolundan:
"Ağabey, dayı, polis ağabey, polis ağabey be, polis ağabey be yahu. Çıngar bizim yüzümüzden çıktı, atın beni kodese!"
Polis duydu mu, duymadı mı? Kayıtsızlıkla içeri çekildi.
Çocuk, "Tuh be," dedi, "tuh be yahu. Hiç mi kanun kalmadı memlekette? Atın içeri de dalgamıza bakalım bu kışta kıyamette."