Zannediyordum ki herkesin babası ve annesi ayrı evlerdedir; bütün çocuklar babaanneleriyle kalır, arada sırada anne babasının yanına gider. O evlerde babalar kızlarıyla daha çok ilgilenir, anneler daha uzak durur; babalar sarılır, anneler sarılmaz. O evlerde annene "anne" dersin, o seni mutfakta bir kenara çeker ve "Sen bana anne deme olur mu Meltem, illa diyeceksen Hikmet Anne de" der. Ben sanıyordum ki bütün çocukları babaannesi annesinden daha çok sever. Ben sanıyordum ki bütün çocuklar anne babasının evini ziyaret eder, onları görür, vakit geçirir, sonra babaannelerine geri dönerler.
Öyle değilmiş. Bunu ilkokula başlamadan önce öğrendim. Hikmet Anne hamile kaldı, bir kardeşim oldu ve o babaanne-min evine gelmedi. Her gittiğimde "Melda da bizimle gelsin, o neden babaanneme gelmiyor?" diye ağladım durdum. Melda kalıyorsa ben de kalayım dedim. Ne o geldi ne ben kaldım.
O zaman anlattılar bana, Hikmet Anne'nin annem olmadığını.
İnsanları izledim o gün garajda oturduğum yerden. Vızır vızır insanlar, karınca gibi... Herkesin ne çok telası var dünyada, yarabbim. Kimse durduğu yerde durmuyor. Otobüse binen, otobüsten inen, tuvalete koşan, yolcu uğurlayan, yolcu karşılayan, çay dağıtan, su satan... Sadece garaj değil, her yer öyle. Çık çarşıya, otobüs durağına otur da seyret: İşe giden, iş-ten gelen, bakkala giden, pazara giden, ne bileyim, okula, notere, hastaneye, postaneye koşan... Şöyle bir dur bak, her şey hareket ediyor, kıpır kıpır dünya... Bir ben duruyorum durduğum yerde.
Anlaşamıyorduk. Neden ayrıldınız? Anlaşamadık. Neden boşandınız? Anlaşamadık. Anlaşamamak çok anlaşılır bir nedendi ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Daha geçerli sebepler istiyordu toplum bizden. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Oysa şiddetsiz, sessiz bir geçimsizlik de az şey değil ki. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solmasına izin vermişsin.
Çok güzel ve eleştirel bir kitap okudum. Okudum, bilgilendim. Kitap, iş hayatında görmezden gelinen gerçeklerle yüzleşme ve beyaz yaka dünyasının eleştirel analizi için derinlemesine bir bakış sunuyor. Beyaz yakalıların çalışma koşulları, tüketim alışkanlıkları, iş-özel hayat dengesizliği ve sistemin bireyler üzerindeki etkilerini irdeliyor. Ayrıca "birey olun ama özel mülkiyetlerinizde bireysel kalmayın, birleşin, toplumsallaşın, kitleleşin; aksi taktirde sesimizi kaybeder yavaş yavaş yok oluruz" diyen Nevzat Evrim Önal sık sık Gezi Parkı Direnişine dikkat çekerek toplumsal olaylara da değinmiş ve çok güzel eleştirilerde bulunmuştur.
Cahil insanların sorunu bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaksa; eğitimlilerin sorunu ise bilgili olmanın fikir sahibi olmak anlamına geldiğini zannetmektir.