hiva

Geçmiş, bulunmaz çiçeklerle süslü bir bahçe gibi gelir insana.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İnsan yalnız yaşayınca, bir şey anlatmanın bile ne olduğunu unutuyor;
Yılmaz Odabaşı – Pusuda Yalnızlık
karacadağ yamaçlarında kardelen çiçekleri her bahar umuda rengini verir ve her bahar dicle’de ak köpüklere üşüşür papatyalar siverek düzü hayata vurgun yürekli yiğitleri ve sabahın eteklerinde ter taneleriyle “memleketimdir benim” orada tüfekler yağlanır kerpiç damlarda türkü kaçak tütün kaçak kaçak çay buğulanır şavkı vurur mağlara ve korku ve umut ve can pusuda pusuda yalnızlık karacadağ, önü diyarbekir’dir ben hüznü avuçlarken ora mahpuslarında bulutlarla yalpalayan rüzgarları resmedip bakıp bakıp iç çekerdim doruklarına karacadağ, patikalarında ceylan ölüleri ve bakır renkli göğüslerimizde görkemli güneşiyle sabıra tutunan sevdaların gönüllü erleriydik ve yollarımızda ayaklarımıza batıp çıkan devedikenleri
İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkânlardan her istediklerini satın alıyorlar. Ama dostluk satılan bir dükkân olmadığı için dostları yok artık.
Kendimi tanımlama ve kim olduğumu söyleme hakkına dünyada yalnız ben sahibim. Ben biyolojik ve kültürel bir melezim; tüm toplumsal sınıfların, ırkların ve ulusların kültürel ve fiziksel bir ürünü olduğum için gurur duyuyorum. Senin gibi “saf ırk”tan, senin gibi şoven olmadığım için, tüm ulusların, ırkların ve sınıfların küçük bir faşisti olmadığım için göğsüm kabarıyor.