İnsan, hakkında kafa yormadığı, kaygılanmadığı, çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin, ona niye değer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir? Senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki?
Sadece Konya’da yapılan bamya çorbası. Babam iyi bir aşçı sayılmazdı, öyle yemeye içmeye düşkün biri de değildi. Ama bamya çorbası deyince iş değişirdi. Belki de çok sevdiği şehriyle en güçlü bağı bu çorbaydı.
Büyük bir gerilimin ardından gelen dinginliğin insan yüzüne yansıyan yumuşaklığı. Yüreğin kabarmasıyla, insan benliğinde kopan o korkunç fırtınanın ardından gelen büyük huzur. Şu anda en çok istediğim ruh hali. Şu anda bana en uzak olan ruh hali. İşte yeniden kıpırdanmaya başlamıştı içimdeki o karabasan, yine o derin huzursuzluk.
“Çoğu zaman mesele Tanrı’nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı, âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi.”