Kitabın ve tabii ki o meşhur ana şiirin bence en büyüleyici tarafı, insanın hayatına giren herkesi tek bir "ideal sevgiliye" eşitleme çabası. Attilâ İlhan burada aşkı nesnesinden koparıp, tamamen öznenin iç dünyasındaki bir tapınmaya dönüştürüyor. Kimin elini tutsa, kiminle sinemaya gitse, kiminle yağmurda yürüse aslında hep o ilk, o ulaşılamaz, o zihne kazınmış kadını arıyor şair. Bu durum, insan psikolojisindeki o muazzam saplantıyı ve sadakati o kadar sinematografik bir dille anlatıyor ki, kitabı okurken kendi geçmişinizdeki "asıl" insanı düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Şairin o görsel gücü, kelimelerle film çekme yeteneği bu kitapta da tam gaz devam ediyor.