Emir, hepimiz gibi hataları olan, korkan, bencilce davranabilen ama bunun bedelini içten içe çürüyerek ödeyen bir insan. Afganistan’dan kilometrelerce uzağa gitmek bile geçmişin gölgesini silemez. Çünkü insan geçmişini bavuluna koyup her yere taşır.
Yıllar sonra gelen telefonda "Yeniden iyi biri olmak mümkün" sözü Emir’in geçmiş günahlarından arınmak, Hasan’ın emanetine sahip çıkmak için Kabil’in tanınmaz hale gelmiş, yaralı sokaklarına geri dönüşü bir vicdan muhasebesi olacaktır. Yazar bu kitabıyla yine kalplere dokunmuş..
Bir leyleğin gözünden anlatılan bu hikâye, alışılmış anlatıların çok dışında.
Gökyüzünden insanların hayatlarına bakan bir tanığın gözleriyle; aşkı, sadakati, pişmanlığı, kayıpları ve yeniden başlamanın mümkün olup olmadığını okuyoruz.
Sema, Aram ve Nurullah'ın hayatları iç içe geçerken en çok dikkatimi çeken şey, masumiyetin aslında ne kadar ağır bir yük olabileceğiydi.
Bazen en büyük acıları suçlular değil, sessizce taşıyanlar yaşar.
Kitap bunu oldukça etkileyici bir şekilde hissettiriyor.
Leyleklerin göçleriyle insanların hayatları arasında kurulan bağ ise çok anlamlıydı.
Her göç, sanki yüklerden arınmak; her dönüş ise yeniden umut etmek gibiydi.
Özellikle leyleklerin yaşadıkları kayıplara rağmen hayata devam etmeleri beni derinden etkiledi.
Akıcı dili, farklı anlatımı ve düşündüren alt metinleriyle uzun süre aklımda kalacak bir okuma oldu.
Eğer duygusal, anlamlı ve farklı bakış açıları sunan hikâyeleri seviyorsanız, bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.
"Belki de dünyanın en ağır yükü, masum kalabilmektir."
Kişisel gelişime başlangıç temel bilgileri bulabileceğiniz kısacık bir kitap. Tek seferde değil defalarca okunması gereken bir başucu kitabı. Zihnimizdeki prangalardan arınmak için vazgeçilmez bir eser
Dört AnlaşmaDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 202316,3bin okunma
'Aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardı.'
Büyük arayışla, bir yolculuğa çıkıyoruz bu öyküde. Varacağın bir yer umarak ama varıp varmayacağını da bilemeden...
Hep bir şüphe olacak ardında.. Ve hep bir netliğin gölgesine düşeceksin peşi sıra.
Aşk şüpheden arınmak değil miydi peki?
Acabaların olduğu yerde aşktan söz edilebilir miydi?
Bilinmezliğin içindeki tamamlanmışlıktı aşk ve bu bilinmezliğe razı gelişti biraz da..
Yorulmak mı?
Yorulmadan aşk, aşk kalabilir miydi?
Aslında aşk, yoruldum demeyecek dirayeti göstermekti.
Hasılı kelam varmak aşkın neticesiydi.
Aşk diye bilinen şey de hakikatti.
Vardım sanmak aşkın da ötesindekini aradığının farkındalığıydı.
Arıyorum diyen, kör pencerede bakınandı.
Vardım diyen, saydam kapıdan bakandı.
Yandım diyen, çoktan aşk aleminden hakikat alemine varmıştı bile.
Aşktan öte hakikat yoktu.
Hakikat de içindeki özdeydi. Sendeydi. Kendindeydi. Kalbindeydi. Evindeydi.
Uzaklarda aramanın da alemi yoktu işte...
Bunu bilecek dimağ olsaydı, görecek göz de olurdu elbet.
Görmenin hükmü aramaktan geçer.
Ara ki bulasın.
Özünden uzak kalanın yolu uzun olur evet.
Ama tüm yolculuklar varmaya çıkar.
(Bir öyküyle aşk üzerine birkaç cümle sarf edebilme cüretine girmem Rasim Özdenören'in kalemini gerçekten sevdiğimdendir.. Kör pencereler son öyküsü.. İyi ki de son bir öykü daha yazmak nasip olmuş. Allah rahmet eylesin. Kör pencereden nasıl da derin hakikatler açtı içimize.. Bu da bir yazarın başarısıdır.)
Kitabın başlangıcı bile Türk’ün ne kadar medeni ne kadar ileri görüşlü ne kadar ince fikirli olduğunu gözler önüne sererek ilerliyor.alparslan’ın Diojen karşındaki tutumu onun onurunu incitmemek için yanında çadır kurdurması fakar ülkesine dönen diyojenin kendi tarafında gözleri oyulması ve ölmesi melikşahın zaferi kardeşine nasip olsun diye dua etmesi takvimin yenilenmesi avrupanın ise 1582 de takvimi düzeltmesi bakın durun daha başlamadık
I haçlı seferi 1096-1099:
Günaha bulanan hristiyanların tövbe etmesi zengin günahkar için 4 ing altını fakir için 9 şiling bununla da yetmeyip 300 yıllık bir günahkar cezası çıkıyordu din buna bir kılıf buldu ve haçlı seferine katılacak olanların günahlarının affedileceğini duyurdu hatta ölenlerin cennete gideceği Papa II urbanus fransa’ya dönerek Clermont Konsilini topladı fransanın en önemli lideri Tolulouse kontu Raymond de Saint Gilles ve başpiskopos Adhemar de MOnteil talip oldular oluşan haçlı ordusuna katılım büyüktü kadınlar çocuklar herkes içindeydi ( nede olsa günahları affedilip cennete gidecekler ) Bizans imparatoru I Aleksios bu büyük kalabalığı istemedi çünkü geçtikleri yerleri talan edecek çok zarar vereceklerdi ki öyle de oldu .bunun üzerine Aleksios haçlılara refakatçi ordular verdi .
Ağustos 1096 yılında 4 esas haçlı ordusu avrupanın değişik yerlerinden yola çıktı .
1.ordu Fransalı Franklar ordusu Vermandois kontu hugue le grand robert courteheuse ve robert flndralı loren kaynaklı orduyu gecikmeyle takip edecek
2.ordu Loren kaynaklı ordu almanyayı geçip balkanlara kuzeyden girecek aşağı loren dükü godfrey de Bouillon kardeşi Baudouin de Boulogne ve kuzeni Bourglu Baudouin
3.ordu Güney Fransalılar ordusu Toulouse kontu IV Raymond veya Raymond Saint -gilles kuzey italyadan balkanlara girip Sırbistan ve Makedonya
Belki bir kişisel gelişim kitabı diyenler olacaktır, ya da dinleri ve tanrının varlığını sorgulayan bir kitap. Hangi kategoride olduğunu belirlemek biraz da okuyucuya kalacak gibi.
Her türlü güzelliğin kişinin kendi iç dünyasında yaşayacağı hesaplaşmalarla gerçekleşeceğini belirtiyor kitap boyunca. Her şey Düş kurmakla başlayacaktır, düş kurmaya başladıktan sonra gerçeklik arkasından gelecektir düşüncesi dile getiriliyor. Düş’ün gerçekleşmesi için de korkulardan arınmak gerekiyor, insanların en çok korktuğu durum ölümdür. Düşün gerçekleşebilmesi için de ölümü yenmek gerekiyor. Ölümsüzlüğe ulaşmak için neler yapılması gerektiğinden bahsediyor. Kitabın bazı bölümlerinde Hallacı Mansur’un Enel Hak düşüncesini okuyor gibi hissettim. Kitapta geçen; “-İnsan tanrı mıdır?
-Hayır, tanrıdan daha üstündür, çünkü isteklerini yerine getiren bir tanrıya sahiptir.” diyaloğu çok fazla düşündürdü
Kitap boyunca Carpe Diem felsefesini de okuduğumu düşündüm. Kişinin ölümsüzlüğe ulaşması için yapması gereken ilk şeyin kendisiyle girdiği mücadeleyi kazanması gerektiğini sıklıkla vurgulamış yazar.
Bir okul açmak için Lupelius’un defterini bulmak için yola çıkan kahramanımızın Dreamer’den aldığı dersleri ve bu derslerin kahramanın hayatında yarattığı değişimleri anlatıyor. Dreamer gerçek bir kişi mi, kahramanın kendi kafasında yarattığı hayali bir kişilik mi ben çözemedim. Belki de bir ütopyadır ve kahramanımız o ütopyayı gerçekleştirmeye çalışıyordur.