Duygusal Sığınak-Şeker Portakalı!
9/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2025 18:11
Kitaba başlamadan önce yazardan ve yasaklanma nedeninden bahsetmek istiyorum. -Yazar Jose Mauro De Vasconcelos: 26 Şubat 1920 yılında Brezilya’nın Rio de Janerio yakınlarındaki Bangu bucağında dünyaya gelmiştir. Yazar oluncaya dek çeşitli işlerde çalışmıştır (modellik, garsonluk, antrenörlük vb.). Yarı Kızılderili yarı Portekizli bir ailenin çocuğudur. Ekonomik güçlük çeken ailesi onu okuması için Natal’daki amcasının yanına göndermiştir. Çeşitli hayaller kuran ve bu hayallerin peşinden koşmuştur. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalışması kitaplarının alt yapısını oluşturmuştur. 1984'te yaşama veda etmiştir. -Peki kitap neden yasaklandı? Çocuğu yedinci sınıfa giden velinin, kitabı okutan öğretmene soruşturma açması ile 2013 yılında ülkemizde yasaklanmıştır. Açılan soruşturmanın nedeni velinin Türk kültürüne uygun olmadığı, müstehcen öğeler ve argo sözcükler içerdiğini düşünmesidir. Hüseyin Rahmi'nin Meyhanede Hanımlar kitabında da geçer "Bir şeyi yaymak mı istiyorsunuz yasaklayın." Yasaklanması ile beraber kitap uzun süre boyunca çok satanlar listesinde kalmış ve birçok kişinin okumasını sağlamıştır. -Kitabımız 1968 yılında yayımlanmış, dram ve çocukluk romanı olarak geçmekte ve yazarın hayatından izler taşımaktadır. -Kitap kalabalık, yoksulluk içinde yaşayan yarı Kızılderili yarı Portekizli bir ailenin dramını anlatır. Kitabımızın merkezinde evin beş yaşlarında olan sondan ikinci çocuğu Zeze vardır. Zeze; hayal dünyası geniş, okumayı tek başına öğrenecek kadar zeki, duygusal, meraklı, çalışkan bir çocuktur. Ama büyük bir eksikliği vardır: Sevgisizlik ve anlaşılamama. Okuldakiler hariç herkes onun haşarı, yaramaz, sürekli sorun çıkaran bir çocuk olarak görür. Yaptığı her yaramazlık için ailedeki herkes tarafından dövülen, etiketlenen (Şeytanın vaftiz edilmiş oğlu),
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,6bin okunma
DİKKAT, BU İNCELEME TAM BİR "KARMAŞA" İÇERİR!!!
7/10
·304 syf.··
2025 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 17:50
Onu kozasından çıkaran adam, kanatlarını kırmaya hiç çekinmemişti. Öyleyse neden kozasından çıkarmıştı ki? Orada güvende ve huzurluydu. (Sayfa 75) ... İrem Ardıç, yıllardır birlikte olduğu sevgilisi Baran Emir Ateş'in ona evlilik teklifi etmek üzere olduğunu fark edince derin bir korku hisseder. Henüz buna hazır olmadığı için bir süreliğine İstanbul'dan uzaklaşmaya karar verir. Kendisi ünlü bir yazar olduğu ve yayınevi kadar okurlarının da dört gözle beklediği eseri Çimen'i yazmak istediği için de bu yolculuğun ona iyi geleceğini düşünür. Böylece asıl gidişini kendisine saklar ve herkese bunun için gideceğini söyler. Emir hariç. Ona başka bir bahane öne sürer ve yola çıkar. Rotasız bir şekilde çıktığı bu yolculukta kendini Kaş'ta bulur. Olaylar da tam bu noktada başlar. DİKKAT, BUNDAN SONRASI ŞAHSİ FİKİRLERİM KADAR SPOİLER DA İÇERİR! İrem, Kaş'ta adı Carmıne (anlamı kızıl) olan bir butik otele yerleşiyor ve etrafı dolaşmak için otelden çıkıyor. Çarşıya geçtiğinde acıktığı için bir meyhaneye (burasıyla ilgili ciddi bir eleştirim var açıkçası, az sonra...) giriyor ve YÜZYILIN TESADÜFÜ gerçekleşiyor. Meyhanenin sahibi onu yıllar önce terk eden ilk aşkı Miraç çıkıyor! Orada hiçbir şey olmamış gibi konuşmaları ve yazarın "rakı, meyhane, içki" kelimelerini bu kadar kolay dile alması ve "sarhoş olmayı" bu kadar normalleştirmesi hiç hoşuma gitmedi, söylemeden geçemeyeceğim. Neyse uzun lafın kısası bunlar konuşuyorlar ve İrem sarhoş olduğundan (sözde olmayacaktı ve her defasında yaptığını yapıp içmemeye söz veriyor. Sonra yine içiyor bu arada...) Miraç onu motoruyla bırakmayı teklif ediyor. İrem de kabul ediyor. Burada da bir parantez açacağım: İrem, İstanbul'da onu bekleyen ve kitabın başından beri "SEVDİĞİNİ" iddia ettiği Emir'e rağmen motorda Miraç'a sarılıyor ve
1000Kitap
Falez ve KırlangıçR. Ayça Kavraz · Artemis Yayınları · 202542 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Başucu kitaplarımdan biri oldu <3
9/10
·160 syf.·
2025 13. kitabı
Yazar: Gözde Attilla Yayınevi:Doğan Novus Yayınları sayfa sayısı: 160 İçedönükler için kendini tanıma ve iyileştirme rehberi olarak gördüm bu kitabı, bu yüzden size biraz kendimden bahsedip içimi dökmek istiyorum. Çocukken sessiz bir kız çocuğu olduğum için takdir edilirdim ve öğretmenler bu yönümden dolayı beni sürekli aileme överlerdi. Tabii ben yedinci sınıfa geçince sessizliğim kötü bir şeymiş gibi sürekli olarak 'özgüvenli olun, girişken olun. Hayatta girişken olursanız ilerlersiniz!' gibi cümleler duymaya başlamıştım hatta bir arkadaşımız yeni gelen ingilizce öğretmenin bana sorduğu soruyu şöyle cevaplamıştı, "o sessiz biri hocam, konuşmaz." öğretmenimiz buna kızıp, "olsun, az konuşur öz konuşur." demişti ve sonra adımı sorup benimle sohbet etti. Beni sevdiğine inandığım ve bana yardımcı olduğunu düşündüğüm bir öğretmenimdi. Kendisine teşekkür ederim. Bütün ergenliğim, sessiz olduğum ile ilgili sürekli ve aralıksız hakaretlere uğrayarak geçti. Sürekli duyduğum sözlere ek olarak garip, tuhaf, farklı, asosyal, sessiz gibi bir sürü etiketim de oldu. Açıkçası bu etiketleri o zamanlar da pek takmıyordum ama garip veya farklı olmadığımı göstermek için de çok çabalıyordum. Tabii enneagram ve mbti gibi kişilik teorileri ile tanışmak (22 yaşında) sıkıştırıldığım kalıpların aksine nefes aldığım bir alan oldu. Hatta enneagramımı öğrenince rahat bir nefes almıştım ve 'hah, evet ben buyum!" demiştim. Kendi hakkımda daha çok öğrenmeye başladım ve içedönüklüğüm ile barışıp, girdiğim ortamlarda içedönüklük hakkında konuşup, tartışıyorum çünkü toplumumuzda içedönük olmak bir lanet, dışa dönük olmak ise bir lütuf olarak görülür. İçedönüklüğümden utanmıyorum ve utanmayı da asla düşünmüyorum. Bunu kurtulabileceğim ya da kurtulmayı düşündüğüm bir şey olarak görmüyorum,
1000 Kitap
Affedersiniz İçedönükGözde Attila · Doğan Novus · 2023280 okunma
Anlaşıl(ma)manın külfeti
9/10
·54 syf.·
2025 55. kitabı
Hayat bazen kendi ritmini kaybeder zaman ağır akar, umutlar yavaşça silinir. Her düşüş ruhun derinliklerinde bir iz bırakır her çaba, görünmez bir tohum gibi içimizde filizlenir. Bazen yalnızca bir söz, bir bakış, bir hikâye, tüm karmaşayı durdurur ve insanın yeniden kalkmasını sağlar. İşte böyle anlarda ruhumuzun derinliklerinde sessizce demlenen bir güç vardır farkına varmak bazen yıllar alır, bazen tek bir an yeter. Baştan söyleyecek olursam bu kitap incelemesi iç dökmeden ibaret sadece yer yer kitabın bana kattıkları da var tabi. Maksat gelip geçtiğimde okuyup yaşadıklarımı tazelemek. Ben Osman Nuri Burucu’yu YKS dönemimden tanıyorum. 12. sınıftayken yani 2019’da hayatım baya baya derslere adadığım dönemde çıkmıştı karşıma. İnek öğrencilerdendim o dönemler kim beni bizimkilere sorsa dediği ilk şey “hala ders çalışıyor mu?” sorularıydı -tabi bu inekliğim başıma bela oldu- . Bir noktadan sonra ne kadar çalışırsam çalışayım bir türlü ilerleyemediğimi emeklerimin netlerime yansımadığını fark ettim. Çocukluğumdan beri hayalim tıptı dersler, denemeler, tekrarlar zaten asosyallik diz boyu istediğim bölümde bunun makyajı gibi bişi olmuş oldu… Tüm bunlar arasında kaybolmuş, çoğu zaman neyi neden yaptığımı bile sorguladığım anlar yaşamıştım. Kör olmuştum o dönemler Kendimi çaresiz ve yorgun hissediyordum. Zaten mezun olunca da yavaş yavaş tükeneceğim dönemlerime geçmiştim artık… O dönemde Burucu’nun “Asla Vazgeçme” videosuyla karşılaştım. İzlerken ilham vermişti sanki bana özel konuşuyordu. Kim ne derse desin bana pes etmemem gerektiğini her düşüşün bir öğrenme ve güçlenme süreci olduğunu, sabrın ve emeğin bir gün mutlaka karşılık bulacağını hatırlattı. O an yeniden kalkmanın ve yoluma devam etmenin mümkün olduğunu hissettim. O videoyu izledikten sonra içimde bir ışık
Ruhun DemleriOsman Nuri Burucu · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202221 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2025 12. kitabı
Kitabı hep heh işte bu yüzden diye okudum. Sanki kitapta hep içimde düşündüğüm ama bi türlü dillendirmediğim şeyleri dillendiriyor gibi hissettim. Sürekli hak verdim ve sürekli kendimle bağdaştırdım. Size kitapta neler anlatıldığını ve nasıl bağladığımı anlatacağım. Ben bir hemşireyim ve ona yönelik bağlayacağım. Başka meslek gruplarına yazdıklarım ulaşsın çok isterim. Her meslekte işler nasıl yürüyor gerçekten merak ediyorum. Network: Kitapta hayatımızda 100 120 kişilik bir sosyal grubumuz olabileceğini bunların 20 30u akraba 20 30u çocukluk arkadaşı 20 30u üniversite ve sosyal çevre olacağını geriye sadece 10 20 kişilik bi kontenjan kalacağını ve sonuçta bu kısıtlı çevrede anlamlı bi network kurmanın komagenede anlamlı bi network kurma şansından daha düşük olacağını anlatıyor. Ben işçi bi ailenin çocuğu olarak geldim. Babam genelde memur maaşına yakın bi maaş aldı ortalama bi memur çocuğu gibi büyüdüm. Gittiğim tüm okullar devlet okuluydu. İyi bi lisede okudum ama aşırı köklü ve bana network katacak bi okul değildi. Üniversitede de gülhanede hemşirelik okudum. Herhangi kırsalda hemşirelik okuyan birine göre daha geniş ve donanımlı bi çevrem vardı ama okuduğum bölümün de getirisiyle bu çevrenin bana katacağı etki tartışılırdı. Bana yaptığı etki oradaki hocalardan birkaçını cvme ekleyebilmemin de etkisiyle hiç tecrübem olmadığı halde ankaradaki en iyi bir iki özel hastaneden birinde işe başlayabildim. Başka pek çok arkadaşımın çektiği rezilliği çekmedim başka hastanelerde. Ama sonuç olarak bu minik network beni muazzam bi yere de getirmedi. Stafftım günün sonunda. Benden çok daha çevresi olan bi kız başladı benden sonra hastaneye. Bu kitapta da okuyacağımız kendini satmayı bilen yöneticilerine gerekli yalakalığı yapan biriydi. Mesleğinin 1.5 yılında sorumlu hemşire
Düşünce
Kalk Çalış Başarısız Ol!Behçet Yalın Özkara · Kronik Kitap · 20241,828 okunma
Puan vermedi·311 syf.··
2024 22. kitabı
Öğrencilik dönemimde, arkadaş çevrem tarafından hor görülmeyi hiç umursamazdım. Zaten fazla da olmazdı; ufacık çocuklardık. Hemen unutur, ertesi gün kaynaşır ve yeniden oyunlar oynardık. Ancak 3. ve 5. sınıf sürecinde, sınıf öğretmenim tarafından arkadaşlarımın önünde çok rencide edildim ve hatta dövüldüm. Öyle anlar oldu ki, döverken kol saatinin bile kırıldığı zamanlar yaşandı. Evet, bizim zamanımızda da dayak vardı. Hatta okullarda dayakla büyüyen son nesil bizdik. Fiziksel şiddet kötüydü, ama bana göre psikolojik sözlü şiddet çok daha ağırdı. Arkadaşlarımın içinde hakarete uğramak… "Senden bir şey olmaz!", "Senden bir b*k olmaz!", "Sana harcadığımız emeklere yazık!", "İt herif!", "Hayvan herif!" gibi sözler, iki yıl boyunca sıkça duyduğum hakaretlerdi. Bunlara bazen daha da kötü sözler eşlik ederdi. 5-10 arkadaşım da benimle aynı durumu yaşadı. Bize bunları yaşatan kişi, ilköğretim öğretmenimizdi. Oysa öğretmen, okulu sevdirmesi gereken kişiydi. Ancak bizi okuldan soğuttu, aramıza duvar ördü. Böyle bir nesilden sağlıklı bir toplum oluşturmayı nasıl hedefleyebiliriz? Bu olaylardan sonra okulu bir daha hiç sevemedim, ısınamadım. Hatta kitapta da yazıldığı gibi, okulu bir cezaevi öğretmeni gardiyan olarak görüyordum. Bir dönem, o "cezaevinden" beni atmaya bile kalktılar. Neden mi? Notlarım kötüymüş, okulun prestijini düşürüyormuşum. Velileri saygın insanlarmış! Ama hatayı asla kendilerinde aramadılar. Çünkü başarısızlıklarını bir çocuğun üzerine yıkmak kolaydı. Evet, sınıfımızda "öğretmen" sıfatını taşıyan birisi vardı. Ama öğretmenlik vasfından uzaktı. Ve ben o öğretmen sıfatlı kişiyi ömrüm boyunca asla affedemeyeceğim. Eğer Alişan öğretmen gibi bir öğretmenim olsaydı, benim hikâyem de belki çok farklı olabilirdi. Ama bize yazılan kader buymuş. Nice Alişan
İçindeki Uyuyan Güzeli UyandırAlişan Kapaklıkaya · Yediveren Yayınları · 20151,954 okunma