Artık değişmesi imkansız şeyleri, realitelere esef etmeden, hüküm bile vermeksizin, öylece kabullenmeli. Nitekim asla tam bir okuyucu olmadığını anlamışımdır. Çocukken,
okumak bana, ilerde günün birinde, bütün öbür mesleklere birer birer başladığı sırada, insanın, üzerine alacağı bir meslek gibi görünürdü. Bunun ne vakit olacağı hakkında,
belli bir fikrim yoktu doğrusu. Hayat, bir bakıma değişti de, evvelce içerden geldiği gibi bu sefer de dışardan gelirse fark edilir elbet, diye düşündüm. O vakit her şey açık
seçik ve belli olur, diye hayal ediyordum. Basit mi, asla, aksine pek çetin karışık ve ağır; kabul, ama ne de olsa açık. Çocukluğun kendine özgü hudutsuzluğu, nispetsizliği, gidişinin önceden kestirilemezliği, o zaman atlatılmış olurdu. Bu neden böyle olacakmış, orası pek anlaşılamıyordu gerçi. Aslında insan büyüdükçe bunlar da büyüyor, insanın her tarafı kapanıyor ve insan, dışarı baktıkça içinde ayaklanan
şeyler çoğalıyordu: nerden geldiğini Allah bilir. Ama galiba bu, son bir noktaya kadar artıyor, orada bir çırpıda kırılıveriyordu. Büyümüş kimselerin bundan pek az rahatsız
oldukları kolayca görülüyordu; dolaşıyor, hüküm veriyor, iş görüyorlar, güçlüklerle karşılaştılar mı bu, daima dış sebeplerden ileri geliyordu.