İSLÂM ULEMASI DÜNYAYI "TEPSİ ŞEKLİNDE" Mİ SANIYORDU?
Karşılaştıysanız bazılarını işitmişsinizdir mutlaka. "Müslüman evrimciler"in bazı klişeleri var. Hangisiyle konuşsanız sözü mutlaka oralara getiriyor. Hep bir kaynaktan ezber yaptıklarını tezahürleriyle gösteriyor. İşte bu yazıda içlerinden birisine bir parça dokunmak istiyorum. Nedir? "Dünyanın küreviyeti" ile "evrim" arasında kurulan benzerliktir. Hülasa edeyim: İddia odur ki: Müslümanlar yüzyıllar boyunca "dünyanın tepsi şeklinde olduğuna" imân etmişler. Âlimleri tefsirlerinde böyle yazmışlar. Fıkıhçıları böyle hükümlerini açıklamışlar. Vaizleri hep bunu nasihat etmişler. İş böyle sürüp gitmiş. Ta ki Batı "medeniyet" olana kadar. Sonra bizimkiler bakmışlar ki: Ooo! Batılılar dünyanın küreviyetini çok feci isbat ediyorlar. Buna karşı mücadele etmek mümkün değil. Hemen geri basmışlar. "Ne yaptık yahu biz!" demişler. Tevbe-billah etmişler. Bilimin affına sığınmışlar. O zamana kadar "satıh" şeklinde anladıkları âyetleri de silbaştan "küre"ye çevirmişler. Masalın, pardon, iddianın özeti böyle... **Mâzisi ne kadar derindir bilmiyorum. Ancak mâzisi olduğunu mürşidimin Muhakemat'ta bu iddiayı ele almasından anlıyorum. Demek evrimciler de bu işi yeni baştan konuşmuyorlar. Zaten bu minvalde her ne iddiaya rastlasanız arkasını oryantalistlerin metinlerinde bulursunuz. Onlardır İslâm âlemine en ışıltılı çağlarını dahi "İslâm'ın ortaçağı" diye yutturan. İslâm milletini kendi geçmişiyle kavgalı/küs bir hâle getiren. Hurafelerinin kendilerine ettiğini "din-i mübîn-i İslâm'ın ehl-i İslâm'a ettiği" diye semtimizde yediren. Satan. Sattıran. Hasbelkader tezgâhlarından geçen bir Müslüman genç öyle feleğini şaşırır ki: Engizisyonu kendi "kadılar heyeti" diye akleder. Papa'yı "müçtehid imâmlar"ından birisi sanır. Hristiyan dünyanın dine/bilime bakışını da öz-bir bilâd-ı
Tefekkürât
‎بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم *Uyutup,uyandıran kullarına bir fırsat daha veren Mevlaya yarattıklarının zerreleri adedince* *Yerle gök arasını dolduracak kadar ,dağlar taşlar zerreleri adedince,Arşın kürsün ağırlığınca hamdu senalar olsun!* *Elhamdü lillâhi kable külli ehad,* *Velhamdülillahi ba’de külli ehad*, *Elhamdülillâhi alâ külli hâl.* *Bir o kadar da Efendimize sallallâhu aleyhi ve sellem,evladına,ezvacına ve de güzel ashabına salat ve selam olsun!* *Zatın bizlerden razı Rasulün de haberdar olsun Allah’ım!* *Allahümme salli âlâ Muhammed’in ve alâ ali seyyidina Muhammed* *Allahümme salli alâ seyyidinâ* *Muhammedin* *ve Âdeme* *ve Nûhin* *ve İbrahime* *ve Musa* *ve İsa* *ve mâ beynehüm minen’nebiyyine vel’mürselin. Salevâtüllahi ve selâmühü aleyhim ecmeiyn*. *Niyet ettik gün boyu gerek dünyevi gerek ahiret işlerimizi Senin rızan için yapmaya ;niyetimizi bize kolaylaştır Allah'ım ,dünyalık işlerimizi sevap kefemize yerleştir.* *İlahi ente maksudi ve rızake matlubi.* *Ey nimetleri tamamlayıp,yayan, ey zorlukları defeden! * *Ey karanlıklarda dehşete kapılanların nuru! * *Ey öğretilmeden bilen Allah’ım; cezalandırarak bizi edep eyleme. Kendi başımıza bırakarak da tuzağına duçar etme.* *Cezallahu anna seyyidina muhammeden ma hüve ehlüh* *Sübhanallahi ve bihamdihi* *subhanallahil azim Estağfirullah ve etubu ileyh* *La havle vela guvvete illa billahil aliyyil azim* *La ilahe illa ente sübhaneke innî küntü minezzalimin* *La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yumitu ve hüve hayyun la yemutu biyedihil hayr ve hüve ala külli şey'in gadir.* *Allah'ım amelleri yakıp,bitiren riyadan, kibirden,benlikten, gıybetten,Sana sığınır ,yardım isteriz.* *Arzi ve semavi
Din
Reklam
YENİ YAZDIM NASIL OLMUŞ DOSTLARIM
Avni’ye Arz-ı Hâl Gazeli ​I O şâhin bakışın, ol derin gözlerin yâdıyla bî-tâbım, Söyle ey şâh-ı cihân, aşkınla yanıp nice tutmayayım? ​II Nice bin kul içinde sezip ol rûh-ı şâirini, Cihân fâtihi iken, Avnî oluşuna meftun olmayayım? ​III Bu fakir bendeni bir kez tanısaydın ey hümâ, Aşkının deryâsında bir katre olup akmayayım? ​IV Hayâl ederim o ihtişâmı, at üstünde gelişini, Başım kaldırıp o nûr yüzüne, hasretle bakmayayım? ​V Gönlümüz fâtihisin, o heybet içinde gizli îmânın, Sana bende olan kalbi, başka bir aşka yakmayayım?
Edebiyat
En’am Suresi 1. Ayet 4. Ders Küfredenler Rabblerine Denkler Tutuyorlar (Özet) En’âm Sûresi Birinci Âyet-i Kerîme Tefsiri ve Tevhid Hakikati En’âm sûresinin ilk âyet-i kerîmesi, kâinatın hilkat gayesini ve bu muazzam nizamın nihâî meyvesini beyan etmektedir. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ Ezelden ebede her türlü methü senânın, muhabbet ve şükrün yalnızca semâvât ve arzı halk eden, zulümâtı ve nûru var eden Zât-ı Zülcelâl’e mahsus olduğu ilan edilmiştir. Bu ilâhî beyan, hamdın kâinatın en büyük ve ehemmiyetli neticesi olduğunu göstermektedir. Vâcibü’l-Vücut ve Ma’bûd-u Zülcelâl olan Allah, mahlûkatı yoktan var etmiş ve her şeyi kendi birliğine ve azametine şahit kılmıştır. Semâvât ve arzın yaratılması, karanlıkların ve nûrun vücuda getirilmesi, her biri ayrı birer kudret mucizesidir ve her biri doğrudan doğruya Hâlık’ın takdirini, ilmini ve iradesini ilan eder. Âyetin devamında yer alan şu beyan ise hakikati görmeyenlerin hâlini ihtar eder: ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ . (Sonra o küfredenler Rablerine denkler tutuyorlar.) ❗️Buradaki “sümme” lafzı, zaman sırasını bildiren bir zarf değil, yapılan işin akıldan uzaklığını ve şenaatini vurgulayan istib’ad manasını taşıyan bir atıf harfidir. Bir yanda semâvât ve arzı yaratan kudretii sonsuz bir Zât, diğer yanda ise hiçbir şeyi halk etmeye muktedir olmayan âciz mahlûkat varken; insanın hamdini ve minnetini esbâba, tabiata ve vasıtalara vermesi akıl kârı değildir. Küfür, sadece bir inkâr değil, aynı zamanda sunulan nihâyetsiz nimetlere karşı büyük bir nankörlüktür (küfran-ı nimet). ❗️Bu hâl, insâniyeti mahveden ve insanı eşref-i mahlûkat makamından aşağılara düşüren bir cinayettir.
En'am Suresi 1. Ayet 2. Ders “Elhamdulillah”ın Manası 📖 TEVHİDİN MERKEZİ: ELHAMDÜLİLLÂH VE HİLKAT SIRRI En'âm suresi, Kur’ân-ı Kerîm’in matlaında, yani başlangıcında tevhidi en gür sadâ beyan eden, her bir ayetiyle şirkin karanlıklarını dağıtan muazzam bir suredir. Sure, meşhur ve câmi kelâm ile başlar: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ “Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve nûru var eden Allâh’a hamdolsun. Sonra da kâfir olanlar, Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.” (En'âm, 1) Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın dört temel maksadından ilki ve en büyüğü olan tevhid, bu surenin her bir kelimesine nakşedilmiştir. ❗️Tevhid, sadece Allâh’ın varlığını kabul etmek değil, O’na hiçbir şeyi şerik koşmadan, nimeti doğrudan Mün’im-i Hakîkî’den bilmek ve bu şuurla O’na yönelmektir. 🔸En‘âm Sûresi’nin Matlaı ve Tevhîd Hakikati En‘âm sûresinin giriş âyeti, bu sûrenin hakikatlerinin doğduğu matla’ kısmıdır. Kur’ân-ı Azîmüşşân’da bu tarz başlangıçlar, ilâhî maksatların pek parlak bir surette ilan edildiği mukaddemelerdir. Bu âyetler ekseriyetle; tevhîd, haşir, nübüvvet-i Muhammediyye veya Kur’ân’ın kadr ü kıymeti gibi temel esasları ders verir. ❗️Özellikle hurûf-u mukattaa ile başlayan sûreler, Kur’ân’ın yüksek mevkiini ortaya koyarak beyana başlar. Bu sûre ise cemî hamd ü senâyı Allah’a tahsis ederek başlamıştır. Bu başlangıç, sûrenin muhtevasındaki şükür ve tefekkürü ifade etmesi bakımından tam bir münasibiyet arz eder.
Bir mü'min, kendini abd-i âciz olarak bilmelidir. Tevâzu ve hiçlik içinde yaşamalıdır. Bu cihâna, arzi endâm için değil, arz-ı hâl için geldiğinin şuurunda olmalıdır. Osman Nuri Topbaş
Din
Reklam
Reklam