....Sonra, pür-merak ve pür-iştiyak o misafir, âlem-i şehadet ve cismanî ve maddî cihetinde mahsus taifelerin dillerinden ve lisan-ı hallerinden ders aldığından, âlem-i gayb ve âlem-i berzahta dahi mütalaa ile bir seyahat ve bir taharri-i hakikat arzu ederken, her taife-i insaniyede bulunan ve kâinatın meyvesi olan insanın çekirdeği hükmünde bulunan ve küçüklüğü ile beraber manen kâinat kadar inbisat edebilen müstakim ve münevver akılların, selim ve nurani kalblerin kapısı açıldı. Baktı ki; onlar, âlem-i gayb ve âlem-i şehadet ortasında insanî berzahlardır ve iki âlemin birbiriyle temasları ve muameleleri, insana nisbeten o noktalarda oluyor gördüğünden; kendi akıl ve kalbine dedi ki: Gelin, bu emsalinizin kapısından hakikate giden yol daha kısadır. Biz öteki yollardaki dillerden ders aldığımız gibi değil, belki iman noktasındaki ittisaflarından ve keyfiyet ve renklerinden mütalaamız ile istifade etmeliyiz, dedi. Mütalaaya başladı. Gördü ki: İstidadları gayet muhtelif ve mezhebleri birbirinden uzak ve muhalif olan umum istikametli ve nurlu akılların iman ve tevhiddeki ittisafkârane ve râsihane itikadları tevafuk ve sebatkârane ve mutmainane kanaat ve yakînleri tetabuk ediyor. Demek tebeddül etmeyen bir hakikata dayanıp bağlanmışlar ve kökleri metin bir hakikata girmiş, kopmuyor. Öyle ise bunların nokta-i imaniyede ve vücub ve tevhidde icma'ları, hiç kopmaz bir zincir-i nuranidir ve hakikata açılan ışıklı bir penceredir... (Hüccetullah-il Bâliğa Risalesi/Birinci Hüccet-i İmaniye/12-13. Mertebe)
Din
Anais Nin
"Beni sa­na çeken şey, senin hep metres olarak kalman. Arzuyu ve yo­ğunluğu devamlı kılıyorsun.Bütün aşk savaşından kendini eşit hissetmeyince çekiliyorsun. Ayrıca, beni sana bağlayan şey sana verebileceğim zevk değil. Duygusal olarak tatmin olma­dığın zaman bunu reddediyorsun. Oysa sen her şeye yatkın­sın, her şeye. Bunu hissediyorum. Yaşama açıksın."
Arzu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çoğu zaman saldırganlık, doğrudan saldırma arzusunun ifadesi olarak değil, kendisini savunma zorunluluğu biçiminde ortaya çıkar. Özne kıskançlık, haset, talebinin karşılanmaması vb yaşadığı frustré olması sebebiyle ötekine saldırmak istemektedir; ancak bu arzu benlik ideali, ahlaki yasaklar veya Öteki'nin yasağı nedeniyle kabul edilemez bulunur. Bunun sonucunda saldırgan dürtü ikincil bastırmaya uğrar. Fakat bastırılan agresyon ortadan kalkmaz. Benlik içerisinde birikmeye devam eder. Öznenin tanımakta zorlandığı bu gerilim zamanla belirsiz bir affekte dönüşür. Bu, tasarımsız kalmış affekt ise çoğu durumda kaygı biçiminde deneyimlenir. Böylece başlangıçta saldırma arzusu olarak ortaya çıkan şey, özne tarafından kaygının sinyallemesi sebebiyle "tehlike altındayım" duygusu şeklinde yaşanmaya başlar. Bu noktada çeşitli savunma mekanizmaları devreye girer: Saldırmak istemek → İkincil bastırma → Saldıramamak → Agresyonun benlikte birikmesi → Birikimin tasvirsizliği olarak tanınmaz bir affekte dönüşmesi → Affektin kaygı olarak yaşanması → Kaygının egoyu tasarımsız bir tehlike olarak sinyallemesi → Kaygıyı taşıyamamak → Tersine çevirme → "Saldırılacağım" → Yansıtma → "Saldırgan olan ben değilim, o" → Bastırılmış agresyonun dışsallaştırılması → "Kendimi savunmam gerekiyor" → Rasyonelleştirme → "En iyi savunma saldırıdır" → Entelektüalizasyon → Saldırının meşrulaştırılması. Bu mantıkta özne artık kendi saldırganlığıyla karşılaşmaz. Saldırganlık Öteki'ne atfedilmiştir. Böylece özne, kendi agresyonunu savunma kisvesi altında yaşama imkânı bulur. Lacancı açıdan mesele, saldırganlığın ortadan kalkması değil, öznenin onu kendisinin bir parçası olarak tanımaktan kaçınmasıdır. Bu mekanizma yalnızca bireysel düzeyde değil, kolektif fantazmalarda da gözlemlenebilir. Edebiyat,
o kadar çok istedim ki seni, ve o kadar çok istemedin ki beni...
1000Kitap
Kendisini geliştirebilmiş bir insan kendisinden başka kimse ile ilgilenmez. Kişileri konuşmaz, davranışlarıyla, düşünceleriyle, alışkanlıklarıyla ilgilenmez. Sadece kendi hayatıyla, kendi işiyle, kendi eviyle ilgilenir.
"Her biri içinde hayallerden oluşan galaksileri, gerçekleşmemiş arzu ve sevgi dürtülerini barındırır." Edgar Morin