Rüyalar Masallar Mitoslar
Puan vermedi
“Rüyalar, Masallar, Mitoslar” ismini verdiği kitabında sembol dilinin çözümlenmesi üzerine sosyal psikoloji bağlamında bir araştırmanın altına imza atan psikanalist Erich Fromm’u özellikle sevgi, şiddet, özgürlük, erdem, sağlıklı toplum, insan olanakları konusundaki pek çok çalışmasıyla yakından tanıdığımızı belirtmek isterim. “Sevme Sanatı”, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri”, “Özgürlükten Kaçış”, “Sevginin ve Şiddetin Kaynağı”, “Umut Devrimi”, “Sahip Olmak mı, Olmak mı?” ilk akla gelen kitapları arasında yer alıyor. Söz konusu eserinde Fromm, insanlık tarihinde yer etmiş mitoslarla günlük yaşamımızda her zaman ilgimizi çeken rüyalarımız arasındaki ilişkiyi masaya yatırıyor. Kültürel bağlam, toplumsal deneyim ve kişilik yapısını göz ardı etmeden rüyaları yorumlamanın önemine değiniyor. Fromm, 1951 yılında kaleme aldığı esere gönderme yaparken, “unutulmuş bir dili yeniden anlamamıza yardımcı olabilmek için yazıldığını” ifade ediyor. Yazara göre, “rüya gerçek bir yaşayıştır” (s.19). Nitekim kendi anlatımı ile de, “tüm farklılıklara rağmen, bütün mitos ve rüyaların ortak bir yanı vardır. Hepsinin anlatımı aynıdır, sembolik bir dil ile yazılmışlardır” (s.21). Sembol dilinin insanlığın geliştirdiği evrensel bir dil olması ve bütün kültürlerde ortak özelliklere sahip olması ve bu dilin niteliklerinin bilinmesi mitosların, masalların ve rüyaların dilini anlayabilmeyi olanaklı kılar… Aralarındaki etkileşim öyle derin ve içice geçmiş ki, bu dili anlayabilmek “bilgelin” kapısını da aralamak gerekir. Benliğimize giden yolun yapı taşlarının bu dili anlamak üzerine kurulu olduğunu anımsatmakta fayda var. Kitapta sembol dilinin özellikleri detaylıca anlatılıyor. Sembollerin çok anlamlılığına dikkat çekiliyor. Rüyaların özelliklerinde ise yazar “rüyalar, uykudayken bedenimizi terk
Rüyalar, Masallar, MitlerErich Fromm · Arıtan Yayınevi · 1992784 okunma
Dikkat Spoiler içerir
8/10
·559 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
92 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 13:34
Notre-Dame de Paris sadece “çirkin kambur adamın hikâyesi” değil. Medeniyet, din, iktidar, güzellik, dışlanma ve insan ruhu üzerine dev bir ağıt. Ve çoğu insanın sandığının aksine bu romanın gerçek ana karakteri bile Quasimodo değil aslında: Notre Dame Katedrali’nin kendisi. Öyle katmanlı bir eser ki, bir yandan gotik romantizm var, bir yandan toplumsal eleştiri, bir yandan da Victor Hugo’nun “insanlık taşlaşırken ruhunu kaybediyor” çığlığı. Önce dönemi anlayalım: Neden böyle bir roman yazıldı? 1. Fransa’nın kırıldığı dönem Romanın geçtiği dönem 1482. Ama kitap 1831’de yazılıyor. Yani Hugo geçmişi anlatırken aslında kendi çağını eleştiriyor. O dönem Fransa’da: Sanayi Devrimi büyüyor Kilisenin gücü değişiyor Monarşi sarsılıyor Şehirler modernleşiyor Eski yapılar yıkılıyor İnsanlar “ilerleme” adına geçmişi siliyor Ve Hugo buna çok üzülüyor. Çünkü ona göre: İnsan sadece teknolojiyle yaşayamaz. Hafızasını kaybeden toplum ruhunu kaybeder. Bu yüzden roman aslında bir “medeniyet hafızası savunması.” Notre Dame neden bu kadar önemli? Katedral = taşlaşmış insanlık hafızası Notre-Dame de Paris romanda canlı gibi anlatılır. Hugo için katedral: dinin merkezi,halkın sığınağı,sanatın zirvesi,tarihin hafızası,insanlığın ortak vicdanıdır. Hatta Hugo’nun meşhur fikri vardır: “Matbaa mimariyi öldürdü.” Bunu ne demek için söylüyor? Eskiden insanlar fikirlerini taşlara işliyordu: katedraller,heykeller,vitraylar,mimari… Ama matbaa çıkınca bilgi kitaplara geçti. Böylece mimarinin “medeniyetin kitabı olma” rolü azaldı. Notre Dame bu yüzden geçmiş dünyanın son nefeslerinden biri gibi. Romanın merkezindeki büyük tema:
1000Kitap
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·704 syf.··
2026 49. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 16:20
Büyük ideolojiler çoğu zaman insanı unutur. Yaşamak İstiyorum, bireyin hayatının bir sistemden daha değerli olup olmadığını sorgulayan bir roman. Eser Ayn Rand’ın gençlik deneyimlerinden beslenen, Sovyet Devrimi sonrasında kurulan yeni düzen içinde bireyin hayat mücadelesini anlatan romanıdır. İdeolojilerin büyük söylemlerinden çok bu söylemlerin insan hayatında yarattığı daralmayı gösterir. Devrimden sonra değişen dünyada insanlar yalnızca ekonomik zorluklarla değil, düşüncelerinin ve hayallerinin sınırlandırılmasıyla da karşı karşıya kalır. Romanın merkezinde yer alan karakterler de bu yeni düzenin içinde farklı yollar arayan üç ayrı karakteri temsil eder. Romanın ana karakteri Kira Argounova. Kira, Petrograd’a ailesiyle birlikte döndüğünde yeni rejimin şekillendirdiği bir şehirle karşılaşır. Bir zamanlar canlı olan hayatın yerini bürokrasi, kıtlık ve korku almıştır. Kira’nın karakterini belirleyen şey, hayatı bütün yoğunluğuyla yaşama arzusudur. Onun için yaşam yalnızca var olmak değildir; insanın kendi aklıyla seçtiği bir yolu takip etmesi, kendi hedeflerini belirlemesi ve kendi hayatına sahip olmasıdır. Bu nedenle çevresindeki birçok insan yeni sistemin kurallarına uyum sağlayarak varlığını sürdürmeye çalışırken Kira’nın iç dünyasında sürekli bir sıkışma hissi oluşur. O, ideolojik sloganların arkasında bireyin hayatının giderek küçüldüğünü fark eden nadir insanlardan biridir. Kira’nın ailesi, yeni düzenin farklı etkilerini gösteren bir tablo oluşturur. Devrimden önce daha rahat ve burjuva bir hayat süren aile, artık hayatta kalma mücadelesi veren sıradan insanlara dönüşmüştür. Ailenin bazı üyeleri yeni düzene uyum sağlamaya çalışırken bazıları geçmişe tutunur. Bu durum Kira’nın yalnızlığını daha belirgin hâle getirir çünkü o ne geçmişin özlemiyle
1000Kitap
Yaşamak İstiyorumAyn Rand · Pegasus Yayınları · 2021704 okunma
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Bu roman 1985’te Çin’de yayımlandığında adeta bomba etkisi yaratmıştı. Yasaklandı, skandal oldu, ama aynı zamanda Çin modern edebiyatının en cesur ve en çıplak eserlerinden biri olarak kabul edildi. Otobiyografik temelli bir metin; çünkü yazar, Kültür Devrimi yıllarında (1966–1976) çalışma ve ıslah kamplarında yıllarca kalmış, entelektüel kimliği yüzünden “sağcı” damgası yemiş. Kitap da tam bu deneyimin kişisel, duygusal ve cinsel boyutunu anlatıyor. Ana karakter yazarın alter egosu diyebiliriz kampta karşılaştığı bir kadınla evleniyor. Ama bu evlilik sıradan bir aşk hikâyesi değil. Rejim insanları nasıl “yarım” bırakıyor, cinselliği bile nasıl siyasallaştırıyor, iktidarsızlığı nasıl bir metafora dönüştürüyor… hepsi bu ilişkide görünür hale geliyor. Erkeklik, kadınlık, arzu, utanç, ihbar kültürü, hayatta kalma güdüsü hepsi iç içe geçmiş. “Erkeğin yarısı kadın” ifadesi hem yin-yang felsefesinden esinleniyor (tamamlanmak için karşıtın tamamlayıcısı gerekir), hem de tam tersi bir trajediyi anlatıyor: İnsan rejim yüzünden kendi bütünlüğünü kaybediyor, yarım kalıyor. En çarpıcı yanı cesareti. 80’ler Çin’inde cinsellik, iktidarsızlık, mastürbasyon sahneleri, kadın-erkek arasındaki güç dengesizliği gibi konuları bu kadar açık ve acımasız anlatmak büyük risk. Yazar taraf tutmuyor; ne erkeği ne kadını suçluyor. İkisi de sistemin kurbanı. İkisi de sistem tarafından şekillendirilmiş, canavarlaşmış halleriyle karşı karşıya. Köylü-kentli ayrımı, eğitim farkı, devrimin yarattığı güvensizlik ortamı… bunlar ilişkiyi zehirliyor. Üslup yalın ama şiirsel. Yer yer rüya gibi betimlemeler var, yer yer çıplak gerçeklik tokat gibi çarpıyor. Depresif, karanlık, umutsuz bir hava hâkim — ama bu umutsuzluk sahte değil, yaşanmışlıktan geliyor. Okurken “Bu insanlar nasıl dayandı?” diye
Erkeğin Yarısı KadınCang Şianliyen · Can Yayınları · 1995147 okunma
Puan vermedi·160 syf.·
2026 120. kitabı
Hjalmar Söderberg, 1869'da Stockholm'de doğmuş, İsveçli bir romancı, oyun yazarı ve gazetecidir. 20. yüzyılın başlarındaki İsveç edebiyatının önemli figürlerinden biri olarak kabul edilir. Söderberg, eserlerinde genellikle bireysel özgürlük, aşk, cinsellik ve toplumsal eleştiri gibi temaları işlemiştir. Yazım üslubu, keskin gözlemleri, ironik anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarına yaptığı derinlemesine analizlerle karakterizedir. kaleminden çıkmış, kusursuz bir toplum eleştirisi, örnegidir Başkalarına Aşık Kadınlar Eserleri, genellikle melankolik bir ton taşır ve insan doğasının çelişkilerini, hayatın anlamsızlığını ve yalnızlığı konu alır. Söderberg, eserlerinde modern insanın karmaşık duygularını ve toplumsal normlara karşı duruşunu yansıtır farklı sosyal statülerden kadınların aşk, arzu ve toplumsal baskılarla örülü ilişkilerini konu alır. "Doktor Glas", ahlaki ikilemler ve bireysel sorumluluk üzerine yoğunlaşan, psikolojik bir romandır. Söderberg, eserleriyle birçok ödüle layık görülmüş ve İsveç edebiyatına önemli katkılarda bulunmuştur. Yaşadığı dönem, İsveç'te önemli toplumsal ve kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Sanayi Devrimi'nin etkisiyle şehirleşme artmış, kadınların toplumsal rolleri değişmeye başlamış ve modernizm akımı edebiyat ve sanatta etkili olmuştur. Söderberg, bu dönemdeki toplumsal değişimleri ve bireylerin yaşadığı sıkıntıları eserlerine yansıtmıştır. Yazar, aynı zamanda, döneminin entelektüel çevrelerinde de etkili olmuş ve çeşitli konularda görüşlerini dile getirmiştir. Söderberg, eserlerinde genellikle karamsar bir bakış açısı sergilemekle birlikte, insan doğasına ve hayata dair derin bir anlayışa sahiptir . Onun eserleri, günümüzde de okuyucular tarafından ilgiyle karşılanmakta ve modern edebiyatın önemli örnekleri arasında yer almaktadır.
Roman-Edebiyat
Başkalarına Aşık KadınlarHjalmar Söderberg · Zeplin Kitap Yayınları · 201999 okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Bu sene gerçekten çok merak ettiğim ve çok şey öğreneceğim yazarları okumaya devam ediyorum. Özellikle sol literatürde ileri okumalar yapmak önceliğim. 14 yaşımda başlayan serüven farklı dünyaları evrildik. Galiba fikirlerimiz doğru bir kapta şekillenmeye başladı. Erik Olin Wright 21. yüzyılda solcu nasıl olunmalı ya da kitapta anlattığı üzere anti kapitalist nasıl olunmalı çok sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Üzücü olan bir şey varsa aslında bu kitabın devamının gelmesi bekleniyor. Maalesef 2018 yılında kitabı yazma sürecinde akut miyeloid lösemi teşhisi konuldu. Kitabın önsözünde bu durumdan şu şekilde bahsediyor: "Nisan 2018’te akut miyeloid lösemi teşhisi konuldu. Bu hastalık maalesef, dönemsel tedavilerle uzun süre boyunca uzakta tutulabilecek bir hastalık değil. Tek yol kemik iliği kök hücre nakli yapmak. Başarılı olursa hastalık sağalacak, olmazsa öleceğim. Hayatta kalma umudu çok az değil ama kesin olmaktan da uzak." Maalesef kendisini 2019 yılında kaybettik. Yirmi Birinci Yüzyılda Antikapitalist Olmak ne vaat ediyor okuruna? Öncelikle tarihi bir perspektiften Rusya'nın ve Çin'in neden başarısız olduğundan değiniyor. Komünizm ve sosyalizm arasındaki farkı anlıyorsunuz. Tarih boyunca kapitalizme mücadelenin birçok yolu oldu. Bunları beş kategoride sıralıyor: 1) Kapitalizmi ezme; kapitalizmin temeli reforma uğratılamaz. Bu yüzden gerekirse şiddet kullanılıp ortadan kaldırılmalı. (1848 Devrimi, Bolşevik Devrimi) 2) Kapitalizmi sökme; Kapitalizmi yenmek için insanların aklından da söküp atmak ve müdaleye dahil etmek gerek. (Küba Devrimi, Çin Devrimi) 3) Kapitalizmi ehlileştirme; kapitalizm kendi haline bırakılırsa belirsizlik ve risk yaratır. O yüzden düzenleyici kurumlar gerekir. (İsveç Sosyal Demokratları, Piyasa Sosyalizmi) 4) Kapitalizme direnme; kitlesel eylemler, protestolar yaparak
Araştırma-İnceleme
Yirmi Birinci Yüzyılda Antikapitalist OlmakErik Olin Wright · Nota Bene Yayınları · 202010 okunma