UZAK DUR
Uzak dur, uzak duran çiçeğin kokusundan
Işıktan karanlığa süzülüp giden sudan
Dağılan bir yuvanın başını bekleyen kuş
Uzak dur ki, bakarsın tam göğsünde vurulmuş
O nasıl bir bahar ki, yollarına kan döker
O nasıl gökkuşağı, göğüne perde çeker
Uzak dur rahminde küf taşıyan analardan
Ruhunda gölgesini görmeyen aynalardan
Neyi var, beyazından mahrum bırakan canın
Neyi var, sırlarına gülümseyen fincanın
Beri gel güle katran damlatan aşk kirinden
Uzak dur ihtirasın o mağrur şiirinden
Çemezârı inciten her belâdan uzak dur
İçindeki bin yüzlü kerbelâdan uzak dur
‘’Ben, mahşer gününün dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. Ben nasıl mı namaz kılarım? Bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, Rabbim’in en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duyularının karşısında hayranlığa kapılırım.’’