Martıların çoğu, karınlarını doyurmak için gerekli olandan fazlasını öğrenmeye çabalamazlar. Uçuşun tek anlamı vardır onlar için: Yiyeceğe ulaşıp kıyıya dönmek. Onların amacı uçuş değil, karın doyurmaktır. Ama Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil, uçmaktı.
Yetkin hıza ulaştığında cennete ulaşmış sayılırsın Jonathan ve bu; ne saatte bin mildir, ne milyon mil, ne de ışık hızı. Çünkü herhangi bir sayı sınırdır daima. Oysa yetkinlik sınır tanımaz. Yetkin hız cennettir yavrum.
Belli bir noktaya kadar sefalet düşüncesinin, görüntüsünün içimizde şefkat uyandırdığı doğrudur, hatta korkunçtur da ama belli durumlarda o noktadan ileri gitmez. Bunun hiç şaşmaz biçimde insan kalbinin kalıtsal bencilliği olduğunu ileri sürecek olanlar hata ederler. Daha çok, aşırı ve yapısal bir hastalığa çare bulma umutsuzluğundan gelir. Hassas biri için merhamet nadiren ıstırapsızdır. Sonunda böyle bir acımanın aman aman bir fayda sağlayamayacağı kavrandığı zaman sağduyu akla bundan kurtulmasını söyler. O sabah gördüğüm şey, beni kâtibin doğuştan getirdiği ve tedavisiz bir hastalığın kurbanı olduğuna inandırdı. Vücuduna merhem olabilirdim ama ona acı veren vücudu değil, kederli ruhuydu ve ruhuna ulaşamazdım.