Özge

Özgürlük, insana emanet olarak verilen değerlerin başında ge­lir ve tanımı kendi içindedir. Emniyeti/güveni sağlayacak bütün değer ve normlar, emanettir. Bunun içine, insana verildiği söy­lenen nimetler (na'im) yani insani yetiler de girer. Zira emane­tin korunması, bu yetilerin kullanılmasıyla hayat bulmaktadır. Bunlar, emanetin kaynağı ve araçlarıdır. Akıl ve tecrübede gö­mülü bu araçların kullanımı, kendini üç zaman kipinde etkin bir şekilde gösterir: Geçmişten ders alındığı için hüzün, gele­cek planlandığı için kaygı (havf) ortadan kalkar. Bütün emanet­lerin an'da gerçekleştiğini fark ederek bir zaman bilinci gelişti­ren insan, her an bir şeyle sınandığını ve buna verdiği reaksiyo­nun onun sınavı olduğunu bilerek anlamını zamana zerk eder. Zamanın üç kipi üzerinden hayata dokunan emanetlerin böy­lece amaç boyutu da gerçekleşmiş olur. Bu bilinç hâli insanın, kendisine emanet edilen her şeyin gerçek sahibi olmasını sağlar.
Sayfa 52·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dine girişin olumsuzlamayla başlatılmasının anlamı burada yatmaktadır: La ilahe illallah (İlah yok, Allah var). Bir varlığa bağlanmanın esarete dönüşmemesi, ona denk olabilecek başka varlıkları reddetme cesaretine bağlıdır. Allah'a bağlanma/bağlı­lık gösterme/ibadet etme anlamına gelen 'a-b-d fiilinin Arapça­'da karşıt anlamlar içermesi manidardır. 'A-b-d fiili, ya'bidu ve ya'budu şeklinde iki muzari kiple ifade edilir. Birincisi, bağlan­mayı/ibadeti reddetmek; ikincisi ise bağlanmayı/ibadeti kabul etmek demektir. Allah, sadece başka bağlılıkları reddetme ce­saretini/onurunu gösterenlerin bağlılıklarını kabul etmektedir. "Hayır" deme cesaretini göstererek Allah'a kul olanların kulluk­ları, tam bir bilinç kulluğudur. Dine kabul edilmenin yegâne yolu, bu ret cesaretinden geçmektedir.
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Din
Bekleyiş ve Umut'ta Eugenio Borgna'nın işaret ettiği gibi geç­miş, gelecek ve şimdi olmak üzere üç zaman mevcuttur. Şim­diki zaman da üçtür. Başka bir ifadeyle şimdinin zaman olabil­mesi, bir yönüyle geçmişi bir yönüyle de geleceği kapsaması­na bağlıdır. Bu konudaki karmaşa, geçmişe ilişkin şimdi ve ge­leceğe ilişkin şimdi şeklinde formüle edilerek açıklığa kavuş­turulmaktadır. Geçmişe ilişkin şimdiki zaman, bellek; gelece­ğe ilişkin şimdiki zaman, beklenti; şimdiye ait şimdiki zaman ise sezgidir. Buna göre geçmiş ve geleceği içeren zaman, sadece zihnimizdedir. Gerçek olan, tam şu anda içinde etkin bir özne olarak seyrettiğimiz zamandır. Bizi geçmişin hüznünden kur­taran da gelecekteki hasadın tohumlarını içinde barındıran da bu zamandır.
Sayfa 50·Kitabı okuyor
beyne'l-havf ve'r-recâ
İnsanın varoluşu bir ucuy­la kaygıya bir ucuyla umuda bağlanmıştır ve insan yaşamı, kay­gıyla umut arasında salınır. Kaygı büyüdükçe korku formuna bürünür. Umudun korku­dan üstün olduğunu bilmek, korkuyla başa çıkmanın ilk adı­mıdır. Varlığı korku kaynaklarından arındırmak ve korkunun umudu geçici olarak maskelediğini bilerek gelecek umudunu sürekli beslemek gerekir. Hz. Muhammed'in (as) unutulduğu­na/terk edildiğine dair kaygısını yenen, geleceğin o ana kadar geçirdiği zamanlardan çok daha hayırlı olacağına dair kendisi­ne verilen umuttu. Korkudan daha kötü olan ise umutsuzluktur. Korku, belirlenmemiş olanla ilişkilidir; oysa umutsuzlukta kesinlik vardır. "Allah'ın rahmetinden ümidini ancak kafirler/nankörler keser." ayeti, bu riske dikkatimizi çekmektedir. Zira umut, umut edi­lenin boşa çıkarılmayacağına olan kesin bağlılıktır. İslam'ın Tanrısı'nın öne çıkarılan özelliği, umutları boşa çıkarmayacak bir Tanrı olmasıdır: "Allah, vaat etti mi dönmez."
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Şeytan'ın Adem'e secde etmemesinin sebebi olarak Kur'an'da gösterilen şey, Adem'in halifelik niteliğine sahip kı­lınmasıdır. Halifelik, süreklilik/devamlılık/ardıllık demektir: Soy aktarımı, bilgi ve kültür aktarımı ve devamlılığı ve bunlara bağlı olarak biriktirilen bilgi ve kültürle medeniyet kurma imti­yazı. Bu imtiyazdan mahrum bırakılan veya bu potansiyelin ya­kınından bile geçemeyenler, insanlıktan da o kadar az pay al­mış demektir.
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Din