O anda, gece gündüze dönerken gemilerin düdüklerini duydum. Benim artık sonsuza kadar kayıtsız kalacağım yeni bir dünyaya doğru yola çıkışlarını haber veriyorlardı.
Kendi egolarımıza hapsolmuştuk, etrafımızı sahici iletişimin aşamayacağı duvarlar sarmıştı.
En banal, en basmakalıp klişelerimizden birini düşünmeye başladım: Sen ol. Kendin ol. Birbirimize habire bunu söylüyoruz. Bununla ilgili memler paylaşıyoruz. Kafası karışık, canı sıkkın insanları cesaretlendirmek için bunu söylüyoruz. Şampuan şişelerimiz bile bize bunu söylüyor-çünkü sen buna değersin.
Oysa bana depresyondan çıkmak istiyorsan sen olmamayı öğretiyorlardı. Kendin olma. Ne kadar değerli olduğuna saplanıp kalma. Bu kadar berbat hissetmenin bir sebebi sürekli kendini düşünmek zaten. Sen olma. Biz ol. Grubun parçası ol. Grubu buna değer hâle getir. Mutluluğun gerçek yolunun ego duvarlarımızı yıkmaktan, kendini başkalarının hikâyelerine bırakmaktan, onların hikayelerinin seninkilere karışmasına izin vermekten, kimliğini birleştirmekten, senin zaten hiçbir zaman sen-yalnız, kahraman, üzgün- olmadığını fark etmekten geçtiğini söylüyorlardı bana.
Hayır, sen sen olma. Etrafındaki herkesle bağ kur, bağlantı içinde ol. Bütünün parçası ol. Kalabalığa hitap eden adam olmaya çalışma. Kalabalık olmaya çalış.