Çileci idealin dışında, insanın, bir hayvan olan insanın, şimdiye dek bir anlamı olmadı. Dünyadaki varoluşunun hiçbir amacı yoktu; "İnsana ne gerek var?" sorusu yanıtsızdı; insan ve dünya için isteme eksikti; her büyük insan yazgısının ardında, nakarat olarak koca bir "Boşuna!" çınladı. İşte çileci idealin anlamı tam da bu; eksik olan bir şey, insanı çepeçevre saran müthiş bir boşluk, kendini nasıl haklı kılacağını, açıklayacağını, evetleyeceğini bilmiyordu, anlamının yarattığı sorundan dolayı acı çekiyordu, başka bir şeyden dolayı da yaralıydı, temelde hastalıklı bir hayvandı, oysa çektiği acının kendisinden gelmiyordu sorunu; "niçin bunca acı?" soru çığlığına yanıtı yoktu. En cesur, acıya en alışık hayvan olan insan, böyle bir acıyı olumsuz bulmuyor, istiyor onu, hatta arıyor, yeter ki ona bunun anlamı gösterilsin, acısının amacı ortaya konsun. Acının kendisi değil de anlamsızlığı, şimdiye dek insanlığın üzerine bir lanet olarak çökmüştür ve çileci ideal insana anlam sundu.
Cinsel perhiz hakkında vaaz vermek,açık açık herkesi doğaya aykırı olmaya teşvik etmektir.Nasıl olursa olsun cinsel hayatı küçümseyip ayıp kavramlarıyla lekelemek yaşamın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur, yaşamın Kutsal Ruh'una karşı günahın ta kendisidir.
Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir...Anlıyorum ki,değilmiş...yollar görünmez kayalarla doluymuş...onlara çarpmamak lazımmış...Daha fenası gizli akıntılar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...