Puan vermedi·109 syf.·
2026 25. kitabı
Fransa’da, küçücük bir masum kız çocuğunun doğduğu andan itibaren, anne ve babasının psikolojik ve fiziksel şiddetine nasıl maruz kaldığını anlatan kısacık, gerçek bir roman. Açıkçası, kitap her satırında beni çok öfkelendirdi. Minicik masum bir çocuğun hissettiklerini ben de hissettim, bazı sayfalarda bu kadar mı vahşileşebilir insanlar diye sorguladım.Fiziksel şiddete maruz kalmasını gösteren onlarca emare olmasına rağmen yetkililerin buna kör kalmasına ayrıca öfke duydum. Ortada koca bi istismar olduğu aşikar keza anne ve baba oyunculuklarıyla yetkilileri bir şekilde öyle olmadığına ikna edebiliyor. Sonradan durumun ciddiyetini anlasalar da ne yazık ki “Geç gelen adalet adalet değildir” sözünün vücut bulmuş halini hissediyorsunuz kitabın son satırlarında. Nedense hep iş işten geçtikten sonra bir şeylerin ciddiyetini idrak ediyoruz. Keşke şu dünyada çocuklar acı çekmese, keşke onlara daha iyi bi dünya sunabilsek... Keşke çocukları koşulsuz bir sevgi içinde büyütbilecek idrağa sahip yetişkinler anne baba olabilse.. Diana gibi acı çektim, kimsesizliğini içimde hissettim. Gerçekten çok etkileyici bir kitap hala etkisinden çıkamıyorum, keşke herkes ilahi ve adil bir anne baba olabilse. Her sayfasında biraz daha içim sızladı, biraz daha sustum. Bir çocuğun duyulmayan sesine tanıklık etmek kolay değildi. İnsanın kalbine dokunan, düşündüren ve iz bırakan bir kitap. Mutlaka okunmalı.
1000Kitap
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
Puan vermedi·373 syf.·
2026 25. kitabı
Kitabın ne kadar derin olduğunu tahmin ediyordum. Anlaşılması açısından zaman zaman zorlasa da verdiğim her bir vakte değen müthiş bir eserdi. Şems-i Tebrîzî'nin değişik meclislerdeki konuşmaları, Mevlana ile sohbetleri, kendine sorulan soruları içeriyor. Mecliste bulunanlar tarafından not alındığı için kopukluklar var. Hatta kimi zaman konuşanın kim olduğunu anlamak zorlaşıyor. Tebrîzî'nin diline aşina olmayanlar başta daha çok zorlanabilir ama okudukça anlaşılması da artıyor. (Başka çevirilerine de bakmak lazım.) Bazı yerleri tam anlayamadım. Bazı yerlerde de Şems'in kendini çok fazla övdüğü intibaı oluştu. Fakat bu izlenim doğru olmayacak kadar eserin geneline tevazu hâkimdi. Normalde Mevlana'nın şeyhi olduğu halde onu kendinden daha üstün ve faziletli görüyor. Hatta "Mevlana Allah dostu ben dostun dostuyum" diyor. Şems-i Tebrîzî sivri dilli bir zât. Her ne kadar tüm içindekileri aşikâr etmiyorum dese de bu söyledikleri bile bir çok kişiyi rahatsız etmeye, farklı anlaşılmaya sebep olabiliyor. Bizi seven bizi doğru anlar gibi bir yer vardı yanılmıyorsam, demek ki kalple dinlemek lazım tam anlamak için. Tebrizli'yi gerçekten tanımak isteyenler için okunmazsa olmayacak bir kitap. Eğer ruhun derinliklerine doğru samimi, maskesiz ve gerçek bir yüzleşmeye cesaretiniz varsa, görüneni değil manayı arıyorsanız, Makâlât'ı okumalısınız. Şems’in o insanın içine işleyen sözlerinden biriyle bitireyim: "Dünyadaki bütün kütüphaneleri, kitapları yaksanız, kalbi uyanık olan bir tek insanı yakamazsınız. Çünkü asıl yazı kalbe yazılmıştır."
MakâlâtŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2009624 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çıplak Kalabiliriz
8/10
·87 syf.··
2026 44. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 09:08
“Pencereler açık. Yapraklar hışırdıyor. Cırcır böcekleri hiç susmuyor. Duvarlarda ışık çisentileri. Burası neresi, bilmiyorum. Buraya nasıl geldiğimi de. Taş, toprak, ağaç. Fısıltılar. İnce, serin, sakin.” Melike Koçak, bazen bir gölgeye bazen sessizliğe dönüşen hikâyeler anlatıyor. Görünenin, aşikâr olanın yerine sezilenin peşine düşüyor. Başa ve sona hapsolmak yerine, boşluğun belirsizliğinde salınıyor. Öykülerinin gücü de buradan geliyor; okurunu metnin içine katıyor, sisi aralamak için çabalamasını istiyor. Çıplak Kalabiliriz, çağımıza, çağımızın hayatı vasatlaştıran kabullerine itirazlardan oluşan bir ses. (Tanıtım bülteninden )
Çıplak KalabilirizMelike Koçak · İletişim Yayınları · 202514 okunma
Puan vermedi·840 syf.··
2026 27. kitabı
Merhaba, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki parçaya ayırmak daha doğru olur zannediyorum kitap yorumumu. Olumlu yönlerinden başlayacak olursak, kitap 800 küsur sayfa lakin iki yüz sayfaya yakını notlar ve kaynakçadan oluşuyor ki buda kitabın büyük bir araştırmanın neticesi olduğunun göstergesidir. Geriye kalan 650 sayfa da ziyadesiyle fazla 20-30-40 en fazla 50 sayfalık bölümlere ayrılmış ki buda okunuşunu kolaylaştırıyor. Dili akıcı, çevirisi gayet güzel ve anlaşılır. Ayrıca yazar da alanının önde gelen isimlerinden birisi. Kitap Pers dünyasından başlayarak, ipek yolunun oluşumunu ve bu yollar üzerinde bulunan ticari, kültürel, siyasi ve dini etkileşimleri ele alarak bütüncül bir dünya tarihi anlatısı kurmaya çalışıyor. Olumsuz yönlerine gelecek olursak, Batı merkezli tarih anlatımını yıkmak amacıyla yazılmış bir kitap olsa da yazar bu sefer sarkacı çok fazla doğuya doğru kaydırmış ki bu bana objektiflikten uzak göründü. Ayrıca kronolojik olarakta karmaşık, hatalı bilgiler de içerdiği kanaatindeydim ki, yazarın ülkesindeki akademisyenlerden de benzer eleştiriler gelmiş. Hayata yalnızca kendi bulundukları noktadan bakan batılılara birçok şey öğreteceği aşikar ama zaten Batı merkezli tarih anlatısı çok uzun yıllardır kırılmaya çalışıldı ve bu alanda çok fazla kitap olduğu için bir şeyler bilen okura çok fazla bir şey öğreteceği kanaatinde değilim.
İpek YoluPeter Frankopan · Pegasus Yayınları · 201879 okunma
8/10
·512 syf.··
2026 29. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 21:47
Antik Roma tarihi ile ilgili üçlemenin ikinci kitabı. Roma’nın Cumhuriyet döneminden diktatörlüğe geçişi sonrası Claudius hanedanlığı dönemini anlatıyor. Sezar öldürülmüştür ve iktidar çekişmelerini, yasal varisi sayılan evlatlık oğlu ve aynı zamanda yeğeni olan, aylardan Ağustos’a adını veren, Roma’nın ilk imparatoru Gaius Julius Caeser Octavianus Augustus kazanmıştır. MÖ 27’den MS 14’e kadar hüküm süren Augustus ve sonrasında Nero’ya kadar olan imparatorluk dönemlerindeki, ölümleri, savaşları, entrikaları merakla okuyorsunuz. ‘Aşikar olunduğu gibi bir cinayette hiç iz yoksa bu ‘muliebris fraus’tur, yani bir kadının tertibidir.’ Yine olmazsa olmazımız yazım hataları geleneği bozmuyor, bu kitapta da devam ediyor. Robert Graves’in ‘Tanrı Claudius’ ve ‘Ben Claudius’ kitaplarından aldığım zevki alamasam da yine de meraklısının sevebileceği bir seri.
Tarih
HanedanTom Holland · Kronik Kitap · 20254 okunma
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:53
Yazarımız kitabı o kadar gündelik hayatın içinden yazmış ki sanki karekterle muhabbet ediyoruz. Herkesin hikayesine ayrı ayrı üzüldüm. Bazen çok duygulandım bazen çok sinirlendim. Kitabın konusu şu; dışardan normal bir hayatı var gibi gözüken insanların sırları. Mutlu olmayan karı kocalar. Evlatlarından memnun olmayan anne babalar. Ebeveynlerini mutlu edemeyen çocuklar ve tüm bunların sebepleri. Evlenip aynı çatı altında yaşıyor diye karı koca olur mu insanlar? Aynı ana babadan oldular diye birbirlerine sahiden kardeş olur mu çocuklar? Yıllar kalbini dağlasa da içlerindeki o kor söner mi aşıkların? Her şeyi aşikar olanların sakladıkları Sırlar daha mı çoktur ? ( Kitabın arka kapağından alıntı) Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Sadece bir roman değil içinden kendi hayatımıza dair çok dersler çıkartacağımız bir şaheser. Keyifli okumalar (göz yaşlarınızı silmek için peçeteniz yanınızda olsun) :-)
Alıntı
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma