tülin cankurtaran, Ziyan'ı inceledi.
 07 May 00:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Tebrik ederim, Ekber'in askeri olmuşsun!"
Hakan Günday en sevdiğim yerli yazarlardan biridir. "Ziyan" ı da askerliği merak eden bir kadın olarak büyük bir hevesle okudum. Bir ara keşke kadınlar da askere gitse diye düşünürken süratle bu fikrimden vazgeçtim. :)
Kitapta ilk dikkatimi çeken şey el değmemiş konulara yaptığı eleştiriler oldu. Vatan sevgisi ve askerlik vazifesinin yerine getirilmesinin aynı kapıya çıkmadığını anlatmış. Türk ordusunun zorunlu askerlikle verimsiz hale getirildiğinden bahsetmiş. Genel olarak da bu fikri kitaba çok güzel yedirmiş. Bu konuda her ne kadar güzel yazmış olsa da yemin töreninde aslında okumayı hayal ettiği metin kısmı Hakan Günday'ın tarzına uymamış bence. Bahsettiği bu fikirleri de aslında yeteneği ile kitaba çok güzel yedirebilirdi. (Sayfa 105)
Doğudan bahsetmiş yazar. Biraz kısa geçse de bu bölümlerde coğrafyanın zorluğunu ironik bir dille anlatmış. Hatta güvenlik amaçlı PKK'ya yakalanmamak için iki dağın arasında yapılan bir yolculuğu ve verilen molayı şöyle anlatmış:
"Gizli olması gereken, askeri bir konvoy geçişini takip edecek istihbarata sahip seyyar satıcıların varlığı bölgenin zorluğuna olan inancımızı arttırıyordu. Bölge o kadar zordu ki seyyar satıcılardan bile kaçamıyorduk!"
Zorunlu askerlik ve bedelli askerliği kıyasladığı ve 18 bin liraya yaptığı gönderme de çok hoşuma gitti.
Askerlik hizmeti boyunca kırılan gururu ve onurundan uzun bahsetmiş Günday. Komutanlarından yediği azarlar, üst devrelerin yaptığı eziyetler ve insanı deli edecek soğuklukta saatlerce tutulan nöbetler. Bunları hepimiz askerlik hatırası olarak birçok kez dinlemişizdir fakat o güle oynaya anlatılan hikâyeler aslında kaybedilen onurun kurtarılma mücadelesi gibi geliyor artık bana.
PKK'dan b*ktan bir örgüt olarak bahsediyor ve olayı siyasileştirmeden normal yaşamak isteyen bir insanın iyi niyeti ile anlamsız bir örgüt olduğunu düşündüğü bu yapıya mantıklı ve sağlam eleştirilerde bulunuyor.
"Sarıyı, yeşili, kırmızıyı çoktan dağa kaldırmışlardı! En b*ktanı da bunları onlar seçmişti! Bize en ufak söz hakkı kalmamıştı."
Günday'ın babasını kimliğinden kaynaklandığını düşündüğüm sağlam eleştirisel politik görüşü var ve kitapta bu yönünü de ustaca kullanmış. Atatürk zamanından başlayıp aslında günümüzde de fazla değişmemiş olan Türk politikasına eleştiriler bulunmakta. Her ne kadar anlattığı hikayeden Atatük'ü eleştirdiğini düşündürse de aslında Türk milletinin hem hızlı değişebilen yapısını hem de kaskatı kesilip değişime ayak diretmesini, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünden övgüyle bahsederek bu değişimlerin zamanını kollarken aslında büyük acılar çeken Atamıza da farklı bir açıdan yaklaşmamı sağladı. Hepimiz yüzeysel anlatılan Mustafa Kemal'e aşinayken O'nun bize bıraktığı sayılamayacak kadar çok olan değerleri, fikirleri inşa ederken, topluma bu fikirleri yedirmeye çalışırken ne kadar büyük tavizler verdiğini ve bu durumların O'nu ne kadar üzdüğünü derinden hissettim. Türk halkı zor olanı ilk başta başardı: SAVAŞ. Ama asıl zorluk devamında kurulmaya çalışılan özgür Türk Devleti idi. Bu konularda yaptığı tarih kitabı tadındaki anlatımları da çok beğendim. Keşke daha uzun bahsetseydi o dönemden.
Kitapta anlamadığım konular da oldu. Yaşanılan onca şey rüyaydı fakat niye kahramanımız gördü bu rüyayı? Zaman kayması mı vardı yoksa iç içe geçen ruhlar/hayatlar mı? En çok aklıma takılan ise bu kitap günah çıkarma, Ziya Hurşit'i aklama meselesi mi? O kısımlar hızlı ve kısa kesildiği için yorum yapamıyorum. Belki de yazar da bunu amaçladı; konuların tartışılmaya açık, muğlak olarak kalmasını.
Benim gibi kasvetli kitapları seven tüm psikopatlara şiddetle öneriyorum. :) Mutlaka okuyun...

Mustafa Kemal Atatürk'ten Çocuklara Özel İnciler
"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir."

"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz."

 "Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, Onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır."


"Çocuk sevgisi insan sevgisi için bir ihtiyaçtır."

"Gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakarlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim."

 "Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır."


“Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin!.. Bu belli. Fakat zekanı unut!.. Daima çalışkan ol!”

Editör Çırak, Hasretinden Prangalar Eskittim'i inceledi.
 14 Nis 18:23 · Kitabı okuyor · Beğendi · 8/10 puan

Bu 2. okuyuşum. Bazı kitaplar 2. kez okunmalı, hele tür şiirse bu 3-4 defa da olabilir.
En son 2014 güzünde okumuştum. Ve kendi şiir serüvenimde beni etkilemişti, o yiğit söyleyiş.
Ahmet Arif sol cenahın klasik şairlerinden. 3,5 yıl önce fark edememiştim ama şimdi fark ettiklerimi yazmak istiyorum:
- Ahmet Arif sosyalist bakışın verdiği etki, vatan ve toprak sevgisi dolayısıyla tabiata büyük değer veriyor. Ve Rabbe atfedilecek özelliklerden bahsederken o özellikleri tabiat unsurlarına yakıştırıyor (rahmet kaynağı bulut, rızık kaynağı toprak, buğdayı yaratan emekçi insan: Vay Kurban şiiri). Bunun hakkında yazılıp çizildi mi diye araştırmadım ama bence biraz panteist bir bakış açısı.
- Kitabın ismi aslında şiirleri özetliyor:
hasret, beşeri aşk;
pranga, fikir suçu nedeniyle mahpusluk;
eskitmek, hayat.
-Ahmet Arif diğer pek çok şairin aksine ölümü kötülüyor. Genelde zaten ölüm olumsuz unsurdur ama "kötülenen" değil, "korkulan" ya da "yüceltilen"dir edebiyatımızda. Ölüm ona göre bir zalim... Ölümü yüceltmiyor, kötülüyor; korkmuyor, küçümsüyor.
- Âkif'e meydan okuyor hem de milli marş üzerinden. Yukarıda söylediğim vatan ve toprak düşkünlüğünün derecesini burada açıklayabiliriz. Vatan cehennem olsa da sevilir, diyor. Âkif'e bunu söyletmeyen İslâm'dı. Çünkü vatan toprağı da olsa her hâlükârda dünyalıktı. Âkif'in akaidinde asıl vatan cennettir, bu yüzden geçici vatan cehenneme benzemez. Benzetilemez.
Ahmet Arif'te şairlik kaprisleri, korkuları olmadığını da yine buradan anlıyoruz. Milli marşa eleştiri getirebiliyor çünkü.

Kitabı bitirdiğimde yazıma devam edeceğim inşaAllah...

Esther. Sema, Bütün Şiirleri'ni inceledi.
 26 Şub 22:49 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Halide Nusret Zorlutuna... Milli mücadele dönemi kadın yazar ve şair. Ayrıca öğretmen. Vefakar ve yardımsever, sevecen, dolu bir insan. Milli Edebiyatın öncülerinden.

Bizim tanıdığımız bütün kadın yazar ve şairlerin annesi kabul edilmiş Zorlutuna. Bunu sonuna kadar haketmiş. TDK'nin kurucularından. Kadın ve çocuk cemiyetlerine, yardımlaşma derneklerine yardım etmiş koca yürekli bir anne O. Yüreği o kadar güzelmiş ki herkesi kucaklayabilmiş. Belki birçoğunuz bilmiyorsunuz bu örnek kadını ama Yahya Kemal onun şiirlerini ezberlemiş bile zamanında. Şiirlerinde dini ögelerle sıkça karşılaşıyoruz. Mevlana ve Yunus'a bile şiirler yazmış.Öncelikli görev yaptığı şehirler olmak üzere, bir çok ile şiirler yazmış. Ama asıl hissettiğimiz şiirlerinden buram buram Ata, vatan ve millet sevgisi. O savaşlardaki kadınlarımız var ya işte tam da onlardan olabilecek bir kadın Zorlutuna. Örnek olarak şu dizeleri yazıyorum buyrunuz:

"Sendedir, sana döner damarlarımdaki kan,
Senin için büyüttüm bağrımda bir çift fidan.
Sen her şeyden üstünsün, her şeyden, aziz vatan
Hiçbir şeyi sevemem seni sevdiğim kadar"
Syf:72

"Bu toprakları adım adım,
Bu toprakları severek, okşayarak,
Dinleyerek, duyarak
Dolaştım...
Sevgilim benim, anam benim bu toprak!
Ben ona gönül verdim, can adadım.
Can adadım!..."
Syf: 112

Hep vatan yok dizelerde. Aşkı da yüreğinden aktarmış dizelere. Serbest şiirler yazdığı gibi aruzdan vazgeçmemiş. Serbest ve dokunaklı bir şiirden yalnızlık üzerine:
" Kurşun renkli bir boşlukta
Döne döne
Süzülürken derinlere
Bir yağmur başlar yavaştan,
Hızlanır yağmur, hızlanır,
Şakır şakır.
Ve korkunç bir sessizlik, çaresiz...
Çaresiz yalnızlık!"
Syf: 279

Evet, birçok yönden her şeyi barındıran Zorlutuna'nın şiirleri böyle ise diğer eserleri nasıldır diye meraklandım. Onları da okuma düşüncesi ile hoş okumalar dilerim:)

Murat Ç, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası'ı inceledi.
 08 Şub 23:13 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, Paşamı okudukça daha çok okuyasım geliyor. Ne kadar okusam bana yeterli gelmiyor. Yetmiyor bir şekilde. Doyması imkansız bir şey benim için.

Mustafa Kemal'in İsyan Muhtırası'nı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. Bir tarihçi olmamasına rağmen, Kerem Çalışkan çok iyi bir iş çıkarmış.

20 Eylül 1917'de kaleme aldığı bu rapor / muhtıra, Mustafa Kemal'in tüm Osmanlı hiyerarşisi'ni hiçe saymak zorunda kaldığı; orduyu, milleti ve devleti düştüğü, düşeceği durumu ve durumları gözler önüne serdiği bir muhtıradır. Mustafa Kemal'in sürgünden sürgüne, cepheden cepheye sürülmesinin asıl sebeplerinden biri olan "Asiliği" ve "Milliyetçiliği"dir.

Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası olan ve olacak her şeyi bu muhtırada belirtmesine karşın; Enver Ve Talat paşalar durumu görmezden gelmiştir. Osmanlı Ordusu'nın başında ise Alman Komutanlar vardır. Mustafa Kemal haklı isyanını sonuna kadar götürmüş, sonunda mahkemeye verilmeyi bile göze almıştır.

Mustafa Kemal'i milli mücadele arkadaşlarından ayıran en önemli özelliklerinden olan ileri görüşlülüğü, muhtıradan tam 1 yıl sonra onu haklı çıkaracaktır. Buna rağmen Talat ve Enver Paşalar Almanya'nın Osmanlıyı sömürmesine, Türk askerlerinin de şehit edilmesine seyirci kalmışlardır. Osmanlı toprakları işgal edilmiş, şehit kanları ile son misak-ı milli sınırı Mustafa Kemal 'in savunduğu ordu ile çizilmiştir. İTC'nin baş aktörleri ise kaçmıştır.

Mustafa Kemal'in bitmek bilmeyen enerjisi ve vatan sevgisi olmasaydı, ilber Hoca'nın da dediği gibi, İstanbul'a turistik seyehatlar yapar, kartpostallardan bakardık...

Az sayfa olmasına karşın, içerisindeki bilgilerin doyuruculuğu fazladır. Not alacağınız ve altını çizeceğiniz bir çok yeni bilgi edineceksiniz.

Herkese iyi okumalar dilerim..

Vatan sana borcunu asla ödeyemez Paşam, ATAM!

Aygan H., bir alıntı ekledi.
26 Eki 2017 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Esat Paşa, emir subayı'na döndü.
-Savaşın yüksek bir meslek, ilim haline geldiğini idrak edemeyecek kadar aptal değiliz. Fakat bu davetsiz misafirlerimiz savaşın, asıl gıdasını kahramanlık, vatan sevgisi gibi, maalesef ilkel kabul edilmeye başlanan duygulardan aldığını unutuyorlar.

Çanakkale Mahşeri, Mehmed Niyazi (Sayfa 121 - Ötüken)Çanakkale Mahşeri, Mehmed Niyazi (Sayfa 121 - Ötüken)
Tuğçe Gökalp, Veda'yı inceledi.
21 Tem 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bitirdiğimde atalarımızın yaşadığı sefaleti, gösterdikleri fedakarlık ve cesareti düşünmekten bir kaç saat uyuyamadım. Okumuşu, cahili, doktoru, hırsızı, sanatçısı, kabadayısı... vatan sevgisi taşıyan birbirinden alakasız binlerce vatan evladının nasıl da tek yumruk olduğunu düşündüm. Tabi ki kitap bir tarih kitabı değil ancak, yazarın Kurtuluş Savaşı döneminde yaşananları alışılagelmişten farklı olarak, Saraylı bir ailenin dünyasından, aile içindeki fikir ayrılıklarından dem vurarak yansıtma fikri ve becerisini başarılı buldum. Kitabın ilk yarısını biraz ağır, yavan ve fazla aşk temalı bulduğumu da itiraf etmeliyim. Bana göre asıl olan erkek kahramanlarımızın üzerindeki "vatan haini" damgasının hikaye içindeki değişimiydi ve bence o kadar manidardı ki etkilenmemek mümkün değildi..