Bu kitap, bir insanın çocukluktan yaşlılığa uzanan hayatını sadece olaylarla değil, vicdanıyla anlatıyor. Hüseyin’in hikâyesinde köy, gurbet, okul, aile, aşk, emek ve iyilik iç içe geçiyor.
En güçlü tarafı, kahramanını kusursuz göstermemesi; aksine eksikleriyle, pişmanlıklarıyla ve geç kalmış fark edişleriyle anlatması. Bu yüzden Hüseyin, okurun karşısına bir “kahraman” gibi değil, hayatın içinden geçmiş gerçek bir insan gibi çıkıyor.
Okurken yer yer bir hatırat, yer yer iç döküş, yer yer de hayatın içinden çıkarılmış sade bir ders gibi hissettiriyor. Özellikle iyilik, aileye yetememe ve insanın kendine geç kalması temaları oldukça dokunaklı.
Bende bıraktığı his şu oldu: İnsan bazen herkese yetişir ama kendine geç kalır.