Bulgakov’un bu sıradışı eserinin, yakından tanıdığımız diğer Rus yazarların eserlerinden çok daha farklı olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum.
Sovyet Rusya dönemine dair sert eleştiriler içeren kitap, masalsı, olağanüstü karakter ve olayların yanında, bildiğimiz hayata dair de kısımlar içeriyor.
Hem dönemin yönetimini hem insanların zaaf ve kusurlarını, sert ve alaycı bir üslupla eleştirmiş Bulgakov.
Kitapta; biri yazıldığı dönemde geçen, diğeri Hz İsa’nın son dönemleri diyebileceğimiz dönemde geçen iki ayrı hikaye, ustalıkla iç içe geçmiş bir halde anlatılıyor. Her ikisinde de insan karakterinin çürümüş kısımları, şeytanın çok basit oyunlarıyla açığa çıkıyor.
Woland kılığındaki şeytan, doğaüstü davranışları olan kedisi ve yardımcıları, insanların bencillik ve karakter zayıflıklarıyla dalga geçerek, insanın gerçek yüzünü öyle güzel tasvir etmiş ki. Tüm okurlar gibi bana da Faust havası veren ama burada şeytana ruhunu ‘satan’ tek bir insan değil, bir toplum belki de insanlığın hepsini görüyoruz.
Anladığım kadarıyla bile fazlasıyla sert bir şekilde bir eleştiri hatta dalga geçme söz konusu. Uzun yıllar yönetim tarafında sansüre uğramış olma nedeni de bu cesur üslubu olsa gerek. Bunun yanında anlaşılmayan çok fazla simge olduğunu da tahmin ediyorum.
Siyasi bir eleştiri, toplumsal bir eleştiri, dürüstlük, arkadaşlık ve aşk içeren çok zengin bir eser.
Bazı kısımlar belki anlaşılamadığından sıkıcı gelse de genel anlamda beğendiğim ve okuma hazineme bambaşka bir tat bırakan bir eser oldu.
Tavsiye ediyorum.