İçinde martılar olan, trenler olan; şarkılar, şiirler, aşk sözleri olan.Bir kitabı koklayıp, bir tişörtü düşünüp, mavi bir melek çizip nasıl özlediğimi anlatabilirim istersen.
"Sana neden yardım ettiğimi soruyorsun, değil mi?"
Başımı salladım. En başından beri merak ettiğim şey buydu.
"Benim de elimde senden başka hiçbir şey yok, güzel Larina. Topraklarını kaybetmiş bir halkın, Prensine tutunduğu gibi ben de sana tutunuyorum."
Ayağa kalktı. "Kaybolmuş bir kadın, her şeyini kaybetmiş bir adamın kollarına düserse ne olur?"
Sorunun cevabını beklemeden gitti çünkü cevabi bende değildi.
Cevabı yaşıyorduk.
Cevap yaşadıklarımızdı.
Cevap sonradan yaşayacaklarımızdı.
Ayakkabısı yırtık gönlü yamalı
Bir ihtiyar gördük geçerken yoldan
Selamı vardı sermaye diye, aldık
Dedik ki lokmayı bölüştüren berekettir
Bir tas su verdik içti, kendimiz de kandık o sudan
Cümle varlığı tek nefes bildik şimdi bizim
Dalımıza bir serçe kondu
Ne tahtımızı sordu
ne tacımızı
Ne adımızı sordu
ne unvanımızı
Bir kırıntı sevince kandı
Fazlasına tamah etmek kalbimize yüktür bizim
Yağmur yağdı
Rüzgâr geldi geçti
Kiminin çatısını aldı
Kiminin yüreğindeki pası sildi
Başa gelene eyvallah dedik
Gayrisi kısmettir bizim
Dünya malı dedikleri bir rüzgârın sesidir, ötesi yalan
Ne altın biriktirdik
Ne şöhretin gölgesini
Bir tanrı misafiri, bir tas su, bir selam
Dünyadan kârımız bunlardır bizim
Öğrendik ki
En hırçın dalgalar, en mağrur kayalar