Puan vermedi
"Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder..." İşte ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gàfil! Bütün mâzi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli mânevî el sahibi olmayan birşey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç ender hiç olan tesadüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen, "Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiyedir; tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiyenin perdesidir" de, hakikate yanaş. Yirmi Beşinci Pencere Nasıl ki, madrub, elbette dâribe delâlet eder; san’atlı bir eser, san’atkârı icâb eder; veled, vâlidi iktizâ eder; tahtiyet, fevkıyeti istilzam eder, ve hâkezâ. Bütün umûr-u izâfiye tâbir ettikleri, biribirsiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillü, şu kâinatın cüz’iyâtında ve heyet-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücûbu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infiâl, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkıyet, hàlıkıyeti gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkib, vahdeti istilzam eder. Ve vücûb ve fiil ve hàlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarure, mümkin, münfail, kesîr, mürekkeb, mahlûk olmayan, Vâcib ve Fâil, Vâhid ve Hàlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise, bilbedâhe, bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infiâller, bütün mahlûkıyetler, bütün kesret ve terkibler, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, Fa’âlü’n-Limâ Yürîd, Hàlık-ı Küll-i Şeye, Vâhid-i Ehade şehâdet eder. Elhâsıl: Nasıl imkândan vücûb görünüyor; infiâlden fiil ve kesretten vahdet-bunların vücudu, onların vücuduna katiyen delâlet eder. Öyle de, mevcudât üstünde görünen mahlûkıyet ve merzûkıyet gibi sıfatlar dahi sâniiyet, rezzâkıyet gibi şe’nlerin vücudlarına katî delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücudu dahi, bizzarure ve bilbedâhe, bir Hallâk ve bir Rezzâk Sâni-i Rahîmin vücuduna delâlet eder. Demek, herbir mevcud,
Alıntı
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20126,9bin okunma
"Çok seviyorum seni Tebriz'linin GÜNEŞİ"
Puan vermedi·96 syf.··
2026 6. kitabı
"Sıra artık benim camım Şems'ime gelsin. Öyle çok seviyorum ki, ismi dahi ruhumu arş-ı alaya çıkarıyor. O vakit son dokunuşu sen yap bana Tebrizli'nin Güneşi Canım Şems’imin yolu evvela gönül kabesini dürter, sonra akla haya etmeyi öğretir. Ademoğluna kendini sorgulatır lakin yormadan yapar bunu ve asla kibir vermez. Bu kitapta şunu anlatıyor işin özü, iyiliği biriktiren ademoğlu, aslında kendini bulur zira insan, başkasına verdiği her merhamette, kendi yarasını da sarıp şifalandırır. Bu kitap bize bu hakikatı hatırlatıyor yeniden!
Kalbinde İyilik Biriktirenin Yolu Hep AçıktırŞems-i Tebrizî · Destek Yayınları · 20252,546 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nurun İlk Kapısı
10/10
··
Beğendi
KALBE FÂRİSİ OLARAK TAHATTUR EDEN BİR MÜNÂCÂT Yani bu münâcât, kalbe Fârisî olarak tahattur ettiğinden Fârisî yazılmıştır.Evvelce, matbû olan Hubâb Risâlesinde derc edilmişti.Yâ Rab! Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihât-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. Maatteessüf derdime derman bulamadım. Mânen bana denildi ki, "Yetmez mi dert, derman sana?"Evet, gafletle sağımdaki geçmiş zamandan teselli almak için baktım. Fakat, gördüm ki; dünkü gün, pederimin kabri ve geçmiş zaman, ecdâdımın bir mezar-ı ekberi sûretinde göründü. Teselli yerine vahşet verdi. Hâşiye 1Hâşiye 1: İmân, o vahşetli mezar-ı ekberi, ünsiyetli bir meclis-i münevver ve bir mecmâ-ı ahbab gösterir.Sonra, soldaki istikbâle baktım; derman bulamadım. Belki yarınki gün, benim kabrim ve istikbâl ise, emsâlimin ve nesl-i âtînin bir kabr-i ekberi sûretinde görünüp, ünsiyet değil, belki vahşet verdi. Hâşiye 2Hâşiye 2: İmân ve huzur-u imân, o dehşetli kabr-i ekberi, sevimli saadet saraylarında bir dâvet-i Rahmâniye gösterir.Soldan dahi hayır görünmediği için, hazır güne baktım. Gördüm ki, şu gün, güyâ bir tabuttur; hareket-i mezbûhânede olan cismimin cenazesini taşıyor. Hâşiye 3Hâşiye 3: İmân, o tabutu, bir ticaretgâh ve şâşaalı bir misafirhâne gösterir. Bu kısmın Arapça ve Farsça ibârelerinin mânâları ve açıklamaları hemen altlarında verildiğinden, başka bir meâl konulmamıştır. İşbu cihetten dahi devâ bulamadım. Sonra başımı kaldırıp şecere-i ömrümün başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi, benim cenazemdir ki, o ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor. Hâşiye 4Hâşiye 4: İmân, o ağacın meyvesini cenaze değil, belki ebedî hayata mazhar ve ebedî saadete namzed olan ruhumun eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktığını gösterir.O cihetten dahi me’yus
Risale-i Nur KülliyatıBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 0859 okunma
Zaaf, ahlâka sirayet etti.
8/10
·223 syf.··
2025 75. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2025 20:16
"Bugün İslâm cemiyetinin başında bunca musibetler var. Otuz milyon insan, dört veya beşbin yıl önceki insanlığın yaşayış şekline terkedilmişken, ahlâk sefaletlerinin yanında iktisadi felâketler kaynaşırken, bin yıllık tarihin sahibi koca bir millet bir avuç yahudinin sermayesinin esareti altında sürünürken bütün bu sefaletleri dile getirmeyi ne için lânetliyelim? Her iki tarafın meydanlardaki nümayiş kahramanları karşılıklı "kahrolsun" feryadlarıyla neyi düzelttiklerini, hangi perişan ruhu kurtardıklarını zannediyorlar?" Kitabın özet alıntısı diyebilir miyiz? Diyebiliriz. İslâm aleminin net biçimde ifade edilişi diyebilir miyiz? Pekala diyebiliriz. İçinde olduğumuz bu perişan hal için pek çok çarpıcı cümle kurulmuş elbet burda. Her biri farklı biçimde sarstı. Hep bilinen sorunlar, bilinen zaafiyetler... Ama neden bilinen noktadan tutup düzeltemiyor bu kadar müslüman? Bunun sebebinin İslam kimliğiyle İslam'a içten zarar veren, din kisvesi altında faaliyet yürüten güruh olduğu artık malumumuzdur. "Biz hudutlarda yenilmeden önce kendi içimizde mağlup olduk." Gerçek Müslüman girdiği ortamda parlayacak nitelikte olacakken her türlü çirkin meziyeti müslüman üzerinden gösteren bir dünya görüşü peyda olundu. Bunlar bir anda olmadı. Düşman bunu ilmek ilmek ördü başımıza. Sokağa çıkıp lanetlemek ne gibi bir kurtuluş getirecek bize? Lanetleyenleri organize edenler lanetlerin asıl hedefi bile olabilir. Böyle de gaflet içinde yürütüyorlardır bizi... İnsan tabiatı ne de güzel ifade edilmiş aynı zamanda. Dünyaya ait duygulardan tutun, beklentilere, umutlara her şeyin bir hüsranla son bulmaya mahkum olduğunu; her şeyin yitip elde kalanın safi kırıklık olduğunu; insanın kötülüğün galip göründüğü karmaşada kötü olmamaya çabalamaktan başka karşı koyacak bir şeyi olmadığını anladım
Şeb-i Arûs
İslam ve İnsan - Mevlana ve TasavvufNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 2017655 okunma
ah o yemendir, anlatılan senin de hikayendir..
Puan vermedi·200 syf.··
2025 489. kitabı
yemen.. islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür.. bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K ) dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer.. zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus.. kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur.. buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır.. peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir.. mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir.. bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir.. yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
Türk Tarihi
Ah O Yemen'dirRüştü Paşa · Dorlion Yayınları · 020 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 208. kitabı
Romalı ozan Publius Ovidius Naso, her ne kadar İmparator Augustus’un koruması altında gibi görünse de, bazılarına göre kaleme aldığı bu eser, bazılarına göreyse görmemesi veya söylememesi gereken bir gerçeği dillendirmesi yüzünden hayatının son dönemlerini sürgünde geçirmesine neden olmuştur. “Aşk Sanatı” (Ars Amatoria) üç kitaptan oluşur. İlk iki kitap erkeklere hitap ederken, üçüncü kitap genç kızlara ve aşkı arayan tüm kadınlara ithaf edilmiştir. Birinci kitapta, erkeklerin genç kızları ya da aşka susamış kadınları nasıl elde edebilecekleri konusunda öneriler sunulur. İkinci kitap, bu elde edişin nasıl sürdürüleceğine dair öğütlerle ilgilidir. Üçüncü kitapta ise aşkın dişil tarafına dönülür; kadınlara ve genç kızlara yönelik tavsiyeler yer alır. Burada, nasıl giyinmeleri gerektiğinden yüz ve kafa şekline göre makyaj seçimlerine, saçlarını nasıl taramaları gerektiğinden kıyafet renklerine kadar pek çok ayrıntı verilir. Ayrıca erkeklere nasıl davranmaları gerektiği, dansa ve müziğe olan ilgilerini nasıl göstermeleri, hangi eserleri okumaları ve hangi bilgileri edinmeleri gerektiği gibi konular da işlenir. Ovidius’un bu tavsiyeleri, dönemin toplumsal yapısı düşünüldüğünde patriarkal bir bakış açısını yansıtır. Zira MÖ 43’te Roma’da başlayan ve MS 17 civarında şimdiki Romanya/Köstence’de sona eren hayatı, kadına bakışın büyük ölçüde erkek egemen olduğu bir döneme rastlamaktadır. Gerçi Ovidius bu kitapta kadın ve erkek arasında ahlaksal ilkeleri ön planda tutmanın önemini vurguladığını ifade etmiş olsa da, daha çok bu ilişkilerin özgürce yaşanmasını vurgular.
Aşk SanatıOvidius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018749 okunma