Geç Gelen Aşk/ İnceleme
5/10
·472 syf.··
2026 50. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 18:12
Açıkçası beklentimi karşılamadı. On yıl birine aşık olduğunu anlamamak için çok uzun. Ve kız evlenene kadar da tüm işaretlere rağmen anlamadı. Lia'ya da ayrı gıcık olduğumu söylemeliyim çünkü evleneceği adamın onun için doğru kişi olmadığını anlamasına rağmen sanki bu hayatının en önemli kararı değilmiş gibi at gözlüğü takmaya tüm hatalarını tolare etmeye devam etti. İki ana karakterden de hoşlanmadım ve bu kadar övülmeyi hak ettiğini de düşünmüyorum.
Geç Gelen AşkMeghan Quinn · Ren Kitap · 202852 okunma
7/10
·1025 syf.··
2026 8. kitabı
·
81 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 18:07
kitapyorumu KARAMAZOV KARDEŞLER FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ Eser yazarın son eseridir . Eserde , baba katli, sosyalizm, feodalizm, Doğu - Batı sorunu, din , ahlak , karakterlerin iç çatışmaları , Rusya'nın temsilcileriyle Karamazov ailesini anlatmış. Karakterlerimiz ; Fyodor Karamazov: Fyodor romanın ana karakterlerinden bir tanesidir. Kendisi ahlaki olarak bazı değerleri eksik kalmış bir karakterdir. Çekici biridir fakat kötü alışkanlıklara sahiptir ve üç evladıyla arasında bazı problemler bulunur. Dmitri Karamazov: Fyodor Karamazov'un ilk karısından doğan ilk çocuktur. Kardeşler arasında en büyük olma özelliğini taşıyan Dmitri, hem tutkulu hem de duygusal biridir. Maddi problemleri vardır ve aşk ile ahlaki normlar arasında bazı çatışmalar yaşamaktadır. İvan Karamazov: Fyodor Karamazov'un ikinci karısından doğmuştur. Kendisi çok düşünen, içsel çatışmaları bulunan, aydın bir insandır. Kitabın bir bölümünde İvan'ın iç dünyası özel olarak ele alınır. Alyoşa Karamazov (Aleksey): Aleksey de romanın baş kahramanlarındandır. Takma adı Alyoşa'dır. Alyoşa, Fyodor Karamazov'un üçüncü karısındandır. Manevi duyguları güçlüdür ve hedefi bir keşiş olmaktır. Kendisi saf bir kalbe sahip olmanın yanında diğer karakterler arasında bir köprü görevini üstlenir. Smerdyakov: Fyodor'un hizmetçisidir. Hem sinsi hem de entrikacıdır. Diğer Karamazovlar ile arasında karışık bir durum söz konusudur. Kendisi romanda etkisiz görünen ama ileride çok etkili olacak bir karakterdir. Ben kitabı okumadan önce o kadar heyecanlı ve umutluydum ki ta ki Fyodor Dostoyevski'nin bize düşmanlığını öğrenip bu kadar da olmaz dedirtene dek . Fyodor'a o kadar kızgınım ki ne demek istediğimi alıntı' yı okuyunca anlayacaksınız . Genel manada kitabı yarı yarıya beğendim. Güzel cümleler okudum.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·48 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:00
Kayıtsız Adam aslında büyük anlatı evreninin küçük ama çok tanıdık bir parçası gibi duruyor. Marcel Proust okurken insanın aklına doğrudan büyük romanı geliyor çünkü burada da mesele olay değil, insanın içindeki algı ve değişim. Öykünün merkezinde bir kadının, aslında daha önce çok da önemsemediği birine karşı bir anda değişen ilgisi var. Ama bu değişim bir “aşk hikâyesi” gibi değil, daha çok insanın kendini ve karşısındakini nasıl yeniden kurduğuyla ilgili. En çok dikkat çeken şey, sevmenin bir anda oluşması değil; insanın kendi zihninde bir şeyi geç fark edip sonra ona tutunması. Bu yüzden metinde aşk bile net bir duygu değil, zamanla şekil değiştiren bir algı gibi ilerliyor. Özellikle kadın karakter üzerinden anlatılan bakış, insanın değer algısının nasıl değişken olduğunu gösteriyor. Birine karşı kayıtsızlık sanılan şey bile aslında bambaşka bir yerden okunuyor. Metnin en güçlü tarafı ise küçük detayların bile anlam taşıması. Çiçekler, bakışlar, sessizlikler… hepsi bir duygunun dışa vurumu gibi duruyor. “Tek bir mücevher takmamıştı, sarı tülden bluzu cattleyalarla kaplıydı, karanlık bir kuleden sarkan cansız ışık süslemeleri misali siyah saçlarına da birkaç cattleya (katleya: parlak renkli, gösterişli çiçekleri olan bir orkide cinsi) takmıştı.” Burada sadece bir sahne değil, aynı zamanda bir hissin atmosferi kuruluyor. Proust’un yaptığı şey de zaten tam olarak bu: olayı anlatmak yerine hissi görünür hale getirmek. Aynı şekilde çiçekler üzerinden kurduğu bağ da çok belirgin: **__“Gerçekten de çiçekleri seviyordu, en basit tabirle ne kadar güzel olduklarını ve kendisini be kadar güzelleştirdiklerini biliyordu. Onların güzelliklerini, neşelerini, hüzünlerini de seviyordu, ama sadece dışarıdan, güzelliklerinin bir hali olarak. Tazeliklerini yitirdiklerinde onları
İnceleme
Kayıtsız AdamMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024452 okunma
Hikayeden çok okuma hissini sevdim
8/10
·388 syf.··
2026 54. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 21:12
Rönesans İtalya’sında geçen ve gerçek tarihi olaydan esinlenilmiş bir roman. Okurken sonunun nereye varacağını az çok biliyorsunuz ama buna rağmen merak duygusu azalmıyor. Sürekli “peki şimdi ne olacak?” diyerek sayfaları çevirdim. Lucrezia’nın hikayesini ve evliliğini okurken bir yandan da dönemin saray yaşamını, geleneklerini, kıyafetlerini ve atmosferini görmek hoşuma gitti. En sevdiğim yanı hikayeyi değil kitabın kendisini okumaktan keyif almam oldu. Bazı kitaplar vardır, sizi dünyasının içine çekip okumayı başlı başına zevkli hale getirir, bu kitap bende tam olarak o hissi yarattı. Tarihi kurgu sevenler için hem dönemi tanıtan hem de akıcı anlatımıyla keyifli okunan bir kitap. İlgilisine keyifli okumalar dilerim :) Küçük bir dipnot: Alfonso karakteri yüzyıllar geçse de erkekler konusunda "hiç mi değişmezsiniz" dedirtti :)
Evlilik PortresiMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20231,502 okunma
9/10
·110 syf.··
2026 16. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 01:52
Tuğba Saydam 'ın Çiçek İzleri romanı, ilk bakışta bir aşk hikâyesi gibi görünse de okurunu giderek derinleşen katmanlar arasında dolaştıran, hafıza, kimlik, sanat ve aidiyet üzerine kurulu bir anlatı sunuyor. Romanın en dikkat çekici yönü ise kuşkusuz "kitap içinde kitap" tekniğini yalnızca bir kurgu oyunu olarak değil, anlatının temel taşı olarak kullanması. Hikâye, elindeki tek miras olan Hayallerin Peşinde adlı romanı bir edebiyat öğretmenine teslim eden ve ardından ortadan kaybolan gizemli bir karakterle başlıyor. Bu noktadan sonra okur, yalnızca bir karakterin izini sürmüyor; aynı zamanda onun yazdığı metnin içine girerek ikinci bir anlatı dünyasına adım atıyor. Böylece roman, sürekli olarak "gerçek olan nedir, kurgu olan nedir?" sorusunu canlı tutmayı başarıyor. Romanın en güçlü taraflarından biri psikolojik derinliği. Tuğba Saydam , karakterlerinin iç dünyalarını yüzeysel duygularla değil; çelişkileri, korkuları, takıntıları ve yalnızlıklarıyla birlikte ele alıyor. Özellikle erkek anlatıcının ruhsal çözümlemeleri son derece inandırıcı. Karakterin aşkla, kayıpla ve kendi benliğiyle mücadelesi okura yapay değil, yaşanmışlık hissi veriyor. Eserin bir diğer önemli katmanı göçmenlik teması. Bulgaristan göçmeni bir ailenin yaşadıkları, tarihsel bir olaydan çok insani bir deneyim olarak aktarılıyor. Bir çocuğun gözünden anlatılan aidiyet kaybı, yabancılaşma ve köklerinden koparılma duygusu romanın duygusal yükünü artırıyor. Bu bölümlerde Saydam'ın, bireysel hikâyeler üzerinden toplumsal hafızaya ulaşmayı başardığı görülüyor. Roman boyunca sanat da önemli bir anlatı unsuru hâline geliyor. Paris sokakları, müzeler ve sanat eserleri yalnızca dekor görevi görmüyor; karakterlerin dönüşümüne eşlik eden birer anlatı aracına dönüşüyor. Saydam, sanatçı ile eser arasındaki
Edebiyat
Çiçek İzleriTuğba Saydam · Metinlerarası Kitap · 202611 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2026 104. kitabı
Yazarın ölümünden sonra yayınlanmasını vasiyet ettiği, kendi deyimiyle o yüz sayfalık “otobiyografik makale”... Tabii Yapı Kredi’nin puntosunu hesaba katmamış; kısacık görünse de elimizdeki son derece yoğun, katmanlı bir metin. Ben Solstad’la çok uzun zaman önce Mahcubiyet ve Haysiyet ile tanışmıştım; o özgün, altyapısı yoğun anlatıma hayran olmuştum. Kitaplarındaki o derin psikolojik temaların kaynağını (Özellikle İbsen’in Yaban Ördeği’ni merkezine aldığı) hep merak ederdim. Bu metinle anladım ki aslında pek çok hayatta olduğu gibi temeller yine erken çocuklukta ve ailede atılıyor. Anne figürünün gücü, kardeşler arası dengeyi kurma çabası, babayla ve çevreyle olan ilişkiler... Erkek çocuklar için baba figürü daha belirgin görünür ama yazarın da nihayetinde itiraf (kendi deyimiyle) ettiği gibi annesi hayatının asıl belirleyicisi olmuş. Ve tabii ki aşk... Vefat ettiğinde de 27 yıldır birlikte olduğu üçüncü eşinin yeri çok ayrı anlaşılan. Kitabı ona emanet edişi, “O okusun, bir çekincesi olursa bir dostuma (kitapta adı belirtiliyor) danışır, öyle yayımlar.” deyişindeki o muazzam güvenden hissedebiliyoruz bunu. Aslında yayımlanma tarihi için 2050’leri hedeflemişken, kitaba sonradan eklediği o sonsözle bizi şaşırtmaya devam ederek “Fikrimi değiştirdim, 2025 sonbaharında yayımanacak.” diyor ve yazar aynı yıl Mart ayında aramızdan ayrılıyor. Biz de 2050’leri beklemeden bu samimi hayat hikayesini okuyabiliyoruz. Çok net ve maskesiz bir dürüstlük... Otobiyografik eserleri seven biri olarak ben çok ayrı bir lezzet aldım. İlk sıradaki yerini hiçbir şeye kaptırmayan Mahcubiyet ve Haysiyet’in yanına, Banu Gürsaler Syvertsen’in o artık iyice aşina olduğumuz şahane çevirisiyle ekleniverdi. Keşke sayfalar azıcık daha ferah olsaydı demekten kendimi alamasam da iyi ki iyi ki iyi
Nihayet! Mutluluk.Dag Solstad · Yapı Kredi Yayınları · 202615 okunma
Reklam
Reklam