Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Jean Louis Fournier'den "Tek Yalnız Ben Değilim" adlı kısa anlatısı oldu.
"Yalnızlık" olgusunun hayatta ne kadar çok yer kapladığını kendi yaşamı üzerinden gösteren Fournier, o sıkışmışlığı biz okuyucuya tabii bir şekilde hissettiriyor.
Bir taraftan yalnıznızlığıyla dertlenip dururken bir diğer yandan önemsenmek, değer görmek, görülmek kaygısı güder. Yalnızlıkla bütünleşik bir hayat sürmesi, aslında "tek yalnız ben değilim"i, kavradığı ve bunu doğal bir şekilde dile getirdiğini görürüz yazarın.
#kitapalıntıları
Hayatta bildiğimiz her şeyi, başkaları, onların konuşmaları, yazdıkları kitaplar, ürettikleri yapıtlar sayesinde öğrendik...
Bazı "başkaları" merakımızı uyandıran, yolumuzu aydınlatan sokak fenerleridir, karanlıkta yürümemize yardımcı olur, gecelerimizi aydınlatırlar.
Başkaları bizim için bir basamak, bir sıçrama tahtası işlevi görebilirler.
Bizi yükseltebilir, uzaklara fırlatabilirler...
O zaman bağlayın kemerlerinizi!
Alter ego size benzeyen biridir, sizin çok da iyi olmayan halinizdir.
Güzellik elimizden yok pahasına gitti.
Paris'teki Louvre Müzesi'nde artık tabloları görmek mümkün değil, tek gördüğümüz tabloların fotoğraflarını çekenlerin sırtları oluyor.
Kitle turizmi, kitle kültürü. Her şeyi ezip geçen bir kitle...
Cennetin kapılarının önünde de hep kuyruklar var.
Yakında cennet de kalmayacak zaten, sadece cehennem olacak. Milyonlarca kişi nefes alıyoruz, yakında hava hepimize yetmeyecek.
Milyonlarca kişi mutluluğu arıyor, yakında mutluluk diye bir şey kalmayacak. Sesler milyonlarca desibele ulaşacak kadar yüksek çıkıyor, yakında sessizlik diye bir şey kalmayacak.
Yalnızlığın sessizliğini kalabalığın gürültüsüne, yalnızlığın huzur veren esintisini kalabalığın boğucu sıcaklığına tercih ediyorum.
“Yalnızlıktan