King’in kitabını üç kez okudum; fırsat olsa dört kez daha okurum.
10/10
·238 syf.··
2026 28. kitabı
Mafya kovboylardan bekleneceği üzere bu serideki erkeklerimiz; vahşi, kaba, küstah, patronluk taslayan, kavgacı, cüretkâr, müstehcen konuşmayı seven, karanlık, gizemli, tehlikeli, ukala ama bir o kadar da cezibeli adamlardı. Yer yer o güzel suratlarına yumruk atmak isteyeceğiniz olaylar çıkaracaklar. Bazen de “Ah keşke bu adam benim olsa…” dedirtecek kadar etkileyici olacaklar. Hepsinin tek ortak noktası ise kadınlarına olan düşkünlükleri. Aşk meşk değil olay; adeta taparcasına, hatta bazen eziyet ederek sahipleniyorlar kadınlarını. Eğer feminist ruhunuz baskınsa lütfen okumayın. Çünkü onları çekip vurma isteğinizi artıracak kadar kötü adamlar. King benim favori oğlanımdı. Storm, Sebastian ve psikopat Thatcher da aynı seviyede tehlikeliydi. Fakat King’e ben bir başka düştüm. Bu arada yetişkin sahneleri… Alev alev. Acayip edepsizler. Genelde kadınlarına hava kadar muhtaç yazılan karakterleri severim ama bu oğlanlarda çıta baya yüksekti. Takıntılı derecede kadınlarına bağlanıyorlardı. Bir de etiket takmadan kadınları yanlarında tutup duruyorlardı. İlişki, aşk, sevgili, yar… hiçbirini kabul etmiyorlar. Sürekli “ihtiyaç”, “muhtaçlık” deyip durdular; ta ki kitabın sonlarına doğru cesaret edip gerçeği anlayana kadar. Bu durum hem korkutucu, hem sinir bozucu, hem de cazipti. “Keşke bir tık daha uysal olsalardı” dedirtti bana. Ama serinin tüm ihtişamı da zaten buradan geliyordu. Sınır tanımayan psikopat tatlı kovboylar ve onların taptığı biraz aptal kadınlar…
Slay KingAbbi Glines · Independently published · 05 okunma
Bir Kitap Sohbeti - 11
Puan vermedi·196 syf.··
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 02:46
Sibel ile birlikte okuduğumuz Soren Kierkegaard 'ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü kitabı hakkındaki söyleşiyi siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan : Genel olarak kitap hakkında düşünceleriniz nelerdir? Sibel : Okunması eğlenceli çünkü çok güldüm okurken :) ayrıca şiirsel anlatım tarzına bayıldım. Bu kitabı ikinci okuyuşum. Birincisinde pek anlamamıştım felsefi yönünü. Şimdi biraz daha iyi anladığımı düşünüyorum. Bence Kierkegaard felsefesine giriş yapmak için hiç iyi bir seçenek değil. Siz ne düşünüyorsunuz? Galeyan : Kierkegaard'dan okuduğum ikinci veya üçüncü bir kitap olabilir bu, Ama diğer kitaplarından ayrı değerlendirmek gerekiyor bence, o yüzden kendi felsefesinden bağımsız olarak değerlendirip manipülasyonun şiirsellikle ne büyük bir tehlike olduğunu anlamak için özellikle okunmaya değer diye düşünüyorum. Sibel : Elbette değinmeyi unuttum yani manipülasyon tekniği olarak bu kitapta yok yok; lovebombing, gaslighting, ghosting, orbiting. Nişanı gerçek bir nişan ilişkisi değil bu yüzden situationship. Bu ilişki de Edvard’ı bile bir piyon olarak kullanıyor. Onun zayıf yönleriyle kendi güçlü kişiliğini ön plana çıkartmak için. Bu manipülasyon taktiğinin adı ne bilmiyorum, bence bu başlı başına bir entrika :) Bu teknikleri öğrenmek için zengin bir kaynak. Ama bana soracak olursanız ben bu kitabın yazarın Ya / Ya Da da isimli kitabın çıkartılıp ayrı bir parça olarak (bu kadar sansasyonel bir isimle) yayımlanmış olmasını random bir okur olarak doğru bulmuyorum. Çünkü onun felsefesini tam anlamıyla edinmeyi güçleştirdiğini düşünüyorum hatta ona karşı önyargılar oluşuyor. Galeyan : Kitaptan bu kısım çıkarılarak mı basıldı yoksa Ya / Ya Da kitabından alınıp ayrıca mı basıldı tam olarak bilmiyorum açıkçası dediğiniz gibiyse eğer Kierkeegaard kutsaması için yapılmış ve
Duygu ve Düşünce
Baştan Çıkarıcının GünlüğüSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 20202,384 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·146 syf.··
Beğendi
·
2025 147. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2025 19:47
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Jean Louis Fournier'den "Tek Yalnız Ben Değilim" adlı kısa anlatısı oldu. "Yalnızlık" olgusunun hayatta ne kadar çok yer kapladığını kendi yaşamı üzerinden gösteren Fournier, o sıkışmışlığı biz okuyucuya tabii bir şekilde hissettiriyor. Bir taraftan yalnıznızlığıyla dertlenip dururken bir diğer yandan önemsenmek, değer görmek, görülmek kaygısı güder. Yalnızlıkla bütünleşik bir hayat sürmesi, aslında "tek yalnız ben değilim"i, kavradığı ve bunu doğal bir şekilde dile getirdiğini görürüz yazarın. #kitapalıntıları Hayatta bildiğimiz her şeyi, başkaları, onların konuşmaları, yazdıkları kitaplar, ürettikleri yapıtlar sayesinde öğrendik... Bazı "başkaları" merakımızı uyandıran, yolumuzu aydınlatan sokak fenerleridir, karanlıkta yürümemize yardımcı olur, gecelerimizi aydınlatırlar. Başkaları bizim için bir basamak, bir sıçrama tahtası işlevi görebilirler. Bizi yükseltebilir, uzaklara fırlatabilirler... O zaman bağlayın kemerlerinizi! Alter ego size benzeyen biridir, sizin çok da iyi olmayan halinizdir. Güzellik elimizden yok pahasına gitti. Paris'teki Louvre Müzesi'nde artık tabloları görmek mümkün değil, tek gördüğümüz tabloların fotoğraflarını çekenlerin sırtları oluyor. Kitle turizmi, kitle kültürü. Her şeyi ezip geçen bir kitle... Cennetin kapılarının önünde de hep kuyruklar var. Yakında cennet de kalmayacak zaten, sadece cehennem olacak. Milyonlarca kişi nefes alıyoruz, yakında hava hepimize yetmeyecek. Milyonlarca kişi mutluluğu arıyor, yakında mutluluk diye bir şey kalmayacak. Sesler milyonlarca desibele ulaşacak kadar yüksek çıkıyor, yakında sessizlik diye bir şey kalmayacak. Yalnızlığın sessizliğini kalabalığın gürültüsüne, yalnızlığın huzur veren esintisini kalabalığın boğucu sıcaklığına tercih ediyorum. “Yalnızlıktan
Anlatı Edebiyat
Tek Yalnız Ben DeğilimJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20258,1bin okunma
Hasretinle öldürme yâr, sevmelerle yor beni.
Puan vermedi·352 syf.··
2023 54. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2023 18:44
Latife Eraraslan 'hasreti' tarif ederken, 'Eller ona doyar iken, Ben yüzüne hasret kaldım.' diyor. Güler Duman ise başka bir türküde, 'Gözler kipriğe yalvarır, görem geldi der gibi. Yemin mi ettin dönmemeye? Bir engelin var gibi.' diyerek ifade ediyor. Ne zor şey şu hasret. İnsan kırkbeş desibel acıya dayanıyor da bir yudum hasrette canlı cesete dönüyor. Peki hangisi daha zor? Vatan hasreti mi? Sevgili hasreti mi? Gurbet mi? Vuslat mı? Sıladan mı kolay geçilir? Yârdan mı? Canan Tan, Tacettin ve Patricia'nın Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan bu aşk hikayesini postmodern bir hava vererek bizlere sunmuş. Daha sonra devamında mübadele esnasında iki tarafın da verdiği kayıpları anlatıyor. Aşık olunca hep fedakârlık yapmak gerekir. Bu fedakarlık karşılıklı olmadığı zaman aşk da biter. Peki insan vatanından bile vazgeçer mi sevdiği için? Yahut savaşta çarpıştığın düşman milletten olma birini sevebilir misin? Aşk, ırklardan daha ziyade bir kavram olarak bununla baş edebilir mi? Patricia bir Rum. Tacettin ise Türk. Savaşın ortasında iki düşman milletten iki insanın aşkı. Hani diyor ya İbn-i Haldun, "Coğrafya, kaderdir." Biraz da coğrafyanın barındırdığı orospu çocukları, kaderdir. Bunun en iyi örneğini en son yaşadığımız deprem felaketinde gördük hep beraber.
HasretCanan Tan · Doğan Kitap · 20198,5bin okunma