Nevâî ömrünü Türkçenin bayraktarlığına adamıştı. Türkçenin hor görülmesine karşı çıkıyor, bu dille de muazzam eserler verilebileceğini kanıtlamak için gece gündüz çalışıyordu. ​İşte bu yoğun edebi ve fikri mücadele dönemlerinden birinde Nevâî, bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i (s.a.v.) görür. ​Rüyasında Resûlullah Efendimiz, ashabıyla birlikte büyük bir mecliste oturmaktadır. Nevâî, edeple ve hürmetle bu mübarek meclise yaklaşır. Peygamber Efendimiz, Ali Şîr Nevâî’yi görünce ona tebessüm eder, iltifatlarda bulunur ve yanına çağırarak şöyle buyurur: ​"Ey Ali Şîr! Sen benim ümmetimin Türk taifesine (topluluğuna) kendi dilleriyle benim sünnetimi, ahlakımı ve dinimi anlattın. Onların kalplerine bizim sevgimizi aşıladın. Seni ve senin o güzel dilini mübarek kılıyorum." ​Peygamber Efendimiz, Nevâî’nin Türk milletine kendi ana diliyle İslam’ı, sevgiyi ve güzel ahlakı anlatma çabasını bu rüyada taltif ve takdir etmiştir. ​Bu Rüyanın Nevâî Üzerindeki Etkisi ​Bu nurani rüyadan büyük bir vecd, coşku ve gözyaşlarıyla uyanan Ali Şîr Nevâî, artık yaptığı işin (Türkçeye hizmet etmenin) sadece dünyevi bir kültür davası değil, manevi bir görev ve ibadet olduğunu anlar. ​Bu rüyanın verdiği şevkle eserlerine daha da sıkı sarılır. Nitekim o, Peygamber Efendimize olan aşkını ve bağlılığını sadece bu rüyayla bırakmamış, şiirlerine de nakşetmiştir: ​Lisanü't-Tayr ve Hayretü'l-Ebrar gibi mesnevilerinin girişinde yazdığı "Naat"lar (Peygamberimizi öven şiirler), Türk edebiyatının en içten, en yanık Naat-ı Şerifleri arasında yer alır. ​Peygamber Efendimizin kırk hadisini Türkçe kıtalarla şerh ettiği "Erbain" (Kırk Hadis) kitabını da yine bu asil gayeyle, yani Türk halkının İslam’ı kendi diliyle en doğru şekilde öğrenmesi için kaleme almıştır. ​Nevâî, rüyasında aldığı bu manevi icazetle,
1000Kitap
Nevâî ömrünü Türkçenin bayraktarlığına adamıştı. Türkçenin hor görülmesine karşı çıkıyor, bu dille de muazzam eserler verilebileceğini kanıtlamak için gece gündüz çalışıyordu. İşte bu yoğun edebi ve fikri mücadele dönemlerinden birinde Nevâî, bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i (s.a.v.) görür. Rüyasında Resûlullah Efendimiz, ashabıyla birlikte büyük bir mecliste oturmaktadır. Nevâî, edeple ve hürmetle bu mübarek meclise yaklaşır. Peygamber Efendimiz, Ali Şîr Nevâî’yi görünce ona tebessüm eder, iltifatlarda bulunur ve yanına çağırarak şöyle buyurur: "Ey Ali Şîr! Sen benim ümmetimin Türk taifesine (topluluğuna) kendi dilleriyle benim sünnetimi, ahlakımı ve dinimi anlattın. Onların kalplerine bizim sevgimizi aşıladın. Seni ve senin o güzel dilini mübarek kılıyorum." Peygamber Efendimiz, Nevâî’nin Türk milletine kendi ana diliyle İslam’ı, sevgiyi ve güzel ahlakı anlatma çabasını bu rüyada taltif ve takdir etmiştir. Bu Rüyanın Nevâî Üzerindeki Etkisi Bu nurani rüyadan büyük bir vecd, coşku ve gözyaşlarıyla uyanan Ali Şîr Nevâî, artık yaptığı işin (Türkçeye hizmet etmenin) sadece dünyevi bir kültür davası değil, manevi bir görev ve ibadet olduğunu anlar. Bu rüyanın verdiği şevkle eserlerine daha da sıkı sarılır. Nitekim o, Peygamber Efendimize olan aşkını ve bağlılığını sadece bu rüyayla bırakmamış, şiirlerine de nakşetmiştir: Lisanü't-Tayr ve Hayretü'l-Ebrar gibi mesnevilerinin girişinde yazdığı "Naat"lar (Peygamberimizi öven şiirler), Türk edebiyatının en içten, en yanık Naat-ı Şerifleri arasında yer alır. Peygamber Efendimizin kırk hadisini Türkçe kıtalarla şerh ettiği "Erbain" (Kırk Hadis) kitabını da yine bu asil gayeyle, yani Türk halkının İslam’ı kendi diliyle en doğru şekilde öğrenmesi için kaleme almıştır. Nevâî, rüyasında aldığı bu manevi icazetle, Türk dilini
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gönül-ün Siretinde
Hüzün yağmurları yağıyor bu akşam yine Ay karanlık, içimse sarıp sarmalanmış yine Zor yakınlık ya da yorgun uzaklık Kül gönül cihanı; olmuş harabe,ruhun duvarı. Yaşamak bir heves kadar içimde Heves,beslediğim ümitte ömrümce. Heves..heves kaldı mı?..sönüyor kafesim de Artık gidiyor ruhum; perçeminde, sürgününde... Yolum yolların siretinde Düşlerim, düşlerim bağlı mizgininde. Yönüm bu yolun neresinde?.. Biçare, gönül mesken-i hüzün gizimde... ~Ebrar Yalçın
Şiir
Kellâ inne kitâbel ebrâri le fî illiyyîn:147 “Hayır, muhakkak ki iyilerin kitabı (ameli, yazısı) iliyindedir.” İlliyin, iyilerindir. Ve mâ edrâke mâ illiyyûn: “İlliyyun nedir bilir misin?” Kitâbun merkum: “O, rakamlanmış bir kitaptır.” İyilerin amellerinin yazısı ordadır. Yeşheduhul mukarrabûn:148 “Mukarrebun onu müşahede eder.” Allah’a yakın olanlar iliyindeki o kitabı müşahede eder. Mukarrebunun müşahede ettiği kitap sadece bu kitap değildir. Herkes amelini üzerinde, boynunda taşır. İşte, mukarrebun, kulların üzerindeki bu hali müşahede eder. İlliyyin; aynı zamanda kulun gönlüdür. İnsanın gönlünde yedi kat göğün, arşın mevcut olması gibi bir de iliyin mevcuttur. Mukarrebun, bir kula baktığında gönlündeki o kitabı müşahede eder; yani kulun halini görür. Allah’ın Berr ismini anlatmaya çalışırken ebrarın iyiler olduğunu anlatmıştık. Allah iyilerin kimler olduğunu, onların nasıl olduğunu Bakara Suresi’nin 177. ayetinde tek tek saymıştı. Bunu daha geniş bir şekilde öğrenmek isteyen kardeşlerimiz El Berr sohbetini okuyabilirler. İnnel ebrâre le fî naîm: “Muhakkak ki ebrar olanlar Naim’dedirler (nimet cennetindedirler).” Alâl erâiki yanzurûn: “Koltuklar üzerinde (etrafı, birbirlerini) seyrederler.” Ta’rifu fî vucûhihim nadraten naîm:149 “Onların yüzlerinde nimetlerin parıltısını görürsün.” Yüzlerinde nimetlerin sevincinin parıltısı vardır. Bu, cennetteki bir haldir. Aynı şey dünyada da geçerlidir. Ebrar olanların yüzlerine, hallerine, tavırlarına bakıldığında imanlarının, Allah’a yakınlıklarının, Allah’ın muhabbetinin sevinci yüzlerine yansır. Allah, cennetliklerin yüzlerinin parıldadığını söylediği gibi cehennemliklerin yüzlerinin de karardığını buyurmuştur.150 Cehennemliklerin yüzleri dünyadayken de kararır. Bu, kararma zahiri bir kararma değildir. Manevi olarak için
Mutlaka Okunması Gereken 100 Doğu Klasiği
Kitap- Necip Asım Bostan- Şeyh Sadi Şirazi Gülistan- Şeyh Sadi Şirazi Mantiku’t-Tayr- Feridüddin Attar Pendname- Feridüddin Attar İlahiname- Feridüddin Attar Merhaba Hüdhüd- Feridüddin Attar Amak-ı Hayal- Filibeli Ahmet Hilmi Hicaz Seyahatnamesi- Nabi Seyahatname- Evliya Çelebi Seyahatname- İbn Battuta Salaman ve Absal- Molla Cami Tuhfetu’l-Ahrar- Molla Cami Lüccetu’l Esrar- Molla Cami Baharistan- Molla Cami Tutiname- Süleyman Tevfik Banu Cihan- Süleyman Tevfik Muallakat-ı Seb’a- (Haz. Sadık Yalsızuçanlar) Bin bir Gece Masalları- Anonim Dede Korkut Hikâyeleri- Anonim Siyasetname- Nizâmülmülk Mahzen-i Esrar- Nizami Kelile ve Dimne- Beydeba Yusuf ile Züleyha- Yahya Bey Muhayyelat- Giritli Aziz Efendi Şahname- Firdevsi İskendername- Firdevsi Makamat- Hariri Hayy Bin Yakzan- İbn Tufeyl Heft Peyker- Genceli Nizâmi
Bizleri ancak senin affın kurtarır
*O namaz ki, içinde benden başkasının kalmadığı, kılanın içinde kaybolduğudur!* Laaaa ilâhe illallaaah Namaz için ayağa kalk! Âlemleri yaratan rabbimin huzurunda bulun Allâhuekber – الله أكبر Kulaklarını aç, ağzından çıkanı duy, manasını anla. O’nun sonsuz azameti, kendinde sonsuz aczini düşün. Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla 97﴿ Ve de ki: Rabbim! Şeytanların gizli kışkırtmalarından sana sığınırım. 98﴿ Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım rabbim! - MÜ’MİN SÜRESİ ;(İbâdeti gâye değil araç bilene); Vay, o namaz kılanların haline ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (namaza gereken ihtimamı göstermezler) - Mâ’ûn Süresi 4-5 Allah’ım! Benim ve anne babamın günahlarını bağışla!.. *Allah’ım! Nurların nuru, sırların sırrı, ebrârın (ebrâr makamındaki ümmetin en sadık, en hayırlı kulların) efendisi, şerefli resûllerin süsü, gecenin üzerine karardığı ve gündüzün aydınlattıklarının en kerem sahibi Efendimiz Muhammed’e; dünyanın ilk ânından son vaktine kadar inen yağmur taneleri, bitkiler ve bütün ağaçlar sayısınca, Vâhid ve Kahhâr olan Allah’ın mülkü devam ettikçe devam edecek olan salât ile salât eyle.* (O’nun bilinemeyeceğini bilmekten başka hiçbir şey elde edemeden ölürüz) Yoldaşım gel, Allah Allah diyelim Hakka verdiğimiz ahdi güdelim Allah adın daima zikredelim Her iş Allah’tandır ânı bilelim Kimseyi hor görme aybın söyleme Kaç yalandan Hakk’a hiç şirk eyleme Hem gönül kırma ki bir fahreyleme
Hayırlı Cuma’lar