''Sahtekârlar Tekkesi''
7/10
·120 syf.··
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:00
Selim Nüzhet’ten okuduğum ikinci kitap Canvermezler Tekkesi oldu. Selim Nüzhet bu romanı, Claude Farrere’in La Maison des Hommes Vivants adlı eserinden uyarlayarak 1921 yılında ileri gazetesinde yayımlamış. Daha sonrasında 1922’de bu eser kitaplaşmış. Türk edebiyatının ilk gotik romanı olarak da değerlendirildiğini kitabın arka kapak yazısında görüyoruz. Yukarıda ismini verdiğim Fransızca olan orijinal romana da biraz değinmek istiyorum. ‘‘Ölmez Adamların Evi’’ olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu romanın Hamdi Varoğlu tarafından 1955 yılında bir çevirisi yapılmış. Aslında çeviriden ziyade bir uyarlama olduğu söylense de kişi ve mekân adları Fransızca bırakılmış. 1911 yılında yazılmış olan bu ‘‘La Maison des Hommes Vivants’’ adlı eser, Türkçeye ‘‘Ölmez Adamların Evi’’ adlıyla çevrilmiş. Bu kitap ilgimi çektiği için biraz Türk edebiyatındaki fantastik, gotik anlatılar üzerine araştırma yaptım. Bu da beni İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘‘Türkçe Edebiyatta Varla Yok Arası Bir Tür Fantastik Roman (1876-1960)’’ isimli çalışmaya yöneltti. Kitapta Canvermezler Tekkesi ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamasına şaşırmışken son bölümlere doğru Ölmez Adamların Evi çevirisi hakkında yazılanlara denk geldim. Türkçe çevirisinin yapıldığını da bu vesileyle öğrendim. Uyarlama olduğu iddia edilse de romandaki isimlerin orijinal olarak bırakılması ve romanın 1909’da geçen bir hikâyeyi ele almasına rağmen Osmanlıya hiç değinmemesi onu çeviriden fazlası yapmamıştır. Çalışmanın sahibi Pelin Aslan Ayar’a göre bu durumun sebebi de tekinsiz maceraların dışarıya, uzağa atfedilmesidir. Yazar; korkunun, yadırgatanın bizden uzaklığını gösterip okurunun kendi coğrafyasında güvende olduğu alt mesajını vermek istemiş olabilir. Bizde daha çok bilindik hikâyelerin olması sebebiyle böyle olağanüstü
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025516 okunma
Anaïs Nin'den Henry ve June
9/10
·288 syf.··
2026 36. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 19:00
Yazarın okuduğum ilk kitabı ama şunu söyleyebilirim ki Anais Nin okumak, narin bir kadının kendi ruhunu çıplak elleriyle ameliyat etmesini izlemek gibi... Bu güncesinde her şeyi cesurca yazmış, büyük bir bilinçle, dürüstlükle ve kesinlikle alışılmışın dışında. Henry ve June, dışarıdan bir aşk üçgeni gibi görünse de aslında Anaïs’in kendini keşfetme savaşı. ​Kitapta beni en çok sarsan, onun şu samimi itirafı oldu: ​"Çocukken babamın sevgisini kazanma uğruna az kaldı ölüyordum; yine aynı nedenle, sevdiklerime işkence çektirmek, zulmetmek, üstüme düşmelerini sağlamak için kendimi ruhsal olarak öldürdüm. Bu idrak beni kamçıladı. Şimdi kendime yardım etmek için mücadele ediyorum." ​Sırf sevilmek için hem kendine hem de sevdiklerine nasıl acı çektirdiğini dürüstçe itiraf ederek o kördüğümü çözmeye karar veriyor. Acıların ve tutkuların ortasındaki bu kadın, fiziksel olarak hâlâ çıtkırıldım, kırılgan bir kız çocuğu gibi görünüyor ve bundan biraz da şikayetçi. Fakat o narinliğin arkasında asıl ilgi çeken şey, onun çok cesur bir kadına dönüşmesi. Toplumun, aşkın ve ahlakın sınırlarını zorluyor ve asla geri adım atmıyor. Kendini bulma çabası zaman zaman insanı rahatsız etse de, kendi gerçeğiyle bu kadar dürüstçe yüzleşmesi insanı kendine hayran bırakıyor. Henry ve June bazen ne kadar rahatsız edici olsa da okunması gereken kitaplardan diyorum.
1000Kitap
Henry ve JuneAnais Nin · Ithaki Yayınları · 2024118 okunma
Reklam
Puan vermedi·128 syf.··
2026 24. kitabı
Hayatı boyunca tek bir erkeği sessizce seven bir kadının, ölümün eşiğinde yazdığı iç yakıcı itirafı. Kadın, çocukluğundan yetişkinliğine kadar bütün varlığını onun etrafında kurar; fakat sevdiği adam onu defalarca görmesine rağmen hiçbir zaman gerçekten tanımaz. Bu yüzden anlatı, karşılıksız aşktan çok daha derin bir yaraya dokunur: Bir insanın bütün ömrünü bir başkasının hafızasında yer bile kaplamadan tüketmesi. Mektup, sadece “seni sevdim” demez; aynı zamanda “ben vardım, sen beni hiç görmedin” diye sessizce kanar. Bu eserde aşk, iki kişinin arasında büyüyen parlak bir duygu değil; tek kişinin içinde yıllarca sakladığı karanlık bir oda gibidir. Kadın sevdiği adamı değil, belki de onun zihninde yarattığı gölgeyi sever; çünkü karşısındaki kişi çoğu zaman dikkatsiz, unutkan ve kendi hayatının konforuna gömülmüş biridir. Asıl acı da burada başlar: Biri için kader olan an, diğeri için hatırlanmayan sıradan bir gecedir. Zweig, büyük felaketlere ihtiyaç duymadan insanın içini yıkar; çünkü bazen en ağır yıkım terk edilmek değil, hiç fark edilmemiş olmaktır. Bence kitabın en güçlü tarafı, sevgiyi masum bir ışık gibi değil, insanı yavaş yavaş eksilten bir saplantı gibi göstermesidir. Kadın sevdikçe çoğalmaz; kendi sesinden, zamanından, kimliğinden azar azar uzaklaşır. Geriye yaşayan biri değil, bekleyen biri kalır. Bu yüzden Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu yalnızca hüzünlü bir aşk hikâyesi değildir; görünmez kalmış bir ruhun son kez dünyaya dokunma çabasıdır. Okuduktan sonra insanın içinde şu cümle yankılanır: Bazı kalpler kırılmaz, karşı tarafa hiç ulaşamadan kendi içinde yaşlanır.
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Bir Kadının Hayatından 24 SaatStefan Zweig · Can Yayınları · 20248,6bin okunma
Puan vermedi·624 syf.··
2026 51. kitabı
Selam Sizlere uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen Aişe Hümeyra Okur'nun kaleme aldığı #VisalAhuDöngüsü ile geldim. Hümeyra'nın kalemini zaten seviyorum ama konu #mahallekurgusu olunca okumak benim için ayrı bir keyifliydi. Her ne kadar bir mahalle kurgusu olsa da, bir annenin ve ailenin çocukları hata yaptığında bile onların yanında durması gerektiğini çok güzel vurgulayan bir hikâyeydi. Çocuklar için aile çok önemlidir. Özellikle kız çocuklarının anne ve babalarının desteğine, onlara inanılmasına ve kendilerini güvende hissetmeye duydukları ihtiyaç yadsınamaz. Aileler çocuklarının kaderini değiştirebilir ve Ahuşan'ın yaşadıkları bunun en güzel örneklerinden biri. Peygamber Efendimizin de buyurduğu gibi: "Kim kız çocuklarını büyütür ve onlara iyi davranırsa, o çocuklar kendisi için cehennem ateşine kalkan olur." Gelelim kitabımıza... Ahuşan, abisinin kendisi için bir doğum günü partisi hazırladığını ve tüm arkadaşlarını davet ettiğini öğrendiğinde büyük bir şaşkınlık yaşar. Çünkü Kenan, böyle jestler yapan biri değil; tam aksine kardeşleri üzerinde baskı kuran ve onları kısıtlayan bir yapıya sahiptir. Yine de bu parti Ahuşan'ı heyecanlandırır. Uzun zamandır platonik duygular beslediği kişinin de partide olacağını bilmek onu daha da heveslendirir. Ancak gecenin sonunda Ömer'in tüm hayallerini yerle bir edeceğinden habersizdir. Tenha bir köşede Ahuşan'ı sürükleyerek götürmeye çalışan Ömer'i, Kenan'ın arkadaşı Demir'in fark etmesiyle büyük bir felaket önlenir. Perişan halde eve dönemeyecek durumda olan Ahuşan'ı, Demir arkadaşlarıyla kaldığı eve götürür. Peki Demir neden onları takip etmiştir? İşte tam burada "Arkadaşımın kardeşisin ama sana deli gibi aşığım" moduna giriş yapıyoruz. Demir uzun zamandır hislerini içinde saklamaktadır. Aralarındaki yaş farkı, Ahuşan'ın
2026 Okuma Raporları
Visal - Ahu DöngüsüHümeyra · Dokuz Yayınları · 2024722 okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
TOZLU PEMBE 2 #kitapyorumu "Çok seversem iyileşir sandım," dedi. "Ama anladım ki ben çok sevdikçe o bu sevgi altında eziliyor." Ah Ayperi... çaresizliği, sevilmeyi hak görmeyişi ve Ömer’i korumak için ondan kaçma çabası... Sonrasında Ömer’in gittiği o sahne feci kalp ağrıtan türdendi. Ömer Seyirhan gittii ama giderken bile Ayperi’nin üşüyen ellerini, midesini yakan koyu çayını, tırnaklarını acıtan antepfıstıklarını ve hatta sinemada izlemek isteyeceği filmi bile ona emanet ederek gitti. Kalbimi bu kısımlarda bıraktım toparlayamadım. Edebileceği en şefkatli ama en yıkıcı vedaydı. Ayperi’nin de o otoban kenarında, çimleri kavrayarak yaşadığı o ağır içsel yıkım, geçmişin yükü altında ezilişi ve kendi çocukluğuna 'Git artık, taşıyamıyorum seni' diye haykırışı... Travmanın, kırılmışlığın ve aşka inanmak isterken kendi karanlığında boğulmanın acısı bundan daha vurucu anlatılamazdı. ​Ayperi, Melike ve Şeyma bir araya gelince kitabın o ağır havası bir anda dağılıyor, yerini tam bir kız kıza gıybet ve hazırlık neşesine bırakıyor. Ayperi'nin acılarıyla kaçarak değil, onları yakıp yıkarak vedalaşması ve özgürleşmesi muhteşemdi. Melike’nin o dur durak bilmez enerjisi ve Yavuz’un her şeye rağmen arkasından beliren o gizli, sıcak gülüşü... Aralarındaki bu didişmeli bağa bayılan tek ben değilimdir diye düşünüyorum. Sabırsızlıkla beklediğim bir aşk itirafı sahnesi vardı Muharrem ve Şeyma ikilisinden. Muharrem’in o içini kemiren kurtlara, sabrının son damlasına ve Şeyma’yı kaybetme korkusuna daha fazla dayanamayıp patladığı o an... Yıllardır birbirlerinin arkasından bakan o iki dikenin sonunda birbirine sarılması o kadar güzel ki. Hele o Trabzonspor maçı detayı... Muharrem, sen nasıl bir kralsın? Afili cümlelerden uzak, alabildiğine dürüst ve Karadeniz inadıyla harmanlanmış sevdası
1000Kitap
Tozlu Pembe 2Loresima · Ephesus Yayınları · 2026203 okunma
Kehribar Ateşi Kitap Yorumum
9/10
·458 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 22:55
Bazı insanlar hayatına bir anda girer… Ve daha ne olduğunu anlamadan seni kendine ait bir karmaşanın içine çeker.” ‎ ‎Merhabalar canlarım ‎Ben geldim ve bugün sizlere daha sıcağı sıcağına yeni bitirdiğim, severek okuduğum ve aynı zamanda hem yazarla hem de seriyle tanışma kitabım olan Berrak ve Berfin Erdoğan’ın Kehribar Ateşi kitabı ile geldim ‎ ‎Karanlık Bağlar serisinin ilk kitabı olan Kehribar Ateşi; gizem, tutku, çekim, güç savaşları ve karanlık romantizmin iç içe geçtiği, okurken sizi içine çekmeyi başaran bir kurgu olmuş diyebilirim. (Daha ilk sayfalardan itibaren “tam benlik bir kitap” hissi verdi bana ) ‎ ‎Alparslan Ateş, kasabanın gündüzleri tanınan başarılı bir iş adamıyken geceleri dedelerinden miras kalan yeraltı krallığının hâkimi olarak karşımıza çıkıyor Her yıl düzenlediği davet gecelerinden birinde ise en yakın arkadaşının özellikle bahsettiği kız kardeşiyle tanışıyor. ‎ ‎Ve karşımıza çıkıyor o sivri dilli, inatçı ve zekâsıyla dikkat çeken kadın: Armina Pınhan ‎ ‎Armina, ailesinin zoruyla katıldığı bir davette istemediği bir yakınlaşmaya maruz kalınca olaya Alparslan müdahale ediyor. Ardından kendisine sözü olduğunu söyleyerek onu dansa kaldırıyorlar… Ama ah o dans! ‎(O sahnedeki elektrik bana bile geçti desem abartmış olmam.) ‎İkili arasındaki çekim daha ilk andan hissediliyor fakat bu an uzun sürmüyor. Çünkü Armina’nın abisi Arık Böke, Alparslan’ın yakında evleneceğini söyleyerek bu dansın sadece tatlı bir anı olarak kalması gerektiğini söylüyor… ‎ ‎Ama tabii işler pek de öyle ilerlemiyor ‎ ‎Alparslan, kendisine kimsenin veremediği şekilde karşılık veren ve çekiciliğiyle aklını kurcalayan Armina’dan etkileniyor. Ertesi gün ise güvenlikle ilgili bir iş teklifini Armina’ya götürüyor. Fakat gönderilen sözleşme şartları Armina’nın hoşuna gitmeyince
Kehribar AteşiBerrak Erdoğan · Morva Yayınları · 20264 okunma
Reklam
Reklam