6/10
·592 syf.··
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:10
Yazar Azra Kohen’in ‘Gör Beni’ kitabını yeni bitirdim sayılır ve kapağını kapadığımdan beri ne kitabın türünü ne de hangi mesajı vermek istediğini tam olarak algılayabildim. Kitabın başındaki “Öykü akışı kronolojik değildir. Şekilde kusur aramak yerine, içerikteki anlamı fark etmeye odaklanmanız dileğiyle..” ifadesinden öyküde zaten oturmayan bir şeyler var olduğunu çıtlatmış yazar. Benim hikayedeki derinliği bulamamanın asıl nedeni olayların kronolojik olup olmadığıyla ilgili değil bu arada. Bundan daha fazla göze çarpan şey; bariz noktalama işaretlerinin kullanımıyla ilgili hatalar, karakterlerin davranışı, üslubu ve inandırıcılığıyla ilgili eksiklikler, olaylar arası kopukluk ve de arka plandaki olay örgüsünün eksik aktarımı. Yazarın, hem bazı tarihsel gerçekler vererek didaktik bir amaç sergilemek hem de bunları bir aşk hikayesiyle harmanlayarak okuma zevkini diri tutmak istediği çıkarımında bulunabiliyorum. Bazı sunduğu bilgileri ufuk açıcı da buldum; fakat, bu bilgi aktarımının belli bir noktadan sonra aniden kesilip yerini aşk hikayesine bırakması bende ucuz aşk romanı okuyorum hissi yarattı ne yazık ki. İki aşığın aşk kokan cümleleri, bir türlü birbirine kavuşamaması, sergiledikleri tripsel tavırlar vs. bir süre sonra can sıkıcı hale geldi. Tarihsel romanları severim, Cumhuriyet dönemini işleyen tarihsel ve kurgusal metinleri ayrı bir severim, içerisinde bir tutam aşkı barındırıyor olmasına da ses etmem. Aşk ve sevda öyküleri barındırmayan bir tarih anlatımı istiyor olsam, geçmişi bütün keskinlikleriyle ve gerçeklikleriyle anlatan tarih kitaplarına yönlenirim zaten. Lafım, bu kitaptaki aşk hikayesinin yapay kalmışlığına ve tarihsel olay örgüsüne tam olarak yedirilememesine. Bunların dışında beni rahatsız eden diğer detayları şöyle özetleyebilirim: • Başta
Gör BeniAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 202019,3bin okunma
Mişima Mesafesi
8/10
·576 syf.··
2026 70. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:25
Okuyacağınız kitap yorumu biraz spoiler/ipucu içerebilir. Nerden başlamalı kitabın düz anlatımına takılıp sadece eşcinsellik üzerine mi gitmeli yoksa , güzellik/çirkinlik, gerçek kimlik/maske ,gençlik/yaşlılık, yasak olan ve aşk üzerinden mi anlatmalı? İntikamı için başkasını kullanmak ; gücün ve paranın iktidarının güzellik karşısında çaresizliği... Velhasıl 26 yaş için olgun ve hacimli bir roman, diğer kitaplarında farklı. Mişima duygusallığı sanki bu eserde daha soğuk ve mesafeli. Konu itibari ile de olabilir. Yalanlar,gizli ilişkiler,ortak amaç (!) için göz yumulan haller. Güzellik nasıl bir silaha evrilir, nasıl kullanılır? Ana karakter Yuichi mi gerçekten yoksa yaşlı yazar mı? Sürprizlerle dolu ama bence fazla uzatılmış gibi. Diyeceksiniz ki yukarıda da olgun demişsin; öyle. O yaşa göre olgun ama okura göre fazla uzun ( ez azından bana göre) Neresinden bakmak isterseniz öyle ... Mişimanın romanlarında ölüm hep var ; ölüm bir tören gibi... Sonraki yıllarda hayatına son vermesi de acaba bu duygunun yansıması mı? İnsan var olmak için özünden feragat etmeli mi? Başkasının , toplumun dikte ettiği yaşamı mı sürmeli. Ahlak,cinsellik neye göre kime göre doğru... Sorular çok...
1000Kitap
Yasak RenklerYukio Mişima · Can Yayınları · 202614 okunma
Reklam
4/10
·480 syf.··
2026 10. kitabı
Veyl Kötülerin Şehri, fikir olarak beni heyecanlandıran ama okudukça potansiyelini kullanamadığını düşündüğüm bir kitap oldu. Kitabın konusu aslında oldukça ilgi çekici suçluların toplumdan tamamen dışlanıp özel bir ada hapishanesine gönderildiği, burada işledikleri suçlara göre renklere ayrıldığı ve her bölgenin kendi öncüsü tarafından yönetildiği bir sistem kurulmuş. Katiller, hırsızlar, kaçakçılar ve diğer suçlular aynı adada kendi düzenlerini oluşturuyorlar. Ana karakter Yekta ise bir Gri yani suçunun ne olduğu kesinleşmemiş, neden burada olduğunu bilmeyen ve hafızasını kaybetmiş bir karakter. Kâğıt üzerinde bakıldığında oldukça güçlü bir distopya fikri var ne yazık ki kitap bu fikrin derinliklerine inmeyi tercih etmek yerine çoğu zaman romantik ilişkilere ve karakterler arasındaki çekişmelere odaklanıyor. En çok adanın kendisini merak ettim bölgeler arasındaki güç savaşlarını, öncülerin politik hamlelerini, insanların nasıl hayatta kaldığını, bu düzenin nasıl işlediğini görmek istedim. Çünkü yazarın kurduğu dünya buna son derece müsait. Fakat hikâye ilerledikçe bunların çoğu arka planda kalıyor ve yerlerini karakterler arasındaki flörtleşmeler alıyor. Oysa bu kadar ilginç bir evren varken sayfalar boyunca imalı konuşmalar, laf sokmalar ve romantik gerilim okumak bana büyük bir fırsatın kaçırılmış gibi hissettirdi. Dünya ile karakterlerin birbirine uymaması bize anlatılan yer katillerin, suçluların ve şiddetin kol gezdiği bir ada hapishanesi. İnsanların sürekli ölüm tehdidi altında yaşadığı söyleniyor. Fakat karakterlerin davranışları çoğu zaman bu dünyanın ciddiyetini yansıtmıyor. Özellikle bazı sahnelerde kendimi bir distopya değil de romantik gençlik romanı okuyormuş gibi hissettim. Sürekli birbirine laf atan, imalı konuşan, gereğinden fazla rahat davranan
Veyl - Kötülerin ŞehriFatma Şamata · Artemis Yayınları · 2025488 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 69. kitabı
İnsanın en çok yorulduğu şey gerçekten yaşadıkları mı, yoksa içinde taşıyıp bir türlü bırakamadıkları mı? Bu kitabı okurken kendimi sık sık aynı duygunun etrafında dolaşırken buldum. Sayfalar boyunca aşk var, özlem var, kaybetme korkusu var ama bunların hepsinden çok iç ses var. Birine anlatılamayanlar, yıllarca taşınan kırgınlıklar, geç kaldığını hissettiğin şeyler, bir türlü kapanmayan boşluklar… Kitap sanki bunların arasında dolaşıyor. Bazı bölümlerde kendimi birinin günlüğünü okuyormuş gibi hissettim. Özellikle saygı, yalnızlık ve kalabalık içinde kaybolmak üzerine yazılan kısımlar bana daha yakın geldi. Her cümlenin altını çizmek istemedim ama dönüp tekrar baktığım sayfalar oldu. Çünkü bazen anlatılan şey çok özel bir hayat hikayesi değil, insanın kendinden bir parça bulduğu bir duygu oluyor. Son sayfalarda ölüm korkusundan, tükenmişlikten ve kendine geç kalmış olma hissinden söz ediyor. Fakat bende karanlık bir duygu bırakmadı. Daha çok uzun zamandır içinden geçenleri ilk kez dürüstçe söyleyen birinin rahatlaması gibi geldi. Her sorunun cevabını bulmuş biri değil, artık kendinden kaçmaktan yorulmuş biri vardı karşımda.
Konuşulmadı Çünkü Söylenecek Hiçbir Şey Yeni DeğildiSezgin Kocabaş · Destek Yayınları · 20263 okunma
Puan vermedi·233 syf.··
2026 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 17:14
#okudumbitti YAZAR: AHMET HAŞİM GÜLER YAYIN: MKB YAYINEVİ Herkese merhabalar bugün sizlere Ahmet Haşim Güler'in kalemin çıkan Masumiyetin Yükü adlı kitabıyla geldim. Açıkçası farklı anlatımıyla dikkatimi çeken kitaplardan biri oldu. Bir leyleğin gözünden anlatılan hikâye, sadece karakterlerin yaşadıklarını değil onların iç dünyalarında taşıdıkları yükleri de görmemizi sağlıyor. Bu yönüyle kitap, klasik bir aile ya da aşk hikâyesinin ötesine geçerek okuyucuyu karakterlerin duygularına daha da yaklaştırıyor. Aşkın, sadakatin, vicdanın ve alınan kararların sonuçlarının işlendiği etkileyici bir romandı. Karakterlerin yaşadığı olaylar zaman zaman insanı hüzünlendirirken, zaman zaman da "Ben olsaydım ne yapardım?" diye düşündürüyor. Özellikle geçmişte verilen kararların yıllar sonra bile insanların hayatını nasıl etkileyebildiğini görmek hikâyeyi daha da anlamlı kılıyor. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri ise leyleklerin göçleriyle insanların hayatları arasında kurulan bağ oldu. Leylekler sadece bir anlatıcı değil, aynı zamanda hikâyenin taşıdığı duyguların da bir parçası hâline geliyor. Doğanın döngüsüyle insan hayatının iç içe geçirilmesi kitaba farklı ve etkileyici bir atmosfer katmış. Akıcı dili sayesinde sayfalar hızla ilerlerken, satır aralarında okuyucuya bırakılan mesajlar da uzun süre etkisini sürdürüyor. Okurken hem hüzünlendiren hem de düşündüren, bitirdikten sonra da üzerinde düşünmeye devam ettiğim bir kitap oldu. Farklı anlatım tekniklerini seven ve duygusal yönü güçlü hikâyelerden hoşlanan okurlara tavsiye edebileceğim eserlerden biri. #ALINTILAR Ve belki de bütün hayat, kanat çırptığında yanındakinle beraber yükselip yükselemediğinle anlam kazanır. Bazen kader, insanın üzerine bir dağ gibi iner ve o dağın altında ne kanatlar ne dualar ne de umutlar
Masumiyetin YüküAhmet Haşim Güler · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 20269 okunma
Çıkışı Bulduğumu Sandığım Anda Kayboldum
10/10
·216 syf.·
2026 84. kitabı
"Beni sadece fotoğraflardan tanıyorsun. Sadece nasıl göründüğümü ve objektife nasıl baktığımı biliyorsun. Ama neler düşündüğümü ve neler hissettiğimi bilmene olanak yok." Azil' i okumaya başladığımda beni nasıl bir kitabın beklediğini bilmiyordum. Hatta kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk şey şu oldu: Ben gerçekten ne okudum? Çünkü bu kitap bana sadece bir hikâye anlatmadı. Beni alıp bir labirentin içine bıraktı. Tam çıkış yolunu bulduğumu düşündüğüm anda başka bir koridor açıldı. Tam her şeyi anladığımı sandığım anda yeni bir soru ortaya çıktı. Kitap boyunca sürekli ilerledim ama aynı zamanda aynı yerde dönüyormuşum gibi hissettim. Bir matruşka gibiydi; her katmanı açtıkça içinden başka bir hikâye, başka bir duygu ve başka bir düşünce çıktı. Azil'in konusu ilk bakışta yalnızlık, kayıp, aşk ve zihinsel çöküş gibi görünüyor. Ancak kitap ilerledikçe bunun çok daha derin bir yolculuk olduğunu fark ediyoruz. Hakan Günday bizi sadece bir karakterin hayatına değil, onun zihnine götürüyor. Gerçek ile hayalin, geçmiş ile bugünün, yaşam ile ölümün birbirine karıştığı bir dünyanın içine giriyoruz. Bu yüzden kitapta bazen neyin gerçekten yaşandığını, neyin karakterin zihninde olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Ama bence yazar tam olarak bunu istiyor. Çünkü okur da karakter gibi sorgulasın, kaybolsun ve çıkış yolunu arasın istiyor. Kitap boyunca beni en çok etkileyen duygu yalnızlıktı. Karakterlerin yalnızlığı öyle güçlü anlatılıyor ki bazı bölümlerde onların yanında oturuyormuş gibi hissettim. Özellikle "Zaman, gidecek yeri olmayanların evidir." cümlesinin altını çizdim. Çünkü bu cümle bana çok şey düşündürdü. İnsan bazen hayatta öyle bir noktaya gelir ki ne geri dönebilir ne de ileri gidebilir. Böyle zamanlarda elinde kalan tek şey zamandır.
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Reklam
Reklam