Rivayete göre, bu olay üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu: “Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Rasulü için hicret ederse, hicreti Allah ve Rasulü’nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.” (Buhâri) Sevgili peygamberimizin bu mübarek sözleri, bugün muhataplarına şu soruları hatırlatıyor: “Kimlerin, nelerin muhaciriyiz bugün? Hicretimiz kimin için? Adımlarımız kimin izini takip ediyor? Kimin için gece gündüz demeden yollara düşüyor, yolculuğun zahmetine katlanıyor, cefasını çekiyoruz? Yolculukta döktüğümüz terler kimin uğruna? Para mı, güç mü, itibar mı, aşk mı, şöhret mi yoksa Rızaullah mı menzilimiz? Hakk’a mı batıla mı, kesrete mi vahdete mi dönük yüzümüz? Yolculuğumuz nereye, nereye gidiyoruz? Daha da önemlisi hicretimiz esnasında niyetimiz ne, kalbimizde ne taşıyoruz?”
Kara Ozan bütün dikkati kendi üzerine çekmek için kopuz çalıyor, sonra yavaş yavaş kendisini ezgiye kaptırarak söylemeye başlıyordu: Kırış günü gelince Gönül şöyle hoş olur.. Söz kılıçla okundur, Gayrı sözler boş olur. Gönül nedir? Bir gonca... Hayat dikendir onca. Yaşamaya doyunca Can, görünmez kuş olur. Bozkurt bizim ünümüz; Şan doludur dününüz. Erince son günümüz Bütün dirlik düş olur. Kırk kişiydi çerimiz, Düşüp kaldı yarımız Baş koyacak yerimiz Yağız yerle taş olur. Kara Ozan, söz uzun... Feryadı çok kopuzun. Bir bir andıkça, gözün Kanlı kanlı yaş olur...
Reklam
Seni seviyorum; hayatım üzerine yemin ederim; Aksini söyleyen olursa, aşkımı kanıtlamak için Sana canımı veririm.
Alıntı
Bu şekilde aklınızda bir isim kaldı mı?
. Onun fikri hâlâ aklımdaydı, çünkü bu güneş ışığının dağıtabileceği bir buhar ya da fırtınaların silip götürebileceği kumdan bir heykel değildi; bir levhaya kazınmış, üzerine yazıldığı mermer var olduğu sürece kalmaya mahkum bir isimdi. .
Yalınlıktan neden bu kadar korkuluyor, açık ve basit olmaktan neden ürkülüyor bu kadar? Eğitmek, oyalamak değil bir çocuğa bütün kişiliğini üzerine kurabileceği ahlaki temelleri vermek demektir. Bana öyle geliyor ki, hiç demeyeyim ama çok az sözü edilen ama en ciddiye alınması gereken konulardan biri, bu dönemde yaşayan çocukların sinir sistemlerinin zayıflığıdır. Çoğunlukla kandırıcı elektronik dadılara emanet edilmiş olan beyinleri sürekli olarak farklı uyaranların dürtüsü altında. İşte bu çılgın dürtüler, daimi olarak zapping yapma alışkanlığı, onla-rın dikkatlerini yoğunlaştırma yeteneklerini un ufak ediyor. Peki ya dikkatini yoğunlaştıramayan bir insan nasıl insandır sizce? Her ne yapmak istersem isteyeyim -marangozluktan astronotluğa, bir aşk mektubu yazmaya-mutlak biçimde dikkate ve yoğunlaşmaya gereksinme duyarım; hareketlerimi birbirine bağlamayı, bu bağlayış olmazsa hiçbir şey elde edemeyeceğimi bilmem gerekir.
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam