“Bir süredir idman yapmıyorum. Halihazırda kendime yazdığım program birkaç saat sürecekmiş gibi geliyor, yorgunluk basıyor. Sonra kendime kapa çeneni diyorum. Yarım saatlik sayaç başlatıyorum. Arkaya canavar miximi açıyorum ve başlıyorum. Düşünmeye başladığım an biliyorum ki bırakacağım, yapıyorum sadece. Bir asker gibi, kusursuz bir silah gibi. Alıp istediğim şekilde kaldırıp indiriyorum ağırlıkları. Her tekrarda daha da güçleniyorum. Her tekrarda daha da terliyorum ve her tekrarda daha da eminim yapabileceğimden. Sinirleniyorum, nasıl bunu yapamayacağımı, uzun süreceğini düşündüm diye. Bittiğinde yaklaşık sekiz dakika kalmış oluyor geriye. Odaya yeğenim giriyor ve odanın ortasındaki haltere bakarak “Bu ne?” diye soruyor. “Ağırlık.” diyorum. Kaldırmaya çalışıyor, izliyorum. “Böyle tut.” diyerek ellerini alıp kavrayacağı şekli gösterdikten sonra kırk kiloyu birlikte kaldırıyoruz. Gülümsüyor bana bakıp. Kendisi kaldırmış gibi tebrik edip güldürdükten sonra kafasına bir öpücük konduruyorum. Odadaki her şeyi kurcalayıp yapmaması gereken şeyleri yaptırmadığımda ufak, sahte bir ağlama gösterisi yapıyor. Yüz ifademin değişmediğini görünce bırakıyor. Küçük dostum bu hareketlerin bana işlemeyeceğini anlamış durumda. Ayaklarını yere vururken “Olmaz.” diyorum yüz ifademi değiştirmeden. Odamdan yolluyorum. Reklamı bitirmem lazım. Bu sefer de iş sırtıma eklenecek 40 kiloymuş gibi hissettiriyor.”
1000Kitap
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu neredeyse her on yılda bir büyük bir savaşa giriyor (1828-29 Rus Savaşı, Kırım Savaşı vb.) ve bu savaşlar Anadolu’nun Müslüman-Türk erkek nüfusunu adeta eritiyordu. Üretim Durmuştu: Anadolu’da tarlayı ekecek köylü, devlete vergi verecek mükellef ve orduya alınacak asker kalmamıştı. Geniş tarım arazileri boş kalmıştı. Taze Kan: Çerkesler, Abhazlar, Çeçenler, Dağıstanlılar gibi savaşçı ve tarım kültürüne sahip yüz binlerce Kafkasyalı muhacir, Anadolu’nun boşalan tarım arazilerine yerleştirilerek ekonomiye can suyu yapıldı. İkinci kuşaktan itibaren bu nüfus, Osmanlı ordusunun en sadık askeri gücü haline gelecekti (Nitekim Teşkilat-ı Mahsusa’nın ve son dönem elit askeri kadroların önemli kısmı Kafkas muhacirleridir). İmparatorluğun en büyük korkusu, Balkanlar'da yaşanan toprak kayıplarının ve bağımsızlık isyanlarının Anadolu'da (Doğu Anadolu'da Ermeniler, Karadeniz'de Rumlar vasıtasıyla) tekrarlanmasıydı. Rusya bu azınlıkları kışkırtıyordu. Osmanlı Devlet Aklı, gelen Kafkas muhacirlerini rastgele değil, stratejik bir harita mühendisliğiyle yerleştirdi. Doğu Anadolu (Ermeni Bölgesi): Ermeni nüfusunun yoğun olduğu ve Rusya’nın nüfuz etmeye çalıştığı Doğu Anadolu hatlarına (Kars, Erzurum, Sivas, Muş, Van çevrelerine) yoğun şekilde Çerkes ve Kafkas toplulukları yerleştirildi. Amaç, Ermeni nüfus üstünlüğünü kırmak ve Rusya ile Ermeni tebaası arasına sadık, Ruslardan nefret eden Müslüman bir tampon duvar örmekti. Karadeniz (Rum Bölgesi): Karadeniz kıyılarına ve Samsun, Tokat, Amasya hattına yerleştirilen muhacirlerle, bölgedeki kadim Rum nüfusunun demografik ağırlığı dengelenmeye çalışıldı. Balkanlar ve Şam Hattı: Benzer şekilde, Hristiyan isyanlarını baskılamak için Balkanlar’a (Bulgaristan, Kosova) ve yerel bedevi/Dürzi isyanlarını
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tarlada ekin ekecek köylü, surda nöbet tutacak asker kalmadığında, harita üzerinde sınırlarınızı ne kadar geniş gösterirseniz gösterin, içerisi bomboş bir kabuktan ibarettir.
Tarih
Gönlüne asker gönderip barbar devletler kursam
Duygu ve Düşünce
“Carmen” öyküsü ile ilgili öğrendiğim bazı bilgiler
Bu öykü kitabında geçen “Gidyon’un kötü askerleri gibi yüzükoyun yere yatıp kana kana su içtim.” ifadesi, Eski Ahit’te geçen ve İsrailoğullarını kurtaran bir savaşçı olan Gidyon’a gönderme yapıyor. Rivayete göre 32.000 askeri olan Gidyon’a Tanrı, zaferin asker sayısıyla değil, kendi desteğiyle kazanılacağını göstermek için önce asker sayısını 10.000’e, ardından 300’e indirmesini söyler. Gidyon da askerlerini su içmeye götürür. Ellerini kullanarak suyu ağızlarına götürenleri yanına alır, diz çökerek su içenleri ise uzaklaştırır. Sonradan yapılan yorumlara göre, elleriyle su içenlerin çevrelerine karşı daha dikkatli ve gözlemci oldukları düşünülmüştür. Bu da böyle bir bilgi. 🙃
bazı fotoğraflarda canı sıkılan bir ağaç gibi bakıyorum dünyaya umduğum felaket bu değildi diyorum bu dünyada birini sevdik o da öldü diye karşılandığım bir yasta göğe bakıyorum ben de aferin diyorum tanrıya aferin çünkü şöyle savaşlara inandım sonuncu dünya savaşında kaç asker intihar etti kaç kez yutkundu dünya olsam mutlaka yanlış yerde nöbet bekleyen bir asker olacaktım kırk gün kırk gece aynı dalgınlıkla.. Seyyidhan Kömürcü