Klasik Kitap Önerileri.
Yanılgı: 1920'li yılların Fransası'nda geçer. Savaşın yıkımını yaşamış, duygusal olarak örselenmiş genç bir asker olan Yves ile başarılı bir iş adamıyla evli, burjuva ve romantik bir kadın olan Denise arasındaki yasak aşkı ve ikilinin iki ayrı uçurumdaki dünyalarını konu alır. Arada durup "Ne okuyorum şuan," olduğum bir kitaptı. Üç Kız Kardeş: Taşrada sıkışıp kalmış, sürekli "Ah bir Moskova'ya gitsek her şey düzelecek" diye hayal kuran ama eyleme geçemeyen üç kız kardeşin iç çekişi. Tamam, biraz garip oldu ama böyleydi dmmdmdm. Vişne Bahçesi: Değişen dünyaya ayak uyduramayıp geçmişin konforuna tutunan ve göz göre göre ellerindeki en değerli şeyi kaybeden bir ailenin buruk hüznü. Bu kitabı okurken bir vişne bahçesine sahip oldum ve onu sattılar. Troyalı Kadınlar: Savaşın arkasındaki büyük yıkımı, en büyük faturayı ödeyen Troyalı kadınları anlatan antik bir çığlık. Troyalı kadınların Akhalı komutanlara satılmasından tutun, Hekabe'nin yasına kadar kadınları okumak çok güzel ve iç parçalayıcıydı. Kassandra'yı gönderiyor mesela akıbetini bilmeden.. Kadınlar Ülkesi: Erkeklerin olmadığı, barış ve şefkat dolu bir dünyaya kazara düşen üç erkeğin şaşkınlığı, biraz da aptallığı. Beni bu kitaba fırlatın. Her anında şok oldum, annelik onlar için farklı bir boyut. Van'ın tespitlerine bittim, şakasız her sayfanın altı çizili. Terry'nin son ana kadar bir erkeğe rastlama umudu dmdmdm. Martin Eden: Ruth adında bir kadına aşık olup ona layık olabilmek için çalışan ve yeni keşfettiği tutkularının peşinden tökezleye tökezleyede olsa gitmeye çalışan Martın'in hikayesi. Ya aklım almıyor, sen sevdiğin kadına ve burjuvaziye yaranmak için yapmıyorsun bunu, ona layık olabilmek için yapıyorsun. Ama o kıymet bilmez nankör bencil Ruth için değmedi, olan ona oldu. Dört Oyun: __İçinde
Sermayenin Görünmez Zırhı: Çelişkili Sınıf Konumları, Baskı Aygıtları ve Hıncın Ekonomi-Politiği Tampon Bölgenin Sosyo-Psikolojik İşlevi Modern kapitalist üretim ilişkileri, kendi bekasını sadece saf ekonomik tahakkümle değil, bu tahakkümü görünmez kılan sofistike toplumsal katmanlar ve psikolojik savunma mekanizmalarıyla sürdürür. Bu mimarinin en kusursuz işleyen parçası, sosyolojide "çelişkili sınıf konumları" olarak kavramsallaştırılan orta sınıf, yani bugünün yaygın tabiriyle beyaz yakalılardır. Sermaye sınıfı ile işçi sınıfı arasında yapısal bir tampon bölge işlevi gören bu tabaka, sistemin ürettiği sınıfsal sürtünmeyi emmek ve radikal bir uyanışı engellemek üzere tasarlanmış sosyolojik bir kalkandır. 1. Yanlış Bilinç ve Hıncın Yataylaşması Beyaz yakalı çalışan, özü itibarıyla üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayan, geçinebilmek için emeğini satmak zorunda olan bir ücretlidir; yani nesnel ve yapısal olarak işçi sınıfına aittir. Ancak aldığı akademik eğitim, edindiği kültürel sermaye ve dahil olduğu tüketim kalıpları üzerinden kendini illüzyonel bir şekilde sermaye sınıfının dünyasına ait hissetme eğilimindedir. Sermayenin hegemonik lütfuna talip olan bu kitlede itaat öyle bir tavizsizlikle içselleştirilir ki, efendisinin en ufak sarsıntısını veya krizini dahi bir hikmet gibi soluyan, tabiri caizse "efendisi osurduğunda derin nefes alıp oh çeken" yapısal bir dalkavukluk habitusu neşet eder. Bu trajik konumlanmanın en büyük varoluşsal kâbusu, aradaki o ince statü çizgisini kaybedip mavi yakalıların veya güvencesiz yoksulların safına düşmektir. Bu derin "aşağı düşme korkusu", yoksullara karşı rasyonel bir empatiden ziyade patolojik bir öfke ve hınç doğurur. Beyaz yakalı, kendi ayrıcalıklı pozisyonunu ahlaki ve entelektüel olarak meşrulaştırmak için
Sosyoloji
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Her bir hareketinizde bana haber vereceksiniz asker
Alıntı
Gezide yemekhanede yan yana oturup sohbet ederek yemek yediğim asker abinin kısa uğraşlar sonucu instasını buldum manitası varmış ikimizin de kan grubu aynıydı evrenin bir yanlış mesajı dahaa
Küresel Tasarımın İç Motoru
Küresel Tasarımın İç Motoru: Türkiye’de Sermaye Transferleri, Elit İkameleri ve Aparat Mekaniğinin Krono-Politik Anatomisi (1952 - 2026) Metodolojik Çerçeve ve Deterministik Matris Modern Türkiye’nin makro-tarihsel patikası, salt iç siyasi rekabetlerin, ideolojik polarizasyonların ya da lineer bir demokratikleşme/otoriterleşme anlatısının ürünü değildir. Karşımızda, küresel hegemonyanın yapısal tasarım dalgaları ile yerel sermaye savaşlarının asimetrik bir biçimde birbirinin üzerine katlandığı, yüksek entropili ve deterministik bir matris bulunmaktadır. Bu matrisin en radikal ve dönüştürücü iç motoru, geç Osmanlı döneminden itibaren devletin kurucu unsuru ve iktisadi omurgası olan Rumeli ve Balkan muhaciri (özellikle Yunanistan göçmeni) seküler elit yapının, gücü ve finansı Karadeniz, Kafkas ve Doğu Anadolu kökenli yeni muhafazakâr/milliyetçi ağlara devretmesidir. Bu elit ikamesi, yalnızca yasal bürokrasinin değil; yargı, emniyet, istihbarat, finansman kanalları ve informal güç odaklarını da kapsayan total bir hegemonya transferidir. Bu süreçte hiçbir ideoloji, aktör ya da ittifak statik kalmamış; küresel sistemin bölgesel ajandası ile içerideki kliklerin hayatta kalma arzusu dönemsel aparatlar üzerinden enstrümante edilmiştir. Her aktörün bir "son kullanma tarihi" (expiration date) bulunmakta ve işlevini tamamlayan unsurlar sistem dışına itilmektedir. Aşağıdaki krono-politik hat; bahse konu derin kurumsal kırılmaların, asimetrik tasfiye mekanizmalarının ve büyük servet transferlerinin rasyonel, deterministik ve bütüncül bir dökümüdür. Krono-Politik Hat ve Jeopolitik Kırılma Eşikleri NATO Üyeliği ve Çevreleme Stratejisinin Kurumsal İmzası 18 Şubat 1952 Türkiye resmi olarak NATO’ya kabul edildi. Bu adım, devletin güvenlik bürokrasisinin küresel takvime entegre
Tarih
Benim bir yarım Azeri bir yarım Terekeme. Oğlak burcuyum ama bu iki milliyetimin verdiği hayâsızlıktan dolayı İkizler ve Aslan burcundan halliceyimdir. Hayâsızlık yetmiyormuş gibi birde erkeğim. Öz özüme belayım. Benim olduğum yerde ister çalıştığım yer olsun ister herhangi bir yer. Ben varsam orada geçmişte veyahut o gün olan herhangi bir sorunu dile getirmeyeceksin. İş halledilmişse bile sanki benim üzerime vazifeymiş gibi bir daha aynısı veya benzeri olmasın diye kendimce uğraşır, bir şeyler yaparım. Ben bu hayâsızlığım yüzünden bir gün başıma bela alacağım ama bu İstanbul'un kırık milletini bile asker yapabiliyorum. Huyum batsın. Çalıştığım yerde müşteriler en basit otoparkta engelli yerine arabaların yanaştığından muzdaripler. Haklılar da. Ben hemşire çocuğuyum. Bu milletin en ağır acısını bile çocukluğumdan bu yaşıma kadar iliklerine kadar gördüm. Yani doktor olsaydım Azrail'i kızgın sopayla kovalardım öyle Terekeme inadı var bende. Gece otoparkta didik didik devriye atarken hangi engelli yerine yanaşmış araba varsa çekip nokta atışı yerini yazıp gruptan paylaştım belki müdürler sahiplerini tanıyordur diye. Engelli yerine yanaşan arabalar da öyle kıçı kırık araba değil ha böbreğini satsan alamayacak türden. Rüyamda görsem psikolojik destek alabileceğim jipler var. Millet artık kara para mı haklıyor, kul hakkının namusuna mı göz diktiler... Yani şerefsizlik ancak fıtratın da olacak ki alabilesin...