• Yaklaşık yirmi beş seferde bizzat kendisi ordusunun başındaydı.

    İki imparatorluk, dört krallık ve on bir prensliğe son verdi.

    Osmanlı donanması, Fatih Sultan Mehmet zamanında dönemin en güçlü donanması olan Venedik donanmasından daha güçlü hâle geldi.

    Ordu ve donanmasını, teknik ve donanım bakımından en geç iki senede bir yenilerdi. Deniz kuvvetlerine, topçuluğa, piyade (yaya asker) ve süvari (atlı asker) sınıflarına, onun zamanında büyük önem verilmiş ve modern hâle getirilmiştir.
  • Sosyoekonomik açıdan geri bırakılmış toplumun zorunlu askerlik hizmeti yoluyla olumlu anlamda biçimlendiği düşüncesi asla geçerli değildir. Bunun kanıtı, nesillerdir askerlik hizmetini tamamlamış erkeklerin yönlendirdiği günümüz toplumunun mevcut düzeyidir. Askerliğin insanı adam ettiğine ilişkin inanç, bütünüyle temelsizdir. On dokuz yaşına kadar cahil bırakılmış genç erkekleri dayatma yoluyla, on beş ay içerisinde bilinçlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca izmarit toplayarak mıntıka temizliği yapmış olanla, kanalizasyonu denize akıtan aynı kişidir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca vatan sevgisi aşılanan insanla,devletine kazık atan aynı kişidir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca vatandaşını adam etmek için uğraşanla, insani gelişmişlik endeksinde dünya 84’üncüsü olan aynı ülkedir. Ordu, zorunlu katılımlara ihtiyaç duyamayacak kadar ciddi bir kurumdur. Aldığımız eğitimin süresi on haftadır. Çağdaş hiçbir ordu on haftalık erlere güvenerek varlığını sürdüremez. Kahramanlık şiirleri okuyan ve komando üniforması giymiş beş yaşındaki çocuklar kadar asker olan bizler, bu vatan için öleceğiz. Çünkü ne savaşmayı biliyoruz ne de hayata dair bir umudumuz var!”
  • İstanbul'un fethinden sonra Okmeydanı'nda büyük bir şenlik düzenlenmişti. Fetih ordusunun geçit töreninden sonra askerler arasında çeşitli yarışlar yapıldı. Tanınmış okçular ok attılar. Bu şenlikte dikkati çeken en önemli olay; İstanbul'u fetheden ordunun komutanı ve Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'in rütbesiz bir asker gibi askerinin arasına karışması, onlara yemek dağıtması, hizmet etmesi ve hediyeler dağıtmasıdır.

    Bu da Fatih Sultan Mehmet'in büyük bir komutan olduğu kadar alçak gönüllü bir kişiliğe de sahip olduğunu göstermektedir.
  • Bu kitaba inceleme yazan ilk kişi olmaktan dolayı çok mutluyum, açıkçası aynı zamanda da şaşırdım. Komşu olmamıza rağmen İran edebiyatına uzak kalışımızın etkisi tabiki çok büyük; ancak yine de İran'ı tanımak amacıyla kitap seçerken kolayca karşılaşabileceğiniz bir eser 'Dayıcan Napolyon'.

    Ana karakter, yani hikayenin anlatıcısı olan çocuğun dayısı Dayıcan Napolyon, bir manga asker ile Ingilizlere karşı savaşmış ve kendi hayatı ile Napolyon arasında paralellik kuran küçük rütbeli emekli bir askerdir. İran'da soylu sınıfa mensup ailesi içerisindeki yaşça yüksek konumu onu sözü dinlenen, otoriter bir konuma getirmiş, bununla birlikte bazı aile bireylerince pohpohlanarak büyük bir kahraman olduğuna da inandırılmıştır. Dayıcan, eczacı olan eniştesini aşağı tabakadan biri olduğu için her fırsatta aşağılar ve bu durum aile içerisinde çetin bir savaşın başlamasına sebep olur. Neyse ki Dayıcan'ın kızına aşık olan anlatıcımızın yanında amcası Esedullah Mirza vardır.

    Dayıcan'ın hizmetçisi Meskasım'ın, İngilizlere karşı kahramanlık anılarına dahil olması, Dayıcan'ın İngilizlerin kendisine yönelik operasyon düzenleyiceğine ilişkin her bölümde artan paranoyası gibi bir çok kısımda inanın çok güldüm; bu nedenle herşeyden önce çok güleceğinizi garanti ediyorum.Toplumsal eleştirinin en etkili yollarından biri olan mizahi anlatı yönü çok kuvvetli olan 'Dayıcan Napolyon'; İran halkının yaşayış biçimini, aile içerindeki ve sınıf tabakaları arasındaki ilişkileri görebilmek adına faydalı bir eser.
  • Çünkü hiçbir bankaya yatıramayacağın kadar hayat dolusun. Çok berbat bir durum bu, asker. Hayata bu kadar bağlanmak. Acıdan bu denli uzak kalmaya çalışmak.
  • Eğitimini tamamlamamak büyütülecek bir şey değildi. Ama askere gelmemek korkunçtu. Cehalet öldürmezdi ama asker kaçaklığı süründürürdü. Bunu kanunlar söylüyordu. Okulu sktir et ama askerliğini mutlaka yap, diyorlardı. Benim açımdan cahil kalmanda bir sorun yok, yeter ki asker ol. Çünkü kusura bakma ama, cehaletin umrumda bile değil. Peki, demiştik biz de.