• Bir haksızlıkla karşılaştınız ve karşı koyacak gücünüz yok mu?
    Haksızlığı yapanlara
    "Ben Polis veya asker çağıracağım" demek yerine
    "Ben gazeteci çağıracağım"deyin
    ve bulduğunuz uygun bir yere oturup olanları izleyin
  • Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
  • Batı Salıra'daki Fas işgalini yirmi yıldan beri sürekli kılan Fas Duvarı'ndan hiç, hiç ama hiç bahsedilmiyor. Binlerce asker tarafından nokta nokta mayınlanan, nokta nokta gözetlenen bu duvar, Berlin Duvarı'ndan altmış kat daha uzun. Neden bazı duvarlar bu kadar çok ses verirken bazı duvarlar bu kadar dilsiz acaba? Büyük iletişim araçlarının her gün inşa ettiği iletişimsizlik duvarlarından olabilir mi?
    Eduardo Galeano
    Sayfa 138 - Metis Yayınları
  • "'Burası, kaçan kölelerin sığındığı, toprakların ufak bir bölümünü ekip biçerek zorlukla geçimlerini sağladıkları kötü nam salmış bir yerdi. Kölelerin yeri keşfedildi ve bir grup asker bulundukları yere gönderildi. Tamamı yakalandı. Yalnız bir yaşlı kadın tekrar köle olmaktansa dağın yamacından atlayarak kendini parçalara ayırmayı seçti. Bunu yapan Romalı bir kadın olsaydı, yaptığı şey özgürlüğe duyulan asil aşk olarak adlandırılırdı, oysa şimdi buna zavallı bir zenci kadın kölenin vahşi dik başlılığı olarak bakılıyordu.'"
    Ann Druyan
    Sayfa 68 - Say Yayınları
  • Sözlerime başlamadan önce bu yazıyı her türlü önyargıyı, 'ben öyle duydum' ları bir kenara bırakarak,kitabı kimin yazdığından çok ne yazdığına odaklanarak okumanızı rica ediyorum.
    İnceleme sırasında kitaptan bahsetmekten çok kitabın bana ne hissettirdiğine değinmişim farkında olmadan,yıldızlar arası kısımları atlayabilirsiniz. :)
    ...
    Kitap Hz.Muhammed (s.a.v.)'in yaşantısı nasıl örnek alabilir ve kendi yaşantımızı O'nunkine nasıl benzetebiliriz üzerine.
    O'nun yaşantısı da ahlakı da zaten Kuran üzerine olduğu için kitapta ayetler ve onları yaşayarak temsil eden bir Peygamber anlatılmakta.
    Hz.Muhammed'in (s.a.v.) hayatını konu alan herhangi bir kitabı herkes hayatında bir kez olsun okumuştur ya da kulağına çalınmıştır bir şeyler...
    Bu tip kitaplarda benim rastladığım ortak özellik hep biyografik bir tarzda yazılmış olmalarıdır.Olaylar anlatılır,kronolojik sıralama vardır,anlatılan kişinin hayatındaki önemli olaylara değinilir varsa sözleri eklenir vs. Bunu önemli bir yazar,bir bilim adamı için yapabilirsiniz belki ancak konu Peygamber olunca,konu Allah'ın Râsulu olunca izlenmesi gereken yolun biraz daha farklı olması gerektiğine inanıyorum.
    Hz.Muhammed (s.a.v.) 'in hayatı yaşanmış bitmiş bir hayat değil bir defa.Bedenen bu dünyadan gitmiş olsa da O'nun getirdiği mesaj hala nefes alıyor ve nefes aldırıyor ruhlara. İsmet Özel'in deyimiyle 'canlı kalmayı' sürdüren bir hayat O'nun ki.
    Ancak canlı kalabilmesi ve bizlere nefes aldırabilmesi için iş bize düşüyor artık. O tebliğini yaptı,tebliğ yaptığına Rabb'ini de şahit tuttu ve gitti. Sıra bizde artık,sorumluluk bizim artık.Peki bu nasıl olacak?
    *Yıllarca o yukarıda bahsettiğim biyografik kitapları okuduktan sonra ben de bunu sordum kendime:"iyi güzel anlatıyorsun kardeş de dedim yazara benim bu rivayetten payıma düşen ne? Peygamberin bu olaydaki tavrı bana nasıl örnek olmalı? Bunca anlatılan şeyin benim hayatıma yansıması ne olacak?"
    Maalesef yazar bu sorularımı cevaplamadan kitabı bitirmiş olurdu hep.Bana da illa bir şeyin açık açık söylenmesi gerek ya,o pencerenin açılması gerek ya,bakıp bakmamak bana kalmalı sadece,öyle bir okurum ben de işte,biraz hazıra konan belki...
    Okumak güzel şey,O'nun hayatını okumak çok güzel şey ama bir şey eksik kalıyordu bu sebeplerden ve ben tatmin olamıyordum. Duygulanıyordum,etkileniyordum belki ama yaşım büyüdükçe zihnen boşlukta kalıyordum. Ve bu bir zaman sonra benim bugünüm ile O'nun dünde yaşanmış olsa da bugüne kadar yeten yetişen hayatı arasında mesafelere sebep oldu.
    Sonrasında başka başka yazarlarla tanıştım ve farklı bakış açılarıyla ele alınmış kitaplarla.Bu kitap da onlardan biri.
    Kafamda Hz.Muhammed (s.a.v.) deyince bir model oluşabiliyor artık,ısrarla kendisinin de vurguladığı ve vurgulaması emredilen 'insan haliyle',bizden,bizim içimizden birini hayal edebiliyorum sonunda. O'nun hayatıyla kendi hayatım arasında bağlantı kurabiliyorum artık.
    Çocuk haliyle mesela, bana umut aşılayan ve en büyük acılarla başa çıkabilmeyi öğreten benden küçük kardeşim gibi; büyüdükçe çalışkanlığıyla,güvenilirliği ve ahlakıyla bana örnek olan bir abi;sevgi dolu bir eş,sadık bir dost,şefkat dolu bir baba, sevimli bir dede,cesur bir asker,zeki bir lider...Bizden biri ama bizden çok daha iyi...*

    Kitapta Hz.Muhammed'in hayatında yer edinen çoğu olaya,kişilere,varlıklara değinilmiş -ancak köşe yazılarının bir derlemesi olduğundan bir miktar sınırlı kalmış- varlığa da dedim çünkü O "Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!" buyurmuş,dağı sevmeye kadar örnek olmuş bizlere...
    Sadece ne yaşandı,olup bitti anlatılıp bırakılmıyor kitapta,asıl mevzu da o zaten,vahiyden günümüze bir pencere açıyor yazar. Kitapta cümleler çoğunlukla “peki şimdi?..” diye başlıyor ve hemen ardından açıklıyor “o zaman bu yapıldıysa bu zamanda bize yüklenen sorumluluk da bizim üstümüze alacağımız üstümüzde taşıyacağımız şey de budur” diyor. Buyrun bir örnek efendim: #35030063
    Kitabın birkaç bölümü de karşılaştırmalı dinler tarihi tadında. Çoğunlukla Hristiyanlığın bozulmasından dem vurmuş yazar,Yahudileşme temayülleri,cahiliyedeki yalancı peygamberler ve günümüzdeki yansımalarından da bahsedilmiş.İslam’la karşılaştırmalı gidilmiş,bazı endişelerden bahsedilmiş İslam adına,çözümler sunulmuş.Sizin anlayışınıza uyar uymaz belki ama sorulan sorular hep cevaplanmış,havada bırakılmamış.
    Günümüze hitap eden,dünden bugüne yeni silinmiş tertemiz bir pencere açan, O’ndan bize ayetlerle,hadislerle köprü kuran o köprüde sizi yürüten bir kitap olmuş uzun lafın kısası. Köprünün manzarası da bir güzel bir güzel... :) Ne derlerse desinler yazarın kalemine sağlık! :)

    Bir fikrin veya şahsın taraftarı değil de Hakk’ın tarafında birlik olduğumuz güzel günlere ulaşmak duasıyla,sözlerimi Malcolm X’in bir sözüyle noktalıyorum:
    “Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil.”
    Selametle.

    Kitabın tamamını bazı sebeplerden dolayı okumak istemeyen veya vakit ayıramayacak olan ama göz gezdirme fırsatı eline geçen arkadaşlar için şiddetle okumalarını tavsiye ettiğim 2-3 sayfalık bölümleri de şuraya bırakıyorum:
    Bir Gül İle Bahar Gelir Mi?
    Gül Kokusunu Çağa Taşımak
    Peygamberimizi Sevmek (1,2,3)
    Uhud Savaşı’nın Yıldönümünde Akla Düşenler
  • Gamelin,yurtsever devrimci,kararlarında katı ve acımasız,kendi kardeşi bile sanık olsa acımayacak derecede adaletli.En azından böyle görüyor kendisini.

    Fransız devrimi dönemindeyiz.kliselerde İsa kutsalları indirilmiş yerlerine Rousseau(Jean Jacques),Brutus,Le Peltier büstleri konulmuş,rahibin kürsüsünde insanlik bildirgesi asılmış,ibadethane olarak kullanılan kliseler bir toplanma merkezine dönüşmüş, Cumhuriyetçiler toplantılarını kliselerde yapıyor.
    "Yaşasin kral" diye bağıran bir hizmetçi kadını mahkum eden cumhuriyetin devrim mahkemeleri sırf bu yüzden bizzat cumhuriyet insanları tarafından hor görülecek ve mahkemeyi yoketmek için cumhuriyeti yıkacaklardır. En sonda söyleyeceğimi ilk başta söyledim ve rahatım artık devam edebilirim.

    Kuklalar yaparak geçimini sağlyan bir adam kuklaları devrimle dalga geçecek şekilde yapıldığı ileri sürülerek idam edilebilir mesela,yada bir rahip 21 Haziran,19 Eylül,28 Mayıs tarihlerinde yurtseverliğini ispat edebilmiş mi diye sorguya çekilebilir,onaltı yaşındaki bir kız, yaramaz çocuklar gibi her şeyden,yoksulluktan baskıdan,ekmek kuyruğundan sıkılıp yaşasın kral diye bağırdığı için korkunç bir suç işlemiş sayılabilir,insanlar ikiye ayrılmıştır,yurtseverler ve hainler. Hainler ,yaş ,cinsiyet gözetilmeksizin cezalandıŕılacaklardır. Devrim mahkemesi ayrım yapmaz. İki tahta arasında üçgen bir metal gözleri kamaştırır,bu giyotindir.Giyotinin bir önceki günden kalma kanlarını köpekler dilleriyle temizlerler.Devrim mahkemesinden arta kalanları. Fransız devrimi kanla yapılmıştır buna en çok köpekler sevinmiştir.

    Ordunun başındaki bir general Avusturya'lılara karşı bozguna uğramışsa yalandan,bile bile yenildin diye giyotini boyluyordu. Genarellerin kazanmaktan başka şanslari yoktu yani,ya kazanırsın ya ölürsün,hem de şerefli bir asker için en kötü şekilde, vatan haini yaftası yapıştırılarak.Sıradan olmayan,kumandan olma ideali bulunan bir askerin krallığı savunması mantıksız değildir,tarihe bakıldığında yetişmiş tüm büyük kumandanlar krallık düzeninde yetişmiştir.Buradan Selim Pusat'a saygılarımı sunarak devam ediyorum.

    Bu kıyımlardan sonra beyaz elbisesini kirleten küçük bir kız çocuğunun çığlıkları içimize su serper,sadece annesinden terlik yiyordur.Ne mutluluk!

    Adalet dediğimiz şey kesinlikten uzak kuşkuculuğa yakın bir şey midir.Adalet karar vermek yerine kuşkuya düşerse kararın doğruluğu tartışılır.Hukuk evrensel değildir bu yüzdende ilim değildir,zamana ve şartlara göre binbeşyüz tane hukuk anlayışı varsa adalete güvenmek insanın kendini kandırmasıdır ancak.
    Bir adam sırf Gamelin öyle istiyor diye ölür.Bunun adı Gameline gösterilen saygıdır,oysa adamın tek suçu karanfile benzeyen kurumuş nar çiçeklerinin olmasıdır,bir nar çiçeği ne kadar benzeyebilr ki karanfile? Bir adamı öldürtecek kadar benziyor işte bu yeterli değil mi?

    Sessizlik ,giyotin hareket ederken duyulan sessizlik,bu sessizlik çok şey anlatır ama duyulan sadece küt sesidir,korkunç bir ses.Sesin anlattıklarıysa izleyiciler arasından sessiz sedasız sıyrılıp giden birini vurur,gözlerden birer damla yaş düşer yere,sessizdir bu düşüş,ama ne yansımalar vardır bu saydamkıkta,bir gözyaşının gücüyle yer titrer,hiçbir bomba bu denli titretememiştir yeri.Bir duvarcı ustası ,suçu kimbilir nedir,kendi yaptığı bir duvar dibinde kurşuna dizilir,düşer sırtı duvara dayalı olarak can verir,duvarın içi titrer...
    Fransız devrim mahkemesi giyotincidir,kurşuna dizilmelere karşıdır,kurşunları heba etmek nedendir,cephane zaten az kalmıştır,kurşuna dizilenler ne şanslıdır,ölecek insanlardan kurşunu esirgemeyin der biri yada demez,düşünür belki,içinden gülerek.Bunu söylemek suç sayılabilir çünkü.

    Sonrası iyice karanlık,bir kanunla bir kanun değiştirilir,değişen sadece bir kanundur, sebebi vakit kaybını önlemek,artık devrim mahkemesi soruşturma yapmayacaktı,sorgu sual yoktu,tanık yoktu,savunucu yoktu artık,sanık vardı ,hep olacaktı,sanık suçunu da,suçsuzluğunu da kendi içinde saklayıp juri üyelerinin yanından sessiz sedasız geçecekti,soluksuz.Karar bu geçiş sırasında verilecekti,en fazla yirmi saniye...
    Ne tasaruf!

    Bireyin hakları,özgürlük yitip gitsin,önemsizdi devrim mahkemesinin yurtsever savcı,yargıç ve jurilerinin yürek atışları her şeyi kurtarırdı çünkü.
    Suç bile ayaklar altındaydı,suç için gerekli olan şey biraz yürek biraz istek.Ama suçluların çoğunda ne istek ne de yürek vardı çünkü suçsuzdu çoğu.Tarafsızlıkta bir suçtu,sadece devrimi savunanlar suçsuzdu,geri kalan kim varsa ölmeliydi.Ölmek istemeyen mahkumlar bir yana ölmek isteyenlerde azımsanmayacak kadar çoktu.Hafiyelerin -ki bu hafiyeler herkes olabilir- cezaevlerine doldurduğu ve sıralarını bekleyen insan yığınları bir yana başlarını bir an önce vermek için sabırsızlananlarında işini halletmek gerekiyordu. Bazı acelecilerse,cellatlardan ve yargıçlardan tiksindikleri için gururla kendi yaşamlarına kendi elleriyle son veriyorlardı. Genç,sevilen,yakışıklı bir asker "Ne olur benim için yaşa" diyen sevgilisine aldırmadan,mahkeme karşısına dikilip, suçlama evraklarını tutuşturarak piposunu yakmıştı onunla.Tüm benliğiyle Cumhuriyetçi olduğu halde ,ne sevgilisi için,ne aşk,nede zafer için yaşamak istemiyordu artık.

    Yurtesever vatan evlatları.Yargıç,savci ve juri üyeleri ,güç onların elindeydi bir kadının gözüne bakmayı bırakın beslediği kedinin gözüne bakarak kimin suçlu olduğunu anında anlarlardı,onlar yurtseverdi çünkü,yurtsever olduklarınca Tanrılaşıyorlardı ve Tanrılar susamışlardı.
    Gamelin sokakta oynayan bir çocuk görse kucaklar,tüm zalimlikliklerim senin içindi çocuk derdi belki ,büyüyünce pırıl pırıl bir Fransa'da mutluluğunu,temizliğini bana borçlu olacaksın da diyebilirdi.Der ve sonra kimbilur kucakladığı çocuğun annesinin yada babasının boynunu vurdurtabilirdi.Gamelin bunu anlayayamayacak kadar uzaklaşmıştı kendinden,insanlığından.

    Oysa bir genç vardı bir zamanlar ,resim yapardı.Orestes ve Elektra adını koyacağı bir resim,yarım bıraktı,kara bir yürekle dolup taştı istese saçlarını okşayacağı bir Elektra'sı olabilirdi belkide ama kızkardeşi bile nefretle bakıyordu ona ve herkes gibi kaçıyordu,bu kadar yanılgıya düşmeseydi kendi ölümüyle yaşlı anasınıda acıdan öldürecek hale gelmezdi tıpkı Orestes gibi.Bu adam tıpkı tablosu gibi yarım kaldı gitti arkasında bir Elektra bırakamadan.Yanılmıştı bu adam.
    Başka bir adam,belkide aynı adam,ölüler birbirine benzer çünķü,aşık olduğu kızla belki aç,yoksul bir şekikde ama mutlu olarak kırlarda dolaşabilirdi,sevdiği kız ona "Güle güle sevgilim ,babam neredeyse döner,merdivenden inerken bir gürültü duyarsan hemen üst kata çık tehlike geçinceye dek inme. Sokak kapısını açmamı istediğin zaman kapıcı penceresine üç kez vurursun Güle güle canım! Güle güle ruhum!" derdi yine...
    Bir kız yine söylüyor,belkide aynı kız,vefasızlar birbirine benzer çünkü, başka ,bambaşka bir adama "Güle güle sevgilim,babam neredeyse döner.....sokak kapısını açmamı istediğin zaman..." Ah ölüler de yanılıyor işte!
    Devrimciler habire kılık değiştiriyor muhalif devrimciler siz daha az vatanseversiniz diye baştakileri indiriyor ve boyunlarını vurduruyor,bu böyle sürüp gidecek yurdunu daha fazla seven biri çıkana kadar devam edecekler Tanrılık rolüne.Bazı Tanrıların susuzluğu geçince yerine daha fena susamışlar gelecekti. Bu böyleydi,kral kalsa aynı şey,cumhuriyetçiler aynı,bir kaç yüzbin insan nedir ki,önemli olan gelecekteki pırıl pırıl hayatlar,yetim aynı zamanda öksüz bırakılan çocuklarla kurulacak bir gelecek.

    Cumhuriyetin ünlü parolası "Özgürlük, Eşitlik,Kardeşlik ya da Ölüm" sadece ölüm kısmında başarı sağlandı...
  • Köylerden birinde konaklayan tüm asker ve subayları Rumlar ve Bulgarlar “kesmişler”. Sadece ceset parçaları, birçok üniforma, tüfek ve cephane bulunmuş. Paşa önce bütün kadınları ve çocukları köyden çıkarttıktan sonra bütün erkekleri vurdurup köyü yaktırmış.
    Gustav Von Hochwachter
    Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 4. Basım