“Karşınızdakilerin söylediklerinizi unutmamalarını istiyorsanız, sözcükleri insan psikolojisini gözeterek sıralamalısınız. Asker ya da sivil, genel olarak insan.”
Bir asker olmanın, hem de ömrü harp sahnelerinde geçen bir asker olmanın kifayeti içinde bunları anlatmaya çalıştım. Saklamak ihtiyacını duymadığı üzüntüsünü, bile bile de olsa, şerefsiz bir müterakeyi ve silâh bırakmayı, şerefli bir mağlûbiyete tercih edememiş insanlar önünde duyulan takdirle kucaklaştırarak elimi uzun uzun sıktı:
"-Haklısınız... Çünkü Türk'sünüz..." dedi.
Bir asker cesetlerin üstünden geçerken bir şey dikkatini çekti. Dönüp ateş altında sakince ölünün kunduralarını çıkardı ve ayağına giydi. Bundan başka ne elbisesine, ne ceplerine, ne çantalarına dokundu, sonra sağlam ayakkabısıyla hücuma devam etti.
“ Ben de ne olduğumu bilmiyorum. Köprücü müyüm? Hekim miyim? Asker miyim? Köle miyim? Bunların hepsi sadece etiketler. İçten içe, ben benim. Bir yıl önce olduğumdan çok farklı bir benim ama bunun hakkında endişelenemem, bu yüzden de devam ediyorum ve nereye gitmem gerekiyorsa hayatımın beni oraya götüreceğini umuyorum. “
Çin'deki kültür devriminin yarattığı "devrimci romantizm" şu yöndedir:
"Yiğit işçi, köylü ve asker tipleri yaratacağız. Gerçek kişiler ya da olaylar yerine ülkücü tipler yaratmamız gerekir. Edebiyat ve sanat yapıtlarında yansıtılan hayat, gerçekte rastladığımız hayata göre daha mutlak, daha yoğun, daha tipik, daha ülkücü ve daha evrensel olmalıdır."